Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

İlişkilerde Sınır Koymak Bencillik mi?

11 Eylül 2025 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum

“Bencillik mi yapıyorum?” sınır koymaya niyetlenen pek çok kişinin içinden geçen ilk cümle budur. Oysa psikolojide sınır, sevgiyi azaltan bir duvar değil; ilişkiyi daha güvenli ve saygılı kılan bir çerçevedir. Kendi ihtiyaçlarını, duygularını ve değerlerini koruyabilen kişi; ilişkide daha net, daha öngörülebilir ve daha şefkatli olur.

Bencillik algısının kökeninde çoğu zaman bağlanma örüntüleri (özellikle onay arayışı yüksek, kaygılı bağlanma) ve “fedakârlık = sevgi” diyen kültürel kalıplar yatar. Çocuklukta “hayır” dediğinde suçluluk hissetmeyi öğrenmiş biri, yetişkinlikte sınır koyduğunda da kendini kötü hissedebilir. Bu yazı, “ilişkilerde sınır koymak bencillik mi?” sorusunu; ilişkisel iyilik hali ve güvenli bağlanma perspektifiyle yanıtlıyor ve pratik cümle örnekleri veriyor.

ilişkilerde sınır koymak becillik mi?


Sınır Koymak Ne Demek?

Tanım: Sınır, nerede başlayıp nerede bittiğinizi belirleyen görünmez çizgidir; duygularınızı, zamanınızı, enerjinizi ve değerlerinizi korur. Sınır; “seni dışarıda bırakmak” değil, “ikimizi de güvende tutmak” demektir.

Sınır ≠ Duvar

  • Duvar: Katı, temas kesici, cezalandırıcıdır (“Bitti, bir daha konuşmayacağım.”).
  • Sağlıklı sınır: Esnek, iletişime açık ve ilişkiyi düzenleyicidir (“Konuyu şimdi değil, sakinleştiğimizde konuşmak istiyorum.”).

Sınır Türleri (ilişkiler bağlamında):

  • Duygusal sınır: “Alay edilmek istemiyorum. Böyle konuşulduğunda inciniyorum.”
  • Zaman/enerji sınırı: “Her akşam uzun mesajlaşamıyorum; haftada 2 akşam olur.”
  • Fiziksel sınır: “Kalabalıkta sarılmayı sevmiyorum; sakin bir yerde daha rahatım.”
  • Dijital sınır: “Gün içinde anlık yanıt veremeyebilirim; uygunsa akşam konuşalım.”
  • Değer sınırı: “Kıskançlık veya takip baskısı benim için kabul edilebilir değil.”

İş–aile–romantik örnekler:

  • İş: “Mesai sonrası aramalara yanıt veremiyorum; ertesi gün 10:00’da dönerim.”
  • Aile: “Özel ilişkim hakkında detay paylaşmak istemiyorum.”
  • Partner: “Tartışma yükseldiğinde 20 dakika mola verip sonra konuşalım.”

Pratik ‘sınır cümleleri’:

  • “Bunu yapmak istemiyorum; benim için uygun değil.”
  • “Şu an konuşmaya hazır değilim, akşam 9’da devam edelim.”
  • “Bu dil beni incitiyor; böyle konuşulduğunda kendimi geri çekiyorum.”
  • “Özel alanıma saygı duyulmasını istiyorum; telefonumu paylaşmıyorum.”

Kısa kontrol listesi:

▢ İhtiyacım ne? ▢ Ne beni incitiyor? ▢ Nasıl ifade edeceğim? ▢ Ne zaman/mekan uygun? ▢ Sınırım ihlal edilirse ne yapacağım?


Sınır Koyunca Neden Bencilmişiz Gibi Hissederiz?

Sınır koyarken çoğu kişi içinden şu cümleyi geçirir: “Ya onu kırarsam? Ya bana bencil derse?” Bu duygunun birkaç kökeni vardır:

Bağlanma Stilleri ve Onaylanma İhtiyacı

Özellikle kaygılı bağlanan kişiler, ilişkiyi kaybetmemek için sürekli “evet” deme eğilimindedir. Partneri memnun etmek, kendi ihtiyacının önüne geçer. “Hayır” dediğinde reddedileceğini veya terk edileceğini hissedebilir. Bu da sınır koymayı, sanki sevgiye ihanetmiş gibi algılatır.

Kültürel Kalıplar: Fedakârlık = Sevgi

Toplumumuzda sıkça karşılaşılan inanç: “Gerçek sevgi, kendinden vazgeçmektir.”
Oysa sağlıklı sevgi, karşılıklı saygı ve özgürlük içerir. Sürekli kendinden ödün vermek, zamanla hem kişiyi hem de ilişkiyi tüketir. Ama bu kültürel kalıp, sınır koyan kişiye “bencil” damgası vurabilir.

Çocukluk Deneyimleri: Hayır Demekten Suçluluk

Çocukken “hayır” dediğinde cezalandırılmış, eleştirilmiş veya suçluluk hissettirilmiş biri, yetişkinlikte de aynı duyguyu taşır. “Kendi ihtiyacımı dile getirirsem sevilmem” şeması devreye girer. Böylece basit bir sınır bile yoğun suçluluk yaratır.

İlişkide Sorumluluk Dengesi

Bazı kişiler ilişkide kendini “fazla sorumlu” hisseder: karşı taraf üzülmesin, kırılmasın, mutsuz olmasın diye sürekli kendini geri çeker. Bu da sınır koymayı sanki “sorumluluktan kaçmak” gibi gösterir. Oysa sorumluluk, sadece kendimizi yok saymak değildir.


Sınırların İlişkilerdeki Önemi

Sınırlar, ilişkide soğuk mesafe yaratmaz; tam tersine daha sağlıklı ve güvenli bir bağlanma zemini oluşturur. Çünkü sınır koyan kişi, hem kendi ihtiyaçlarını hem de partnerinin ihtiyaçlarını netleştirir.

Güvenli Bağlanmayı Destekler

Kendi alanını koruyabilen kişi, partnerine de alan tanır. Bu, ilişkide “birlikteyiz ama boğulmuyoruz” dengesi yaratır. Sağlıklı sınırlar, kaygılı bağlanmanın aşırı yapışıklığını ve kaçıngan bağlanmanın mesafesini dengelemeye yardımcı olur.

Daha Net İletişim Sağlar

Sınırlar, beklentileri açık hâle getirir. “Benim için önemli olan şey budur” dediğinizde, partneriniz sizi daha iyi anlar. Bu da çatışmaların daha kolay çözülmesine olanak tanır.

 Saygıyı ve Değeri Artırır

Kişisel sınırlar, hem kişinin kendine hem de partnerine duyduğu saygıyı gösterir. Partner, “hayır” diyebilen kişiye daha çok güvenir; çünkü onun neye evet, neye hayır dediğini bilir.

Çatışmaları Azaltır

Belirsizlik, ilişkide en çok tartışmaya yol açan faktördür. Sınırlar net olduğunda beklentiler daha gerçekçi olur, yanlış anlamalar azalır. Bu da kavga sıklığını düşürür.

Gottman Yaklaşımı ile Paralellik

Çift terapisi alanında en çok araştırılmış yöntem olan Gottman Çift Terapisi’ne göre, mutlu çiftler “biz” olmanın yanında “ben” olmayı da başarır. Yani bireyselliğin ve birlikteliğin dengesi, ilişkiyi en çok besleyen unsurdur.


Sınır Koymanın Yanlış Anlaşılması

Çoğu zaman sınır koyan kişiler, çevresinden “soğuk, ilgisiz, sevgisiz, mesafeli” gibi tepkiler alır. Oysa sağlıklı sınır, sevgisizliğin değil, saygının işaretidir. Yanlış anlaşılmaların kaynağı, sınır ile mesafe arasındaki farkın karıştırılmasıdır.

“Hayır” = Sevgisizlik Değildir

Birine “hayır” dediğinizde aslında “seni reddediyorum” demiyorsunuz; sadece “kendi kapasitemi, ihtiyacımı ve değerimi koruyorum” diyorsunuz.

Örnek:

  • Yanlış algı: “Bu akşam buluşmak istemiyorsam seni sevmiyorum.”
  • Gerçek: “Bu akşam dinlenmeye ihtiyacım var, yarın buluşmayı çok isterim.”

“Kendi Alanıma İhtiyacım Var” = Kaçış Değildir

Kendi alanınıza sahip çıkmak, ilişkiyi bitirmek anlamına gelmez. Tam tersine, kişisel alanı olan birey daha güçlü bağ kurar.

Örnek:

  • Yanlış algı: “Telefonunu paylaşmıyorsan saklayacak bir şeyin var.”
  • Gerçek: “Kendi kişisel alanıma saygı gösterilmesini istiyorum, bu ilişkiye güvenimi artırır.”

Sınır = Ceza Değildir

Sınır koymak, partneri cezalandırmak ya da uzaklaştırmak için kullanılmaz. Eğer öyle yapılırsa duvar örmek olur. Sağlıklı sınır, iletişime kapı kapatmaz; iletişimi daha açık ve güvenli hâle getirir.

Örnek:

  • Yanlış algı: “Bunu bir daha yaparsan konuşmam!”
  • Gerçek: “Bu davranış beni incitiyor, böyle tekrarlandığında kendimi geri çekmek zorunda kalıyorum.”

Günlük Senaryolar

  • Mesajlaşma: “Her dakika cevap veremem → bu seni önemsemediğim anlamına gelmez.”
  • Aileyle ilişkiler: “Özel hayatımı paylaşmak istemiyorum → bu ailemi sevmediğim anlamına gelmez.”
  • İş–özel hayat dengesi: “Mesai sonrası iş telefonlarına bakmıyorum → bu işe değer vermediğim anlamına gelmez.”

✨ Özetle: Sınır koymak sevgiyi azaltmaz, sevgiyi daha görünür ve sürdürülebilir hâle getirir.


Sınır Koymak İlişkiyi Nasıl Güçlendirir?

Sınır koymak yalnızca bireyin kendini koruması için değil, ilişkinin daha sağlıklı bir zeminde devam etmesi için de önemlidir. Sağlıklı sınırları olan çiftler, uzun vadede daha doyumlu ve güvenli ilişkiler yaşar.

Daha Sağlıklı İletişim

Kendi ihtiyaçlarını açıkça ifade eden kişi, partnerini suçlamak yerine kendini anlatır. Bu da kavgaların azalmasına ve anlaşmazlıkların daha yapıcı bir şekilde çözülmesine yardımcı olur.

Örnek:

  • “Sen bana hiç zaman ayırmıyorsun!” yerine
  • “Beraber vakit geçirmeye ihtiyacım var, haftada bir akşamı birlikte planlamamız bana iyi gelir.”

Daha Fazla Saygı ve Güven

Sınır koymak, “ben buradayım” demektir. Kendi sınırlarına sahip çıkan kişi, partnerinin de sınırlarına daha kolay saygı duyar. Bu karşılıklılık ilişkide güveni artırır.


Kişisel Alanın Korunması → Daha Güçlü Bağ

Kişisel alanını koruyabilen birey, partneriyle ilişkisinde daha özgür hisseder. Bu özgürlük, bağı zayıflatmaz; aksine daha derin bir yakınlık kurmayı kolaylaştırır.

Gottman Çift Terapisi’nde de sıkça vurgulanan nokta: “Mutlu çiftler, hem birlikte hem de ayrı kalabilmeyi başarabilen çiftlerdir.”


Çatışmaların Daha Az Yıkıcı Olması

Sınırlar, tartışmalarda kırıcı sözlerin ve yıkıcı davranışların önüne geçer. Partnerler, birbirini kaybetme korkusuyla değil, çözüm arayışıyla konuşur.


✨ Özetle: Sınırlar, sevgiyi sınırlamaz; sevgiyi daha sürdürülebilir hâle getirir.


İlişkilerde sınır koymak, çoğu kişinin düşündüğü gibi bencillik değil; aksine hem kendini hem de partneri koruyan sağlıklı bir davranıştır. Sınır, sevgiyi azaltmaz; tam tersine sevginin daha net, saygılı ve sürdürülebilir şekilde yaşanmasına zemin hazırlar.

Unutmayın: “Hayır” demek, sevgisizliğin değil; özsaygının bir ifadesidir.
Kendi ihtiyaçlarınıza kulak verdiğinizde, partnerinize de daha dürüst, daha açık ve daha şefkatli bir şekilde yaklaşabilirsiniz.

Sağlıklı sınırları olan bireyler, hem kendileriyle hem de ilişkileriyle daha barışık olur. Çünkü gerçek yakınlık, sınırların yok sayılmasıyla değil; sınırların kabul edilip saygı duyulmasıyla mümkündür.

 

Kaygılı bağlanma Sınırlar
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Bipolar Bozukluk Nedir? Belirtileri, Türleri ve Tedavi Yöntemleri
Bipolar Bozukluk Nedir? Belirtileri, Türleri ve Tedavi Yöntemleri
8 Ekim 2025

Bipolar Bozukluk ve Türleri Nelerdir? Bipolar bozukluk, tekrarlayan dönemlerle...

Devamı
Madde Bağımlılığı ve İlişkiler
Madde Bağımlılığı ve İlişkiler
11 Haziran 2022

Madde Bağımlılığı ve İlişkiler Madde bağımlılığını; bağımlılık yapıcı...

Devamı
Uzun Süreli Yalnızlık: Beyin Üzerindeki Etkileri ve Çözüm Yolları
Uzun Süreli Yalnızlık: Beyin Üzerindeki Etkileri ve Çözüm Yolları
24 Ocak 2025

Modern yaşam tarzının yaygınlaşmasıyla birlikte, yalnızlık her yaştan insanın...

Devamı
Kırılgan Narsist Nedir? Belirtileri, Nedenleri ve İlişkilerde Etkileri
Kırılgan Narsist Nedir? Belirtileri, Nedenleri ve İlişkilerde Etkileri
15 Aralık 2024

Kırılgan narsisizm, kişinin kendilik değerini başkalarının onayına bağladığı,...

Devamı

Instagram

Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
“Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zam “Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zaman çocuklukta duygusal olarak yeterince görülmemiş olmanın izlerini taşır. Duygusal olarak yeterince ulaşılabilir olmayan ebeveynlerle büyüyen çocuk, sorunu kendinde arar. Daha uyumlu, daha başarılı, daha sessiz ya da daha az talepkar olursa sevileceğine inanır. Bu strateji çocuklukta ilişkiyi koruyarak hayatta kalmayı sağlar; ancak yetişkinlikte kişinin kendi ihtiyaçlarını bastırmasına, ilişkilerde fazla sorumluluk almasına ve sürekli onay aramasına yol açabilir.
İyileşme, geçmişte hayatta kalmanızı sağlayan bu eski örüntüyü fark etmekle başlar. Yetişkinlikte sağlıklı ve güvenli bağlar kurmak; kusursuz bir rol yapmayı değil, kendi sınırlarınız ve ihtiyaçlarınızla sahici bir şekilde var olabilmeyi gerektirir. Unutmayın, sevgi kazanılması gereken bir ödül değildir. Değeriniz, ne kadar faydalı olduğunuzla değil; var olmanızla ilgilidir. 🩵
#psikoloji
Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize yakıştıramayız.
Öfke, kıskançlık, kırılganlık ya da güç arzusu bazen ‘ben böyle biri değilim’ diyerek bilinçdışına itilir. Ama bastırılan şey kaybolmaz; çoğu zaman başka insanlarda bizi en çok rahatsız eden şey olarak geri döner. Jung buna gölge der. Dr. Jekyll ve Bay Hyde hikayesi de tam olarak bunu anlatır: insanın kendinden ayırmaya çalıştığı karanlık yan, yok olmaz; güçlenerek geri döner. 
Bu bölümde gölgeyi, projeksiyonu ve neden bazı yanlarımızı inkar ettiğimizi bu hikaye üzerinden anlatıyorum. 
Bu sorunun cevabını Jung’un gölge kavramı üzerinden daha derinlemesine anlamak isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. 
Bölümü Apple Podcasts ve Spotify’dan dinleyebilirsiniz 🎙️
#psikoloji #podcast
Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sah Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sahici bir yakınlık kuramamaktan doğar. Bu nedenle insan bazen kalabalıkların içinde, ilişkilerin ortasında ve sürekli iletişim hâlindeyken bile kendini derinden yalnız hisseder. 
Sorun her zaman çevrede kaç kişinin olduğu değildir; o ilişkilerin ne kadar güvenli, karşılıklı ve duygusal olarak taşıyıcı olduğudur.
Sosyal medya çağında bu ayrım daha da belirginleşti. İnsanlar hiç olmadığı kadar görünür, ulaşılabilir ve bağlantı içinde. Ancak bağlantının artması, yakınlığın da arttığı anlamına gelmiyor. Mesajlaşmak, birbirini izlemek ya da sürekli çevrimiçi kalmak; anlaşılma, görülme ve duygusal olarak karşılık bulma ihtiyacını her zaman karşılamıyor. Bu yüzden kişi çok sayıda ilişki içinde olsa bile, gerçek bir temas yaşamadığında yalnızlık sürüyor.
Yalnızlığı ağırlaştıran bir başka etken de, tek başına olmaya yüklenen anlamdır. Çünkü tek başınalık ile yalnızlık aynı şey değildir. Tek başına olmak kimi zaman içe dönüş, dinlenme ve ruhsal toparlanma alanı sunabilir. Yalnızlık ise ilişki içinde de hissedilebilen bir kopukluk hâlidir. İnsan her yalnız kaldığında zarar görmez; ama kendisi olarak var olamadığı ilişkiler içinde giderek daha fazla yalnızlaşabilir.
Bu yüzden yalnızlığı yalnızca daha fazla sosyalleşme ihtiyacı olarak görmek yeterli değildir. Bazen ihtiyaç duyulan şey daha çok insan değil, daha sahici temas; bazen de yakınlıkla, mesafeyle ve tek başınalıkla kurulan içsel ilişkiyi yeniden düşünmektir🌷
#psikoloji
Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı geliştirdikleri bilinçdışı korkuyu ve bir başkası tarafından korunma, yönlendirilme ya da “kurtarılma” arzusunu anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Bu nedenle, bir klinik tanıdan çok, belirli bir psikolojik ve toplumsal örüntüye işaret eder.
Bu örüntüde kişi, yaşamını dönüştürecek gücü kendi içinde değil, dışarıda aramaya başlayabilir. İlişkilerde partnerin idealize edilmesi, aşırı uyum sağlama, kendi benliğini geri plana itme ve güvende hissetmek için bir başkasının varlığına ihtiyaç duyma bu yapının sık görülen görünümlerindendir.
Kavramın dikkat çekici yanı, yalnızca bireysel psikolojiyle değil; masallar, kültürel anlatılar ve toplumsallaşma süreçleriyle de ilişkili olmasıdır. 
Külkedisi masalında olduğu gibi, kadın bekler, sabreder, uyum gösterir; değişim ise kendi eyleminden çok dışarıdan gelen bir figürle mümkün olur. Böylece bağımsızlık, özgürleştirici bir alan olmaktan çıkıp kaygı uyandıran bir alana dönüşebilir.
Psikodinamik açıdan bakıldığında ise bu örüntü, bağımsızlıkla ilgili çatışmalı duyguların bastırılması üzerinden de okunabilir.
🌷
#psikoloji
Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı role geçmeyi anlatır. Kişi karşısındakini sevmekle yetinmez; onu toparlamaya, iyileştirmeye, taşımaya ve düzeltmeye de çalışır.
İlk bakışta bu, sevgi, fedakarlık ve bağlılık gibi görünebilir. Ama zamanla ilişki, iki kişinin birbirine eşlik ettiği bir alan olmaktan çıkıp birinin diğerini sürekli düzenlemeye çalıştığı bir yapıya dönüşebilir.
Bu dinamikte partnerin sorunları kişinin gündemine dönüşür, partnerin duyguları ise kendi sorumluluğu gibi hissedilir. Kimi zaman dışarıdan “çok ilgili” görünen tutumun altında, kaybetme korkusu ya da vazgeçilmez olma ihtiyacı da bulunabilir.
Oysa sağlıklı destek vermek ile kurtarıcı role geçmek aynı şey değildir. Destek vermek, karşı tarafın yerine yaşamak değil; yanında olurken yine de onun kendi ayakları üzerinde durmasına alan açmaktır.
Beyaz şövalye dinamiğinde ise bu denge bozulur. Bir süre sonra sevgi ile sorumluluk, şefkat ile yük taşıma birbirine karışır. Bu da ilişkide eşitliği zedeler; yorgunluk, kırgınlık ve bastırılmış öfke yaratabilir ❤️‍🩹
Çoğu zaman bu rol kötü niyetle değil, iyi niyetle başlar. Ama yine de şu fark önemlidir: Sevgi, birini taşımak değildir. Destek olmak, onun yerine yaşamak değildir. 
Yakınlık, birini kurtarma görevi değildir.
#psikoloji
Instagram'da takip et

Konular

  • İlişkisel Örüntüler
  • Bağlanma ve Yakınlık Sorunları
  • Travma ve Psikolojik İzler
  • Kişilik Yapıları
  • İçsel Çatışmalar ve Anlam Arayışı
  • Kaygı, Kontrol ve Aşırı Düşünme
  • Rüyalar ve Bilinçdışı Süreçler

Hızlı Erişim

  • Hakkımda
  • S.O.S Podcast
  • Spotify'da Dinle
  • Apple Podcasts'te Dinle
  • Bireysel Danışmanlık
  • Çift Danışmanlığı
  • İletişim

Yasal Uyarı

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır. Yazılı izin alınmaksızın kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz.