Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
featured_image

Narsisizm Nedir? Belirtileri, Türleri ve Kişilik Bozukluğundan Farkı

28 Aralık 2023 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum

Narsisizm, kişinin kendilik değerini koruma ve düzenleme biçimini anlatan psikolojik bir kavramdır. Belirli bir düzeyde her insanda bulunur ve kendine değer verebilmenin temelidir. Sorun, bu düzenlemenin dışarıdan gelen hayranlığa bağımlı hâle geldiği, eleştirinin kişiliğin tümünü tehdit ettiği ve ilişkilerin bu ihtiyacın etrafında şekillendiği noktada başlar. Narsisistik özelliklere sahip olmak ile narsisistik kişilik bozukluğu tanısı almak aynı şey değildir.

Narsisizm, son yıllarda gündelik dilde en çok yıpranan psikoloji kavramlarından biri oldu. Bencil davranan, dinlemeyen ya da kendini beğenmiş görünen herkes kolaylıkla “narsist” olarak adlandırılıyor. Oysa klinik anlamda narsisizm bir karakter suçlaması değil; kişinin kendilik değerini nasıl ayakta tuttuğunu anlatan bir düzenleme biçimidir. Bu yazıda kavramın kökenini, sağlıklı ve patolojik biçimlerini, narsisistik kişilik bozukluğunun tanı ölçütlerini ve bu örüntülerin ilişkilerde nasıl göründüğünü ele alıyoruz.

Narsisizm Nedir?

Narsisizm, kişinin kendilik değerini kurma, koruma ve onarma biçimidir. Kavram adını, Yunan mitolojisinde suda kendi yansımasına âşık olan Narkissos’tan alır. Psikanalitik literatüre ise Freud’un 1914 tarihli “Narsisizm Üzerine Bir Giriş” metniyle girmiştir. Freud burada narsisizmi bir hastalık değil, ruhsal gelişimin olağan bir aşaması olarak ele alır.

Sonraki dönemde Heinz Kohut, narsisizmi patolojinin değil kendilik gelişiminin merkezine yerleştirdi. Kohut’a göre çocuk, bakım verenden gelen aynalanma yani görülme, değerli bulunma ve karşılık alma deneyimiyle sağlam bir kendilik duygusu geliştirir. Bu deneyim yeterince yaşanmadığında kişi, yetişkinlikte bu işlevi dışarıdan sürekli talep etmek zorunda kalabilir.

Bu nedenle klinikte narsisizm, “kendini çok sevmek” olarak değil, kendini sevebilmek için sürekli dışarıya ihtiyaç duymak olarak anlaşılır.

Sağlıklı Narsisizm ile Patolojik Narsisizm Arasındaki Fark Nedir?

Sağlıklı narsisizm, kişinin kendi değerini içeriden üretebilmesidir. Patolojik narsisizmde ise bu üretim durur ve değer duygusu tümüyle dış onaya bağlanır.

Sağlıklı narsisizm Patolojik narsisizm
Değer kaynağı Ağırlıklı olarak içeriden; onay hoşa gider ama zorunlu değildir Dışarıdan; onay kesildiğinde değer duygusu çöker
Eleştiri karşısında Rahatsız eder, düşünülebilir Kişiliğin tümüne yönelik bir saldırı gibi yaşanır
Empati Karşıdakinin deneyimi ayrı bir gerçeklik olarak tanınır Karşıdaki, kendi ihtiyacını karşılayan bir işlev olarak görülür
Hata karşısında Sorumluluk alınabilir Sorumluluk dışarı yansıtılır
İlişkiler Karşılıklılık taşır Değer sağlama işlevi üzerinden kurulur

Bu tablo bir sınıflandırma aracı değildir. İkisi arasındaki sınır keskin değildir ve aynı kişi farklı dönemlerde farklı noktalarda durabilir. Baskı, kayıp ya da başarısızlık dönemlerinde herkeste narsisistik savunmalar belirginleşebilir.

Narsisistik Kişilik Bozukluğu Tanı Ölçütleri Nelerdir?

Narsisistik kişilik bozukluğu, büyüklenmeci bir kendilik algısı, aşırı beğenilme ihtiyacı ve empati eksikliğinin ergenlik ya da erken erişkinlikte başlayıp farklı bağlamlarda süreklilik gösterdiği bir tanıdır. DSM-5’te dokuz ölçüt tanımlanır ve tanı için bunlardan en az beşinin bulunması aranır:

  1. Kendi önemine dair büyüklenmeci bir duygu; başarıların ve yeteneklerin abartılması
  2. Sınırsız başarı, güç, parlaklık, güzellik ya da ideal aşk düşlemleriyle zihnin meşgul olması
  3. Kendini özel ve benzersiz görme; yalnızca özel ya da yüksek konumdaki kişilerce anlaşılabileceğine inanma
  4. Aşırı beğenilme ihtiyacı
  5. Hak ettiği duygusu; özel muamele göreceğine dair mantıksız beklenti
  6. İlişkilerde karşıdakini kendi amaçları için kullanma
  7. Empati eksikliği; başkalarının duygu ve ihtiyaçlarını tanımada isteksizlik
  8. Sık sık başkalarını kıskanma ya da başkalarının kendisini kıskandığına inanma
  9. Kibirli, küstah tutum ve davranışlar

Toplum örneklemlerinde tanının yaygınlığı düşüktür; çalışmalar arasında belirgin farklılık bulunmakla birlikte oran genellikle yüzde bir civarında bildirilir. Bu, gündelik dilde kullanılan “narsist” ifadesinin ne kadar geniş bir alana yayıldığını gösterir.

Tanı yalnızca ruh sağlığı uzmanının değerlendirmesiyle konur. Bir ölçütü ya da birkaçını taşımak tanı anlamına gelmez.

Narsisizmin İki Görünümü: Büyüklenmeci ve Kırılgan

Narsisizm tek bir görünümde ortaya çıkmaz. Araştırmalarda en tutarlı biçimde ayrışan iki biçim büyüklenmeci ve kırılgan narsisizmdir. İkisinin ortak zemini aynıdır: kendilik değerinin dışarıdan gelene bağımlı olması. Farklılık, bu bağımlılığın nasıl gizlendiğindedir.

Büyüklenmeci narsisizm, dışarıdan görünür olan biçimdir. Kişi kendinden emin, iddialı ve baskındır; ilgi ve hayranlık açıkça talep edilir. Eleştiri karşısında tepki genellikle öfke ya da küçümsemedir.

Kırılgan narsisizm ise içe dönük ve fark edilmesi güç biçimdir. Kişi dışarıdan çekingen, alıngan ve kendinden emin olmayan biri gibi görünür; ancak aynı yoğunlukta bir onay ihtiyacı ve eleştiriye aşırı duyarlılık taşır. Tepki öfkeden çok içe çekilme, küskünlük ve kendini geri çekme biçiminde ortaya çıkar. Bu görünümü ayrıntılı olarak kırılgan narsisizm yazısında ele aldık.

Bu iki biçimin kadın ve erkeklerde nasıl farklı ifade bulduğu ve toplumsal beklentilerin bu görünümü nasıl şekillendirdiği için dişi narsisizm ve erkek narsisizmi yazısına bakabilirsiniz.

Narsisistik Yaralanma ve Öfke Nedir?

Narsisistik yaralanma, kişinin kendilik değerini ayakta tutan algının beklenmedik biçimde sarsılmasıdır. Dışarıdan bakıldığında önemsiz görünen bir olay, bir eleştiri, unutulmak, sözü kesilmek ya da hak ettiğini düşündüğü ilgiyi görmemek, bu yaralanmayı tetikleyebilir.

Bu yaralanmaya verilen ani ve orantısız tepki narsisistik öfke olarak adlandırılır. Tepkinin şiddeti olayla değil, olayın kişide açtığı değersizlik hissiyle orantılıdır. Bu nedenle çevredekiler çoğu zaman “ne oldu da böyle tepki verdi” sorusunu sorar.

Bu tepkiyi anlamak, onu haklı çıkarmak anlamına gelmez. Ancak nereye dokunulduğunu görmek, karşı tarafın kendini sürekli suçlu hissetmesini engelleyebilir.

Narsisistik Örüntüler İlişkilerde Nasıl Görünür?

Narsisistik örüntülerin ilişkilerdeki en belirgin izi, karşılıklılığın zamanla kaybolmasıdır. İlişki, bir tarafın değer duygusunu ayakta tutma işlevi etrafında örgütlenir.

  • Yoğun başlangıç: İlişkinin olağandışı hızda ve idealize edilmiş biçimde başlaması.
  • Değerin dalgalanması: Karşı tarafın kısa süre içinde çok değerliden değersize savrulması.
  • Duyguların sürekli ikinci sırada kalması: Karşı tarafın anlattığının hızla konuşan kişiye dönmesi.
  • Sorumluluğun yer değiştirmesi: Tartışmaların sonunda karşı tarafın kendini açıklamak zorunda hissetmesi.
  • Sınır konusunda zorlanma: Sınır koymanın reddedilme olarak yaşanması ve tepkiyle karşılanması.

Bu örüntülerin içinde kalan kişi zamanla kendi algısından şüphe etmeye başlayabilir. Sınır koymanın neden bu kadar zorlaştığı için ilişkilerde sınır koymak yazısına bakabilirsiniz.

Narsisistik Örüntüler Değişebilir mi?

Değişim mümkündür; ancak kolay değildir ve kişinin kendi rahatsızlığını fark etmesini gerektirir. Narsisistik savunmaların işlevi, dayanılması güç bir değersizlik duygusundan korumaktır. Bu nedenle savunma çözülmeye başladığında kişi önce daha kötü hisseder. Terapötik çalışmanın en kırılgan aşaması burasıdır.

Terapiye başvuru genellikle narsisizm nedeniyle değil; depresyon, boşluk hissi, tükenmişlik ya da art arda biten ilişkiler nedeniyle olur. Örüntü çoğu zaman bu başvurunun içinden görünür hâle gelir.

Klinik çalışmada amaç, kişinin özgüvenini kırmak değil; değer duygusunun dışarıdan gelen onaya bu kadar bağımlı olmadan da ayakta durabileceği bir zemin kurmasıdır.

Sık Sorulan Sorular

Narsist biriyle ilişki yürür mü?

Bu soruya genel bir yanıt vermek doğru olmaz. Belirleyici olan, narsisistik özelliklerin şiddeti, kişinin kendi örüntüsünü fark edip edemediği ve değişime açık olup olmadığıdır. İlişkide sürekli sorumluluk almak zorunda kalan, kendi algısından şüphe eden ve tükenen taraf için profesyonel destek almak önemlidir.

Kendimde narsisistik özellikler görüyorum, narsist miyim?

Bu soruyu sorabiliyor olmak, tablonun klinik anlamda narsisistik kişilik bozukluğu olma olasılığını azaltır; çünkü bu tanıda kendi örüntüsünü sorgulama eğilimi belirgin biçimde düşüktür. Narsisistik özelliklere sahip olmak yaygındır ve tek başına tanı anlamına gelmez.

Narsisizm ile özgüven aynı şey midir?

Değildir. Özgüven, kişinin kendi yeterliliğine dair içeriden gelen bir güvendir ve eleştiriyle sarsılmaz. Narsisistik değer duygusu ise dış onaya bağlıdır; onay kesildiğinde çöker. Dışarıdan benzer görünen bu iki hâl, eleştiri karşısındaki tepkiyle ayrışır.

Narsisizm çocuklukta mı oluşur?

Erken dönem ilişkilerinin kendilik duygusunun kurulmasında önemli rolü olduğu kabul edilir. Ancak tek bir nedene indirgemek doğru değildir; mizaç, sonraki ilişkiler ve kültürel etkenler de rol oynar. “Ailenin suçu” biçiminde bir okuma klinik olarak yanlıştır.

Narsisist kişiler empati kurabilir mi?

Empati kapasitesi tümüyle yok olmaz; daha çok işlevsel biçimde kullanılır. Kişi karşısındakinin ne hissettiğini anlayabilir, ancak bu anlayış çoğu zaman bağ kurmaktan çok kendi ihtiyacını karşılamaya yönelir. Bu ayrıma bilişsel ve duygusal empati farkı denir.

Kapanış

Narsisizmi anlamak, kimin narsist olduğuna karar vermekten daha zor ve daha yararlıdır. Kavram bir etiket olarak kullanıldığında, ilişkideki asıl dinamiği görünmez kılar.

Narsisistik örüntülerin merkezinde, çoğu zaman büyüklük değil kırılganlık bulunur. Kişi kendini büyütmek zorunda kalıyorsa, bu genellikle olduğu hâliyle yeterli olabileceğine dair bir güvenin kurulamamış olmasıyla ilgilidir. Terapi süreci, bu güvenin neden kurulamadığını ve bugün nasıl sürdüğünü anlamak için bir alan açabilir.

Görüşme talepleri ve sorularınız için İletişim sayfasındaki bilgilerden ulaşabilirsiniz.

Bu yazıyı paylaş

Bu içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez.

Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

İlişkide Psikolojik Şiddet Nasıl Anlaşılır?
İlişkide Psikolojik Şiddet Nasıl Anlaşılır?
21 Kasım 2024

İlişkide psikolojik şiddet, her zaman açık bir tehdit ya da fiziksel saldırı ile...

Devamı
Aşkın İçinde Kalmanın Bir Yolu Var mı?
Aşkın İçinde Kalmanın Bir Yolu Var mı?
5 Eylül 2021

Aşkın içinde kalabilmek, ilk dönemdeki yoğunluğun sürdürülmesinden çok, yakınlık...

Devamı
Psikoterapi ve Koçluk Arasındaki Fark Nedir?
Psikoterapi ve Koçluk Arasındaki Fark Nedir?
10 Ağustos 2024

Psikoterapi ve koçluk arasındaki farkları anlamak, kişisel gelişim, mental sağlık...

Devamı
Duygusal Bağımlılık: İçsel Özgürlüğünüzü Geri Kazanın
Duygusal Bağımlılık: İçsel Özgürlüğünüzü Geri Kazanın
13 Aralık 2024

Duygusal bağımlılık, bireyin kendini tamamlanmış hissetmek için belirli...

Devamı

Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, s Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, sonsuz kez daha yaşamak zorunda olsaydınız ne hissederdiniz?
Bu soru Nietzsche’ye ait. Bengi dönüş dediği düşünce deneyinde, bir iblis gece yarısı yanınıza sokulur ve der ki: Bu hayatı, her acısı, her sevinci, her sıradan ayrıntısıyla sonsuz kez daha yaşayacaksın. 
Nietzsche sorar: Yere kapanıp lanet mi edersiniz, yoksa “bundan daha güzel bir şey duymadım” diyebileceğiniz bir an yaşadınız mı hiç?
Psikiyatr Irvin Yalom bu soruyu terapide bir turnusol kâğıdı gibi kullanır. Çünkü aynı hayatı tekrar yaşama fikri size dayanılmaz geliyorsa, bunun çoğu zaman tek bir açık nedeni vardır: Hayatınızı henüz iyi yaşamadığınıza inanıyorsunuzdur. Yalom’un dikkat çektiği şey de budur: Ölümden en çok korkan, hayatı en çok seven değil, çoğu zaman hayatını en az yaşamış olandır.
Ama sorunun amacı sizi geçmişin pişmanlığında boğmak değil. Yön ileri: Bundan sonra hayatımı nasıl yaşamalıyım ki, beş yıl sonra dönüp baktığımda yeni pişmanlıklar biriktirmemiş olayım?
Bengi dönüş iblisi bu gece kapınızı çalsa, ona ne cevap verirdiniz?
Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derin Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derinlerde saklı duran karanlık bir depo, mistik bir hayal gücü veya açılmayı bekleyen gizli bir kutu gelir. Özellikle Jung ve romantik filozoflar, bilinçdışını her şeyin içine tıkıştırıldığı karmaşık bir yığın veya “karanlık bir irade” olarak resmetmişlerdir. Ancak Jacques Lacan, bu yaygın inancı kökünden sarsar.
Lacan’a göre bilinçdışı varlıksal (ontolojik) bir madde veya mekân değil; bir boşluk, bir yarık ve bir kesintidir. Kusursuzca işlediğini sandığımız günlük hayatımızda, düzgün akan bir cümlemizde aniden ortaya çıkan bir tökezleme, bir duraksama ya da rüyamızdaki mantıksız bir kopuş basit bir yorgunluk belirtisi değildir. 
Lacan, Freud’un tam da bu aksayan yerde, söylemdeki o delikte ya da boşlukta ne bulduğunu sorar ve şu sarsıcı cevabı verir: Henüz gerçekleşmemiş bir şey.
Bilinçdışı bize kendini “doğmamış olanın alanında askıda bekleyen” bir şey olarak gösterir. Bu yüzden dilimiz sürçtüğünde yaşadığımız o anlık bocalama, aslında o tanımsız boşluktan kelimenin tam anlamıyla doğan bir “buluş” veya bize beklediğimizden hem daha azını hem de daha fazlasını veren bir “sürpriz” niteliğindedir.
Ancak bu sürpriz kalıcı değildir. Lacan’ın vurguladığı gibi, bilinçdışının adeta ritmik bir nabız atışı işlevi vardır; o yarıktan bir anlığına gün ışığına çıkar, gerçekleşmemiş arzunun hakikatini fısıldar ve hemen ardından tekrar kendi üstüne kapanıp kaybolmaya yazgılıdır. O kapanmadan önceki kısacık an, kendimizi en çok ele verdiğimiz andır.
Yani bir dahaki sefere diliniz sürçtüğünde veya tuhaf bir rüya gördüğünüzde bunu sıradan bir “hata” diyerek geçiştirmeyin. Çünkü tam o anda, içinizde henüz gerçekleşmemiş bir arzu, o kısacık boşluktan size bir şeyler anlatmaya çalışıyor olabilir.
🌷
#psikoloji
Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
🩵 Günlük hayatın içinde çoğu zaman kendimizi duyma 🩵 Günlük hayatın içinde çoğu zaman kendimizi duymadan, duygularımızı fark etmeden ilerleriz. Oysa küçük bir mola verip içimize döndüğümüzde değişimin ilk adımını atmış oluruz. Kendine Dönüş Rehberi, bu yolculukta sana eşlik etmesi için hazırlandı.
🦋 Yedi gün boyunca kısa okumalar, egzersizler ve sorularla kendine daha yakından bakmayı, duygularını tanımayı ve içindeki farklı sesleri keşfetmeyi deneyimleyeceksin. Bazen güçlü yanlarını hatırlayacak, bazen sınır koymayı çalışacak, bazen de içindeki küçük çocukla buluşacaksın. Her gün 10–15 dakikanı ayırman, kendinle kurduğun bağı güçlendirmek için yeterli.
✨Bu rehber terapi yerine geçmez. Ama farkındalığını artırmana, kendine daha şefkatli yaklaşmana ve geleceğe dair yeni niyetler koymana destek olabilir. 
🦋✨ Yolculuğun sonunda kendi notlarınla şekillenen kişisel bir defterin olacak: sana ait, sana yol gösteren bir pusula.
7 Gün 7 Adım: Kendine Dönüş Rehberi
1.	Kendine Bakışın
2.	Duyguların Haritası
3.	İç Sesini Resmet
4.	Güçlü Yanlarının Kolajı
5.	“Hayır” Günlüğü
6.	Küçük Çocuğa Mektup
7.	Gelecek Benliğe Niyet
🔗 Kendine Dönüş Rehberi’ne profilimdeki linkten ulaşıp indirebilirsin 🩵
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar 
#psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.