Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Narsisizm Nedir? Kırılgan ve Büyüklenmeci Narsisizm Farkı

28 Aralık 2023 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum

Narsisizm nedir? Günlük dilde narsisizm çoğu zaman kendini beğenmişlik, kibir ya da sürekli ilgi isteme haliyle ilişkilendirilir. Ancak klinik açıdan bakıldığında narsisizm bundan daha geniş bir kavramdır. Kişinin kendilik algısını, özsaygısını, başkalarından aldığı onaya verdiği önemi ve ilişkilerde kendini nasıl konumlandırdığını etkileyen bir kişilik örüntüsünden söz ederiz.

Her narsisistik özellik patolojik değildir. İnsan kendini değerli hissetmeye, başarılarıyla gurur duymaya, başkaları tarafından görülmeye ve takdir edilmeye ihtiyaç duyar. Bunlar ruhsal gelişimin doğal parçalarıdır. Sorun, bu ihtiyaçların kişinin ilişkilerini, empati kapasitesini, eleştiriye verdiği tepkileri ve başkalarının sınırlarını gözetme becerisini belirgin biçimde zorlamaya başlamasıyla ortaya çıkar.

Bu nedenle narsisizmi tek bir görünüme indirgemek doğru değildir. Bazı kişilerde narsisistik özellikler daha dışa dönük, kendinden emin ve büyüklenmeci biçimde görünür. Bazı kişilerde ise daha kırılgan, alıngan, içe dönük ve eleştiriye karşı hassas bir yapı öne çıkar.

Bu yazıda narsisizmin ne olduğunu, sağlıklı narsisizm ile patolojik narsisizm arasındaki farkı, büyüklenmeci ve kırılgan narsisizm ayrımını ve narsisistik özelliklerin ilişkilerde nasıl görünebildiğini ele alacağız.

Narsisizm Nedir?

Narsisizm, kişinin kendilik değerini düzenleme biçimiyle yakından ilişkilidir. Kişinin kendini nasıl gördüğü, başkalarının bakışına ne kadar ihtiyaç duyduğu, eleştiri karşısında nasıl tepki verdiği ve ilişkilerde karşısındaki kişiyi ne ölçüde görebildiği narsisistik yapının anlaşılmasında önemlidir.

Narsisistik özellikler belirgin olduğunda kişi kendisini özel, ayrıcalıklı ya da diğerlerinden üstün görme eğiliminde olabilir. Başkalarından yoğun ilgi, takdir veya onay bekleyebilir. Eleştiriyi yalnızca bir geri bildirim olarak değil, benliğine yönelmiş bir tehdit gibi algılayabilir. Bu durumda savunmaya geçme, küçümseme, öfke, geri çekilme ya da karşı tarafı suçlama gibi tepkiler görülebilir.

Ancak narsisizm yalnızca dışarıdan görünen büyüklenmeyle açıklanamaz. Bazı kişiler kendilerini açıkça üstün gösterirken, bazıları içten içe değersizlik, yetersizlik ve görülmeme duygusuyla mücadele eder. Bu nedenle narsisizmi anlamak için yalnızca davranışa değil, o davranışın arkasındaki kırılgan özsaygı düzenine de bakmak gerekir.

Sağlıklı Narsisizm ve Patolojik Narsisizm Arasındaki Fark

Sağlıklı narsisizm, kişinin kendisini değerli hissetmesi, başarılarından doyum alabilmesi ve ihtiyaçlarını fark edebilmesiyle ilişkilidir. Sağlıklı bir özsaygıya sahip kişi, kendi değerini yalnızca başkalarının onayına bağlı kurmaz. Eleştiri aldığında sarsılsa bile bunu yok edici bir saldırı gibi yaşamak zorunda kalmaz; kendi ihtiyaçlarını önemserken başkalarının duygularını ve sınırlarını da görebilir.

Patolojik narsisizmde ise benlik değeri daha kırılgan ve dış onaya daha bağımlı hale gelir. Kişi kendisini değerli hissedebilmek için sürekli takdir edilmeye, üstün görülmeye, özel hissettirilmeye ya da başkalarının gözünde önemli kalmaya ihtiyaç duyabilir. Bu ihtiyaç karşılanmadığında öfke, utanç, değersizlik, kıskançlık veya geri çekilme ortaya çıkabilir.

Buradaki temel mesele yalnızca “kendini fazla sevmek” değildir. Dışarıdan görünen özgüvenin altında kırılgan bir kendilik algısı bulunabilir. Kişi güçlü, özel ya da üstün görünmeye çalışırken aslında yetersizlik, boşluk, değersizlik veya sevilmeme duygularına karşı savunma geliştiriyor olabilir.

Bu nedenle narsisistik örüntüleri anlamaya çalışırken damgalayıcı bir dilden kaçınmak gerekir. Narsisizm, kişinin kendilik değeriyle, savunmalarıyla ve yakın ilişkilerde kurduğu dengeyle ilgilidir.

Narsisistik Özellikler Ne Zaman Sorun Haline Gelir?

Narsisistik özellikler herkesin kişiliğinde belli düzeylerde bulunabilir. Beğenilmek istemek, başarılı hissetmeye ihtiyaç duymak ya da eleştiriden hoşlanmamak tek başına patolojik bir duruma işaret etmez. Bu özelliklerin sorun haline gelmesi, daha çok yoğunluğu, sürekliliği ve ilişkiler üzerindeki etkisiyle ilgilidir.

Kişi eleştiriyi tolere etmekte sürekli zorlanıyor, ilişkilerde kendi ihtiyaçlarını karşı tarafın ihtiyaçlarının önüne koyuyor, başkalarının duygularını anlamakta ya da önemsemekte güçlük yaşıyorsa narsisistik örüntüler işlevselliği zorlamaya başlayabilir. Yakın ilişkilerde sık sık değersizleştirme, suçlama, üstünlük kurma, geri çekilme ya da sürekli onay bekleme gibi davranışlar ortaya çıkabilir.

Bu örüntülerde başkalarının ilgisi, onayı veya hayranlığı kısa süreli bir rahatlama sağlayabilir; fakat bu rahatlama kalıcı olmaz. Kişi tekrar tekrar görülmeye, onaylanmaya ya da üstün hissetmeye ihtiyaç duyabilir. Bu nedenle narsisistik özellikler çoğu zaman romantik ilişkilerde, aile ilişkilerinde, arkadaşlıklarda ve iş ilişkilerinde tekrarlayan çatışmalarla kendini belli eder.

Büyüklenmeci Narsisizm Nedir?

Büyüklenmeci narsisizm, narsisistik özelliklerin daha görünür, dışa dönük ve üstünlük vurgulu biçimde ortaya çıktığı görünümdür. Bu örüntüde kişi kendisini özel, ayrıcalıklı, güçlü ya da diğerlerinden üstün bir konumda görme eğiliminde olabilir.

Büyüklenmeci narsisistik özellikler taşıyan kişi; başarılarını, yeteneklerini, bilgisini, güzelliğini ya da statüsünü olduğundan daha merkezi bir yerde tutabilir. Başkalarından takdir, hayranlık veya özel ilgi bekleyebilir. Bu beklenti karşılanmadığında ise hayal kırıklığı, öfke, küçümseme ya da karşı tarafı değersizleştirme gibi tepkiler ortaya çıkabilir.

Dışarıdan oldukça özgüvenli görünen bu tutum, her zaman sağlam ve esnek bir özsaygıya dayanmaz. Bazı durumlarda büyüklenmeci duruş, kişinin kırılgan benlik değerini koruyan bir savunma gibi işlev görebilir. Üstünlük vurgusunun altında eleştiriye, reddedilmeye ya da sıradan hissetmeye karşı yoğun bir hassasiyet bulunabilir.

Büyüklenmeci narsisizm ilişkilerde kişinin kendi ihtiyaçlarını daha öncelikli görmesi, karşısındaki kişinin duygularını fark etmekte zorlanması ya da sürekli onaylanan ve merkezde olan taraf olmak istemesiyle belirginleşebilir. Bu durum zamanla ilişkide dengesizlik, kırgınlık ve duygusal uzaklaşma yaratabilir.

Bu nedenle büyüklenmeci narsisizmden söz etmek, bir kişiyi yalnızca “kendini beğenmiş” ya da “kibirli” diye etiketlemek anlamına gelmez. Daha doğru olan, kişinin özsaygısını nasıl düzenlediğine, eleştiriyle nasıl başa çıktığına ve ilişkilerde karşısındaki kişiyi ne kadar görebildiğine bakmaktır.

Kırılgan Narsisizm Nedir?

Kırılgan narsisizm, narsisistik özelliklerin daha içe dönük, hassas ve incinmeye açık biçimde görüldüğü bir örüntüdür. Büyüklenmeci narsisizmde kişi dışarıdan daha kendinden emin, iddialı ya da üstünlük vurgulu görünebilirken; kırılgan narsisizmde daha çok alınganlık, yoğun utanç, değersizlik duygusu, geri çekilme ve eleştiriye karşı aşırı hassasiyet öne çıkar.

Kırılgan narsisistik özellikler taşıyan kişi, dışarıdan çekingen, mesafeli ya da kendini korumaya almış görünebilir. Fakat iç dünyasında özel görülme, fark edilme, anlaşılma ve değerli hissetme ihtiyacı güçlü olabilir. Bu ihtiyaç karşılanmadığında kişi kolayca incinebilir, kırılabilir, geri çekilebilir ya da öfkesini dolaylı yollarla gösterebilir.

Bu örüntüde kişi eleştiriyi yalnızca bir geri bildirim olarak değil, benliğine yönelmiş bir tehdit gibi yaşayabilir. Küçük bir ihmal, ilgisizlik ya da dışlanma hissi bile yoğun utanç, öfke veya değersizlik duygusunu tetikleyebilir. Bu nedenle kırılgan narsisizm, dışarıdan her zaman kolay fark edilmez; çoğu zaman kişinin içsel deneyiminde ve yakın ilişkilerde ortaya çıkar.

Kırılgan narsisizmin ilişkilerde, eleştiriye verilen tepkilerde ve içsel değersizlik duygusunda nasıl görünebildiğini daha ayrıntılı okumak için “Kırılgan Narsisizm Nedir?” başlıklı yazıya bakabilirsiniz.

Kırılgan ve Büyüklenmeci Narsisizm Arasındaki Farklar

Kırılgan narsisizm ile büyüklenmeci narsisizm birbirinden tamamen kopuk iki yapı değildir. İkisi de kişinin kendilik değerini düzenleme biçimiyle, onay ihtiyacıyla, eleştiriye hassasiyetle ve ilişkilerde görülme ihtiyacıyla bağlantılıdır. Ancak dışarıdan görünme biçimleri farklıdır.

Büyüklenmeci narsisizmde kişi daha kendinden emin, iddialı, üstünlük vurgulu ve dışa dönük görünebilir. Kırılgan narsisizmde ise kişi daha hassas, alıngan, geri çekilen, içe dönük ya da kolay incinen bir görünüm sergileyebilir.

Büyüklenmeci narsisizmde temel savunma çoğu zaman üstünlük kurmak, güçlü görünmek ya da başkalarının hayranlığını kazanmaktır. Kırılgan narsisizmde ise kişi daha çok incinmekten kaçınmaya, eleştirilmemeye, görünür olduğunda zarar görmemeye ve değersizlik duygusunu saklamaya çalışabilir.

Bu farkı şöyle özetleyebiliriz:

Büyüklenmeci Narsisizm Kırılgan Narsisizm
Dışarıdan kendinden emin ve iddialı görünebilir. Dışarıdan çekingen, kırılgan ya da mesafeli görünebilir.
Üstünlük, başarı, güç ve özel olma vurgusu belirgindir. Değersizlik, utanç, alınganlık ve reddedilme hassasiyeti belirgindir.
Eleştiriye öfke, küçümseme veya savunma ile tepki verebilir. Eleştiriye incinme, geri çekilme, utanç veya dolaylı öfke ile tepki verebilir.
Takdir ve hayranlık ihtiyacı daha açık görünür. Fark edilme ve değerli hissetme ihtiyacı daha örtük olabilir.
İlişkilerde merkezde olma isteği öne çıkabilir. İlişkilerde görülmeme, dışlanma ya da önemsenmeme korkusu öne çıkabilir.

Bu iki görünüm zaman zaman aynı kişide farklı dönemlerde ya da farklı ilişkilerde birlikte de görülebilir. Bir kişi bazı ortamlarda oldukça büyüklenmeci ve kendinden emin davranırken, yakın ilişkilerde daha kırılgan, alıngan ve değersiz hissetmeye yatkın olabilir. Bu nedenle narsisizmi tek bir davranış biçimiyle açıklamak çoğu zaman yetersiz kalır.

Narsisistik özelliklerin görünme biçimi yalnızca kırılgan ya da büyüklenmeci ayrımıyla sınırlı değildir. Toplumsal cinsiyet rolleri, ilişkisel beklentiler ve kültürel kalıplar da narsisistik örüntülerin nasıl ifade edildiğini etkileyebilir. Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım yazıya buradan ulaşabilirsiniz: Dişi Narsisizm ve Erkek Narsisizmi

Narsisizm İlişkileri Nasıl Etkiler?

Narsisistik özellikler en çok yakın ilişkilerde belirgin hale gelir. Çünkü yakınlık yalnızca ilgi, sevgi ve hayranlık ihtiyacını değil; kırılganlık, bağımlılık, reddedilme korkusu, utanç ve değersizlik gibi daha derin duyguları da harekete geçirir.

Narsisistik örüntüler belirgin olduğunda ilişkide karşılıklı duyulma ve görülme dengesi bozulabilir. Kişi kendi ihtiyaçlarını ve kırgınlıklarını daha merkezi görebilir; karşısındaki kişinin duygularını anlamakta ya da ayrı bir gerçeklik olarak kabul etmekte zorlanabilir.

Örneğin partnerinin bir eleştirisi, ilişki içinde konuşulabilecek bir mesele olmaktan çıkıp kişinin değersiz, yetersiz ya da sevilmemiş hissetmesini tetikleyebilir. Bu durumda savunmaya geçme, konuyu tersine çevirme, suçlama, küçümseme ya da geri çekilme görülebilir.

Bazı ilişkilerde bu örüntü üstünlük kurma, kontrol etme, sürekli haklı çıkma ya da değersizleştirme şeklinde görünür. Bazı ilişkilerde ise alınganlık, pasif öfke, sessiz kalma, uzaklaşma ya da sürekli onay bekleme daha belirgindir.

Bu nedenle narsisizm ilişkilerde yalnızca “zor bir kişiyle birlikte olmak” meselesi değildir. Daha derinde, kişinin kendini değerli hissetmek için ilişkiyi nasıl kullandığı ve yakınlık içinde kırılgan duygularla nasıl başa çıktığıyla ilgilidir.

Narsisizm Bir Tanı mıdır?

Narsisizm tek başına bir tanı değildir. Her insanda belli düzeylerde narsisistik ihtiyaçlar bulunabilir. Beğenilmek istemek, değerli hissetmeye ihtiyaç duymak, başarılarıyla gurur duymak ya da eleştiri karşısında incinmek insan ruhsallığının doğal parçalarıdır.

Narsisistik kişilik bozukluğu ise daha farklı ve daha katı bir örüntüyü ifade eder. Burada kişinin kendilik değeri, ilişkileri ve başkalarıyla kurduğu bağ uzun süreli ve yaygın biçimde etkilenir. Büyüklenme, yoğun hayranlık ihtiyacı, empati kurmakta güçlük, eleştiriye aşırı hassasiyet ve ilişkilerde karşılıklı dengeyi sürdürmekte zorlanma görülebilir.

Bu nedenle bir kişiye yalnızca bazı davranışlarına bakarak “narsist” demek doğru değildir. Tanı koymak, birkaç belirtiyi eşleştirmekle mümkün olmaz; kişinin ruhsal işleyişinin, ilişki örüntülerinin, savunmalarının ve bu özelliklerin yaşamını ne ölçüde etkilediğinin uzman tarafından değerlendirilmesi gerekir.

Narsisizm hakkında konuşurken iki ayrımı korumak önemlidir: Narsisistik özellikler ile narsisistik kişilik bozukluğu aynı şey değildir. Ayrıca narsisistik özellikler herkeste aynı biçimde görünmez; bazı kişilerde büyüklenmeci, bazı kişilerde kırılgan, bazı kişilerde ise bu iki görünümün birlikte bulunduğu daha karmaşık bir yapı ortaya çıkabilir.

Narsisistik Özellikler Değişebilir mi?

Narsisistik özelliklerin değişip değişmeyeceği, kişinin bu örüntüleri ne kadar fark edebildiğine ve ilişkilerde yaşadığı tekrarları görmeye ne kadar açık olduğuna bağlıdır. Kişilik örüntüleri kısa sürede tamamen değişmez; ancak kişinin kendini ve ilişkilerini anlama biçimi zamanla dönüşebilir.

Terapide amaç kişiyi etiketlemek ya da suçlamak değildir. Daha çok, kişinin kendilik değerini neden dış onaya bağlı kurduğunu, eleştiri karşısında neden yoğun biçimde sarsıldığını ve yakın ilişkilerde neden savunmaya geçtiğini anlamaktır.

Narsisistik örüntülerde dışarıdan görünen davranış ile içeride yaşanan duygu her zaman aynı olmayabilir. Kişi güçlü, mesafeli ya da umursamaz görünebilir; fakat iç dünyasında utanç, yetersizlik, değersizlik veya sevilmeme korkusu taşıyabilir. Bu içsel düzen fark edilmeden yalnızca davranışı değiştirmeye çalışmak çoğu zaman yeterli olmaz.

Değişim, kişinin kendi savunmalarını tanımasıyla başlar. Eleştiriyi hemen saldırı gibi yaşamadan düşünebilmek, başkalarının duygularını kendi değerine tehdit olarak algılamadan duyabilmek ve yakın ilişkilerde hem kendi ihtiyacını hem de karşı tarafın ayrı varlığını görebilmek bu sürecin önemli parçalarıdır.

Bu nedenle narsisistik özellikler için “asla değişmez” demek de, “kolayca değişir” demek de doğru değildir. Kişi kendi örüntülerini fark etmeye, sorumluluk almaya ve ilişkilerdeki tekrarları anlamaya açıksa değişim mümkündür; ancak bu genellikle zaman, emek ve terapötik çalışma gerektirir.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Narsisistik özellikler kişinin ilişkilerinde sürekli benzer sorunlara yol açıyorsa profesyonel destek almak yararlı olabilir. Özellikle yakın ilişkilerde değersizleştirme, suçlama, yoğun alınganlık, öfke, geri çekilme, empati kurmakta zorlanma ya da sürekli onay ihtiyacı belirginleşiyorsa bu örüntülerin daha yakından anlaşılması gerekir.

Kişi eleştiri, reddedilme ya da ilgisizlik karşısında yoğun biçimde sarsılıyor; ilişkilerde sürekli haklı çıkma, üstün kalma ya da kendini savunma ihtiyacı hissediyorsa terapi süreci bu döngüleri anlamak için önemli bir alan sağlayabilir.

Narsisistik özelliklere sahip biriyle ilişkide olan kişiler de zamanla kendi duygularından şüphe etmeye, sürekli kendini açıklamaya ya da sınırlarını geri çekmeye başlayabilir. Böyle durumlarda destek almak, kişinin ilişkide ne yaşadığını anlamasına ve kendi sınırlarını daha sağlıklı biçimde kurmasına yardımcı olabilir.

Burada önemli olan, narsisizmi yalnızca suçlayıcı bir etiket haline getirmemektir. Narsisistik örüntüler hem kişinin kendi iç dünyasında hem de ilişkilerinde zorlayıcı olabilir. Bu nedenle meseleyi damgalayıcı değil, anlamaya ve dönüştürmeye açık bir çerçevede ele almak daha sağlıklıdır.

Narsisizmi Tek Bir Görünüme İndirmemek Gerekir

Narsisizm, yalnızca kendini beğenmişlik ya da kibirle açıklanabilecek bir kavram değildir. Kişinin kendilik değeriyle, dışarıdan gelen onaya duyduğu ihtiyaçla, eleştiriye verdiği tepkilerle ve yakın ilişkilerde kurduğu dengeyle yakından ilişkilidir.

Sağlıklı narsisizm kişinin kendini değerli hissetmesine yardımcı olurken, patolojik narsisizmde benlik değeri daha kırılgan, dış onaya daha bağımlı ve ilişkiler daha zorlayıcı hale gelebilir. Bu zorlanma bazen büyüklenmeci, bazen kırılgan, bazen de bu iki görünümün iç içe geçtiği bir biçimde ortaya çıkar.

Bu nedenle narsisizmi anlamaya çalışırken tek bir davranışa ya da etikete yaslanmak yeterli olmaz. Daha derinde, kişinin kendini nasıl değerli hissettiğine, yakınlık içinde neyi tehdit olarak yaşadığına ve karşısındaki kişiyi ne kadar ayrı bir özne olarak görebildiğine bakmak gerekir.

Ek Okuma: Narsisizmin büyüklenmeci ve kırılgan görünümlerini daha akademik bir çerçevede incelemek isteyenler için Pincus ve Lukowitsky’nin “Pathological Narcissism and Narcissistic Personality Disorder” başlıklı derleme makalesi iyi bir başlangıç olabilir.

Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Serbest Çağrışım Nedir? Freud’un Tekniği Nasıl Uygulanır?
Serbest Çağrışım Nedir? Freud’un Tekniği Nasıl Uygulanır?
27 Mart 2024

Serbest çağrışım, psikanalizin en temel ve en çok bilinen tekniklerinden biridir....

Devamı
Narsisistik İlişki Belirtileri Nelerdir?
Narsisistik İlişki Belirtileri Nelerdir?
4 Eylül 2021

Narsisistik ilişki, kişinin kendini zamanla değersiz, suçlu, yetersiz ya da kendi...

Devamı
Travma ve Travma ile Başa Çıkma Üzerine Yazılmış 8 Kitap
Travma ve Travma ile Başa Çıkma Üzerine Yazılmış 8 Kitap
5 Eylül 2023

Travma ile ilgili size dolaylı yoldan destek olabilecek 8 Kitap önerisini...

Devamı
Ghosting Nedir ve Neden Yapılır
Ghosting Nedir ve Neden Yapılır
15 Haziran 2024

Ghosting, bir kişiyle olan iletişimin aniden ve açıklama yapmadan kesilmesi...

Devamı

Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçl Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçlarımızı geri çeker, kendimizden vazgeçeriz?
Bu bölümde Küçük Deniz Kızı masalını; İngiliz Psikanalist Winnicott’ın gerçek/sahte benlik ayrımı ve Klinik Psikolog Dana Crowley Jack’in kendini susturma kavramı üzerinden ele alıyoruz. 
Çünkü bazen mesele aşk için fedakârlık değil; sevilmek uğruna kendi sesini kaybetmektir.
Yeni bölüm Spotify ve Apple Podcasts’te.
Yeni bölümlerden haberdar olmak için Seans Odası Sakinleri podcastini takip edebilirsiniz ❤️
#podcast #psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
“İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimiz “İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimizde, onu dış dünyada kaderimizmiş gibi yaşarız.” - Jung
Bazen benzer ilişkilere çekilir, benzer insanlara öfkelenir, benzer durumlarda geri çekilir ya da aynı tür hayal kırıklıklarını farklı sahnelerde yeniden yaşarız. Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar şanssızlık, kader ya da hayatın bize hazırladığı bir tekrar gibi görünebilir. Oysa dış dünyada sürekli karşımıza çıkan şey, bazen içimizde henüz fark edilmemiş olanın izidir.
Bilinçdışı, yalnızca bastırılmış anılardan ya da unutulmuş deneyimlerden oluşmaz. Çocuklukta geliştirdiğimiz savunmalar, ilişkiler içinde öğrendiğimiz roller, kendimize dair inançlarımız, korkularımız, arzularımız ve gölgede kalan yanlarımız da bilinçdışının parçalarıdır. 
Örneğin “Ben hep terk ediliyorum” diye düşündüğünüzde, farkında olmadan terk edilmeyi bekleyen, yakınlığı tehdit gibi algılayan ya da ilişkilerde kendinizi sürekli aynı mesafeye yerleştiren bir iç düzenekle hareket ediyor olabilirsiniz. 
Bu yaşadığınız acının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, acının yalnızca dış koşullardan değil, içsel tekrar örüntülerinden de beslendiğini gösterir. Elbette her şeyin nedeni bilinçdışı değildir. Toplumsal koşullar, travmalar, kayıplar, ekonomik gerçekler ve başkalarının davranışları yaşamımız üzerinde gerçek bir etkiye sahiptir.
Fark edilmeyen duygu çoğu zaman davranışa dönüşür. Kabul edilmeyen öfke pasif saldırganlık olarak ortaya çıkabilir. Tanınmayan değersizlik hissi sürekli onay arayışına dönüşebilir. Yüzleşilmeyen korku ise kontrol ihtiyacı olarak ilişkilerimize sızabilir. 
Bilinçli hale getirmek, yalnızca zihinsel olarak “anlamak” değildir. Kendi iç dünyamızı gözlemleyebilmek, duygularımıza isim verebilmek, tetiklendiğimiz anları fark edebilmek ve eski tepkilerimizle bugünkü gerçekliği ayırt edebilmektir. 
Terapi de çoğu zaman tam olarak bu alanda çalışır: kader sandığımız tekrarları psikolojik bir dile çevirmek. İç dünyamızı tanımaya başladığımızda dış dünya tamamen değişmeyebilir. Ancak biz, aynı dünyaya aynı bilinçdışı zorunluluklarla cevap vermek zorunda kalmayız. 🌷
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar
#psikoloji
Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.