Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

İlişkilerde Şiddet Türleri Nelerdir?

18 Kasım 2024 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum

İlişkilerde şiddet yalnızca fiziksel zarar vermekle sınırlı değildir. Kontrol etme, korkutma, tehdit, aşağılama, ekonomik baskı, sosyal çevreden uzaklaştırma ve kişinin kararlarını kısıtlama da şiddet döngüsünün parçası haline gelebilir. Bu nedenle ilişkide şiddeti anlamak, yalnızca tartışmanın şiddetlenmesine değil, ilişkide güç, kontrol ve güvenlik dengesine de bakmayı gerektirir.

John Gottman ve Neil Jacobson, şiddet içeren ilişkiler üzerine yaptıkları çalışmalarda şiddetin farklı örüntülerle ortaya çıkabildiğini vurgular. Bu ayrım özellikle çift terapisi açısından önemlidir; çünkü her şiddet dinamiği aynı şekilde ele alınmaz.

Karakterolojik Şiddet Nedir?

Karakterolojik şiddet, ilişkide güç ve kontrol kurma amacıyla ortaya çıkan, tekrar eden ve çoğu zaman korkutma ile sürdürülen bir şiddet örüntüsüdür. Bu tür ilişkilerde şiddet yalnızca bir tartışma anında kontrolün kaybedilmesi değildir; partneri denetleme, sindirme ve bağımlı hale getirme işlevi taşır.

Bu durumda fail ve zarar gören kişi arasındaki güç dengesi belirgin biçimde bozulur. Tehdit, takip, kıskançlık adı altında kontrol, sosyal çevreden uzaklaştırma, ekonomik baskı ve fiziksel şiddet aynı döngünün parçaları haline gelebilir. Bu tür ilişkilerde çift terapisi çoğu zaman uygun değildir; çünkü çift terapisi karşılıklı sorumluluk varsayımıyla çalışır, oysa karakterolojik şiddette öncelik ilişkiyi onarmak değil, güvenliği sağlamaktır. Gottman Enstitüsü de şiddet değerlendirmesinde şiddet ile baskı/kontrol örüntülerinin ayırt edilmesinin önemli olduğunu vurgular.

Durumsal Şiddet Nedir?

Durumsal şiddet, sürekli bir kontrol ya da korkutma amacı olmadan, yoğun tartışma anlarında ortaya çıkan şiddet davranışlarıdır. Örneğin tartışma sırasında eşyalara zarar verme, kolu sertçe tutma ya da ani bir öfke patlaması bu başlık altında değerlendirilebilir.

Ancak “durumsal” olması, davranışın önemsiz olduğu anlamına gelmez. Şiddetin her türü ciddiye alınmalıdır. Buradaki ayrım, ilişkinin genelinde korkutma, denetleme ve sistematik kontrol olup olmadığıyla ilgilidir. Eğer güvenlik riski, tekrar eden şiddet, tehdit veya baskı varsa süreç çift terapisi üzerinden değil, güvenlik ve bireysel destek üzerinden değerlendirilmelidir.

Çift Terapisi Ne Zaman Uygun Değildir?

Şiddet içeren ilişkilerde en önemli soru “bu ilişki nasıl onarılır?” değil, “kişiler güvende mi?” sorusudur. Fiziksel şiddet, tehdit, korkutma, takip, cinsel zorlama, ekonomik kontrol ya da partnerin sosyal çevreden izole edilmesi varsa çift terapisi uygun bir ilk seçenek değildir.

Bu tür durumlarda zarar gören kişinin güvenli bir plan yapması, yakın çevresinden ve ilgili kurumlardan destek alması önem taşır. Türkiye’de kadınların ve çocukların maruz kaldığı şiddet ve taciz gibi durumlarda acil destek amacıyla KADES uygulaması resmi bir seçenek olarak sunulmuştur. Acil tehlike durumlarında 112 Acil Çağrı Merkezi’ne başvurulmalıdır.

Şiddet Döngüsünü Fark Etmek Neden Önemlidir?

İlişkide şiddeti fark etmek bazen zordur; çünkü şiddet her zaman açık bir fiziksel saldırıyla başlamaz. Sürekli kontrol edilmek, küçük düşürülmek, korkutulmak, suçlanmak, yalnızlaştırılmak ya da karar alma hakkının elinden alınması da kişinin güvenlik ve özgürlük duygusunu zedeler.

Sağlıklı ilişkilerde çatışma olabilir; ancak çatışma korku, tehdit ve kontrol üzerine kurulmaz. Bir ilişkide kişi kendini sürekli tetikte, suçlu, değersiz ya da güvensiz hissediyorsa bu durum ciddiye alınmalıdır. Şiddet içeren ilişkilerde öncelik, ilişkiyi sürdürmek ya da düzeltmek değil, güvenliği sağlamak ve uygun destek kanallarına ulaşmaktır.

Ek Kaynak: İlişkilerde şiddet ve çift terapisi açısından güvenlik değerlendirmesi hakkında ek bilgi için Gottman Institute’un V is for Violence yazısı inceleyebilirsiniz.

Çift Terapisi
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Metamfetamin ve Beyin Üzerindeki Etkileri
Metamfetamin ve Beyin Üzerindeki Etkileri
7 Eylül 2021

Metamfetamin Metamfetamin, santral sistemde sinir uçlarında dopamin,...

Devamı
Psikoterapi Yaklaşımları Nelerdir?
Psikoterapi Yaklaşımları Nelerdir?
5 Eylül 2021

Psikoterapi yaklaşımları, kişinin yaşadığı duygusal, düşünsel, davranışsal ve...

Devamı
İnsanlar Değişir mi? Romantik İlişkilerde Değişimin Rolü
İnsanlar Değişir mi? Romantik İlişkilerde Değişimin Rolü
11 Şubat 2025

İnsanların gerçekten değişip değişemeyeceği, psikoloji alanında uzun süredir...

Devamı
Mutluluk Korkusu: Neden Bazı İnsanlar Mutluluk Hissinden Kaçar?
Mutluluk Korkusu: Neden Bazı İnsanlar Mutluluk Hissinden Kaçar?
22 Ağustos 2025

Mutluluk, insanlar için evrensel bir arzu gibi görünür. Çoğu birey daha huzurlu,...

Devamı

Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
“İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimiz “İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimizde, onu dış dünyada kaderimizmiş gibi yaşarız.” - Jung
Bazen benzer ilişkilere çekilir, benzer insanlara öfkelenir, benzer durumlarda geri çekilir ya da aynı tür hayal kırıklıklarını farklı sahnelerde yeniden yaşarız. Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar şanssızlık, kader ya da hayatın bize hazırladığı bir tekrar gibi görünebilir. Oysa dış dünyada sürekli karşımıza çıkan şey, bazen içimizde henüz fark edilmemiş olanın izidir.
Bilinçdışı, yalnızca bastırılmış anılardan ya da unutulmuş deneyimlerden oluşmaz. Çocuklukta geliştirdiğimiz savunmalar, ilişkiler içinde öğrendiğimiz roller, kendimize dair inançlarımız, korkularımız, arzularımız ve gölgede kalan yanlarımız da bilinçdışının parçalarıdır. 
Örneğin “Ben hep terk ediliyorum” diye düşündüğünüzde, farkında olmadan terk edilmeyi bekleyen, yakınlığı tehdit gibi algılayan ya da ilişkilerde kendinizi sürekli aynı mesafeye yerleştiren bir iç düzenekle hareket ediyor olabilirsiniz. 
Bu yaşadığınız acının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, acının yalnızca dış koşullardan değil, içsel tekrar örüntülerinden de beslendiğini gösterir. Elbette her şeyin nedeni bilinçdışı değildir. Toplumsal koşullar, travmalar, kayıplar, ekonomik gerçekler ve başkalarının davranışları yaşamımız üzerinde gerçek bir etkiye sahiptir.
Fark edilmeyen duygu çoğu zaman davranışa dönüşür. Kabul edilmeyen öfke pasif saldırganlık olarak ortaya çıkabilir. Tanınmayan değersizlik hissi sürekli onay arayışına dönüşebilir. Yüzleşilmeyen korku ise kontrol ihtiyacı olarak ilişkilerimize sızabilir. 
Bilinçli hale getirmek, yalnızca zihinsel olarak “anlamak” değildir. Kendi iç dünyamızı gözlemleyebilmek, duygularımıza isim verebilmek, tetiklendiğimiz anları fark edebilmek ve eski tepkilerimizle bugünkü gerçekliği ayırt edebilmektir. 
Terapi de çoğu zaman tam olarak bu alanda çalışır: kader sandığımız tekrarları psikolojik bir dile çevirmek. İç dünyamızı tanımaya başladığımızda dış dünya tamamen değişmeyebilir. Ancak biz, aynı dünyaya aynı bilinçdışı zorunluluklarla cevap vermek zorunda kalmayız. 🌷
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar
#psikoloji
Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
“Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zam “Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zaman çocuklukta duygusal olarak yeterince görülmemiş olmanın izlerini taşır. Duygusal olarak yeterince ulaşılabilir olmayan ebeveynlerle büyüyen çocuk, sorunu kendinde arar. Daha uyumlu, daha başarılı, daha sessiz ya da daha az talepkar olursa sevileceğine inanır. Bu strateji çocuklukta ilişkiyi koruyarak hayatta kalmayı sağlar; ancak yetişkinlikte kişinin kendi ihtiyaçlarını bastırmasına, ilişkilerde fazla sorumluluk almasına ve sürekli onay aramasına yol açabilir.
İyileşme, geçmişte hayatta kalmanızı sağlayan bu eski örüntüyü fark etmekle başlar. Yetişkinlikte sağlıklı ve güvenli bağlar kurmak; kusursuz bir rol yapmayı değil, kendi sınırlarınız ve ihtiyaçlarınızla sahici bir şekilde var olabilmeyi gerektirir. Unutmayın, sevgi kazanılması gereken bir ödül değildir. Değeriniz, ne kadar faydalı olduğunuzla değil; var olmanızla ilgilidir. 🩵
#psikoloji
Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize yakıştıramayız.
Öfke, kıskançlık, kırılganlık ya da güç arzusu bazen ‘ben böyle biri değilim’ diyerek bilinçdışına itilir. Ama bastırılan şey kaybolmaz; çoğu zaman başka insanlarda bizi en çok rahatsız eden şey olarak geri döner. Jung buna gölge der. Dr. Jekyll ve Bay Hyde hikayesi de tam olarak bunu anlatır: insanın kendinden ayırmaya çalıştığı karanlık yan, yok olmaz; güçlenerek geri döner. 
Bu bölümde gölgeyi, projeksiyonu ve neden bazı yanlarımızı inkar ettiğimizi bu hikaye üzerinden anlatıyorum. 
Bu sorunun cevabını Jung’un gölge kavramı üzerinden daha derinlemesine anlamak isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. 
Bölümü Apple Podcasts ve Spotify’dan dinleyebilirsiniz 🎙️
#psikoloji #podcast
Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sah Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sahici bir yakınlık kuramamaktan doğar. Bu nedenle insan bazen kalabalıkların içinde, ilişkilerin ortasında ve sürekli iletişim hâlindeyken bile kendini derinden yalnız hisseder. 
Sorun her zaman çevrede kaç kişinin olduğu değildir; o ilişkilerin ne kadar güvenli, karşılıklı ve duygusal olarak taşıyıcı olduğudur.
Sosyal medya çağında bu ayrım daha da belirginleşti. İnsanlar hiç olmadığı kadar görünür, ulaşılabilir ve bağlantı içinde. Ancak bağlantının artması, yakınlığın da arttığı anlamına gelmiyor. Mesajlaşmak, birbirini izlemek ya da sürekli çevrimiçi kalmak; anlaşılma, görülme ve duygusal olarak karşılık bulma ihtiyacını her zaman karşılamıyor. Bu yüzden kişi çok sayıda ilişki içinde olsa bile, gerçek bir temas yaşamadığında yalnızlık sürüyor.
Yalnızlığı ağırlaştıran bir başka etken de, tek başına olmaya yüklenen anlamdır. Çünkü tek başınalık ile yalnızlık aynı şey değildir. Tek başına olmak kimi zaman içe dönüş, dinlenme ve ruhsal toparlanma alanı sunabilir. Yalnızlık ise ilişki içinde de hissedilebilen bir kopukluk hâlidir. İnsan her yalnız kaldığında zarar görmez; ama kendisi olarak var olamadığı ilişkiler içinde giderek daha fazla yalnızlaşabilir.
Bu yüzden yalnızlığı yalnızca daha fazla sosyalleşme ihtiyacı olarak görmek yeterli değildir. Bazen ihtiyaç duyulan şey daha çok insan değil, daha sahici temas; bazen de yakınlıkla, mesafeyle ve tek başınalıkla kurulan içsel ilişkiyi yeniden düşünmektir🌷
#psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.