Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
featured_image

Dişi Narsisizm ve Erkek Narsisizmi Nedir?

18 Ağustos 2025 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum

Dişi narsisizm, psikoterapist Bärbel Wardetzki’nin ilişkilerde narsisistik örüntüleri anlamak için kullandığı kavramlardan biridir. Bu kavram, biyolojik olarak yalnızca kadınlara ait bir narsisizm türünü anlatmaz. Daha çok, toplumsal olarak “uyumlu, besleyici, kendinden vazgeçen, kabul görmek için kendini küçülten” rollerle şekillenen narsisistik bir dışavurum biçimini ifade eder.

Wardetzki’ye göre narsisizmin ilişkilerde görülen iki farklı yüzünden söz edilebilir: erkek narsisizmi ve dişi narsisizm. Erkek narsisizmi daha çok güç, kontrol, mesafe ve üstünlük üzerinden görünürken; dişi narsisizm uyum, kurbanlık, kendini feda etme ve başkasının varlığı üzerinden değer kazanma çabasıyla kendini gösterebilir.

Bu ayrım, “kadınlar böyledir, erkekler şöyledir” demek için kullanılmaz. Bir erkek dişi narsisizm örüntüsünü, bir kadın da erkek narsisizmi örüntüsünü taşıyabilir. Buradaki mesele biyolojik cinsiyet değil; narsisistik yaralanmanın toplumsal roller içinde nasıl biçimlendiğidir.

Narsisizm psikolojide hem kişilik özelliği düzeyinde hem de klinik tanı düzeyinde ele alınabilir. Narsisistik kişilik bozukluğu ise kalıcı, yaygın ve işlevselliği etkileyen bir örüntü olarak klinik değerlendirme gerektirir. Araştırmalar, narsisistik kişilik bozukluğunu kişinin kendilik önemine dair abartılı bir algı, hayranlık ihtiyacı ve empati güçlükleriyle birlikte; eleştiriye karşı kırılganlık ve ilişkilerde sorunlarla ilişkili bir durum olarak açıklar.

Bu yazıda amaç tanı koymak değil; ilişkilerde görülebilen dişi narsisizm ve erkek narsisizmi örüntülerini daha anlaşılır, dikkatli ve klinik bir çerçevede ele almaktır.

Dişi Narsisizm Nedir?

Dişi narsisizm, kişinin kendi değerini doğrudan hissetmekte zorlandığı; bu nedenle kabul görmek, sevilmek, onaylanmak ya da ilişki içinde vazgeçilmez olmak için kendini aşırı uyumlu, fedakâr veya kurban konumuna yerleştirdiği bir örüntü olarak düşünülebilir.

Bu örüntüde kişi dışarıdan bakıldığında kendini beğenmiş ya da üstün görünmeyebilir. Tam tersine, kendinden vazgeçen, çok uyum sağlayan, karşı tarafı memnun etmeye çalışan, “ben önemli değilim” diyen bir konumda olabilir.

Fakat bu kendini küçültme hali de narsisistik bir yaralanmayla ilişkili olabilir. Çünkü kişinin benlik değeri yine dışarıdan gelen onaya, kabul edilmeye, arzu edilmeye veya bir başkasının güçlü varlığına bağlanır.

Dişi narsisizmde kişi şu içsel duygularla zorlanabilir:

“Yeterince değerli değilim.”
“Sevilmek için uyum sağlamalıyım.”
“Kendi ihtiyacımı söylersem terk edilirim.”
“Ancak onun yanında değerli hissediyorum.”
“Beni seçerse ben de değerli olurum.”
“Kendi başıma yeterli değilim.”

Bu nedenle dişi narsisizm, yüzeyde fedakârlık gibi görünse de derinde değersizlik, terk edilme korkusu, onay ihtiyacı ve kimliğini ilişki üzerinden kurma çabasıyla bağlantılı olabilir.

Erkek Narsisizmi Nedir?

Erkek narsisizmi, Wardetzki’nin çerçevesinde daha çok güç, üstünlük, kontrol, mesafe ve hayranlık ihtiyacı üzerinden görünür. Burada kişi kırılganlığını doğrudan göstermek yerine başarı, güç, ulaşılmazlık veya kontrol üzerinden telafi etmeye çalışabilir.

Bu örüntüde kişi kendini yüceltme, eleştiriyi kaldıramama, partnerini değersizleştirme, ilişkiyi kendi ihtiyaçları etrafında düzenleme veya hayranlık bekleme eğiliminde olabilir.

Erkek narsisizmi şu içsel cümlelerle kendini gösterebilir:

“Zayıf görünmemeliyim.”
“Kontrol bende olmalı.”
“Bana hayran olunmalı.”
“Hata yaparsam değerim düşer.”
“Yakınlık beni kırılgan yapar.”
“İhtiyaç duymak güçsüzlüktür.”

Bu örüntüde kişi çoğu zaman yakınlıktan çok kontrolü, karşılıklı açıklıktan çok üstünlüğü, kırılganlığı paylaşmaktan çok mesafeyi seçebilir. İlişkide partner, ayrı bir birey olmaktan çok kişinin benlik değerini destekleyen, onu onaylayan ya da ona hayranlık göstermesi beklenen bir konuma itilebilir.

Dişi ve Erkek Narsisizmi Biyolojik Cinsiyetle mi İlgilidir?

Hayır. Dişi narsisizm ve erkek narsisizmi kavramları biyolojik cinsiyet ayrımı gibi okunmamalıdır. Bu kavramlar, narsisistik yaralanmanın toplumsal roller içinde nasıl farklı biçimlerde ifade edilebildiğini anlamak için kullanılabilir.

Toplumsal olarak erkeklerden güçlü, kontrol sahibi, mesafeli ve kırılganlığını göstermeyen bir konum beklenebilir. Kadınlardan ise uyumlu, fedakâr, ilişkileri sürdüren, başkalarının ihtiyaçlarını önceleyen ve kabul görmek için kendini düzenleyen bir konum beklenebilir.

Bu nedenle:

Bir kadın erkek narsisizmi örüntüsü gösterebilir.
Bir erkek dişi narsisizm örüntüsü gösterebilir.
Aynı kişide iki örüntü farklı zamanlarda birlikte görülebilir.
Bu örüntüler tanı değil, ilişkisel dinamikleri anlamaya yardımcı kavramlardır.

Bu ayrımı klinik olarak dikkatli kullanmak önemlidir. Çünkü amaç kişileri “narsist kadın” veya “narsist erkek” diye etiketlemek değil; ilişkideki görünmez değersizlik, telafi, kontrol, uyum ve onay döngülerini anlamaktır.

Dişi Narsisizm Belirtileri İlişkilerde Nasıl Görülür?

Dişi narsisizm ilişkilerde çoğu zaman aşırı uyum, kendini feda etme, partneri idealize etme ve kendi değerini partner üzerinden hissetme biçiminde görünebilir.

Kişi partnerinin başarısını, gücünü, statüsünü veya ilgisini kendi değerinin kanıtı gibi yaşayabilir. Partnerin ona bakışı, onun kim olduğunu belirler hale gelebilir.

İlişkilerde şu örüntüler görülebilir:

Partneri aşırı idealize etmek.
Kendi ihtiyaçlarını sürekli ertelemek.
Kabul görmek için uyum sağlamak.
Terk edilmemek için susmak veya katlanmak.
Partnerin güçlü yanlarıyla özdeşleşmek.
İlişkide kendi sınırlarını kaybetmek.
Kendini kurban gibi hissetmek.
Kızgınlığı doğrudan ifade etmek yerine pasif biçimde göstermek.
Partnerden gelen ilgiye göre değerli veya değersiz hissetmek.

Bu örüntüde kişi dışarıdan çok fedakâr görünebilir. Ancak içeride yoğun bir onay ihtiyacı, değersizlik korkusu ve “ben tek başıma yeterli değilim” hissi bulunabilir.

Erkek Narsisizmi Belirtileri İlişkilerde Nasıl Görülür?

Erkek narsisizmi ilişkilerde daha çok kontrol, mesafe, hayranlık beklentisi ve değersizleştirme üzerinden görünür.

Kişi ilişkide üstün konumda kalmak isteyebilir. Partnerinin ihtiyaçlarını zayıflık, eleştiri ya da tehdit gibi algılayabilir. Kırılganlık hissettiğinde bunu doğrudan ifade etmek yerine öfke, küçümseme, geri çekilme veya saldırgan savunmalarla gösterebilir.

İlişkilerde şu örüntüler görülebilir:

Kontrolü elinde tutmak istemek.
Partnerin ilgisini ve hayranlığını beklemek.
Eleştiriye yoğun tepki vermek.
Hata kabul etmekte zorlanmak.
Partneri küçümsemek veya değersizleştirmek.
Yakınlık arttığında mesafe koymak.
Duygusal ihtiyaçları zayıflık gibi görmek.
İlişkide güç dengesini kendi lehine tutmak.
Kırılganlık yerine öfke veya soğukluk göstermek.

Bu örüntüde kişi çok güçlü görünse de, derinde değersizlik, utanç, kırılganlık ve eleştiriye karşı hassasiyet bulunabilir.

Dişi ve Erkek Narsisizminin Ortak Noktası Nedir?

Dişi narsisizm ve erkek narsisizmi farklı görünse de aynı temel yaradan beslenebilir: değersizlik hissi.

Bir örüntü değersizliği üstünlükle telafi eder.
Diğeri değersizliği uyum ve kabul arayışıyla telafi eder.

Birinde kişi “Bana hayran olmalısın” diyebilir.
Diğerinde kişi “Beni seçersen değerli olurum” hissiyle hareket edebilir.

Birinde kontrol ve mesafe öne çıkar.
Diğerinde uyum ve kendinden vazgeçme öne çıkar.

Her iki durumda da kişinin benlik değeri içeriden düzenlenmekte zorlanır ve dışarıdan gelen onay, hayranlık, kabul ya da ilişki üzerinden ayakta tutulmaya çalışılır.

Bu nedenle narsisistik örüntüleri yalnızca “bencillik” olarak görmek eksik kalır. Narsisizm çoğu zaman kırılgan bir benlik değerini koruma çabasıyla ilişkilidir. Güncel araştırmalar da narsisizmin yalnızca büyüklenmeci değil, kırılgan biçimlerde de görülebileceğini ve cinsiyetle ilişkili dışavurumların karmaşık olduğunu göstermektedir. Örneğin Green, MacLean ve Charles’ın çalışması, yakın partner şiddeti bağlamında grandiyöz ve kırılgan narsisizm örüntülerinin cinsiyete göre farklı bağlantılar gösterebildiğini bildirmiştir.

Dişi Narsisizm Kırılgan Narsisizmle İlişkili midir?

Dişi ve erkek narsisizmi ayrımı, güncel psikoloji literatüründeki büyüklenmeci narsisizm ve kırılgan narsisizm ayrımıyla birebir aynı değildir; ancak bazı noktalarda temas eder.

Büyüklenmeci narsisizm daha çok üstünlük, hak görme, hayranlık beklentisi ve kendini yüceltme ile ilişkilidir. Kırılgan narsisizm ise utanç, hassasiyet, değersizlik, alınganlık, geri çekilme ve içsel kırılganlıkla daha fazla bağlantılıdır.

Erkek narsisizmi daha çok büyüklenmeci tarafa yakın görünebilir. Dişi narsisizm ise kırılgan narsisizmle bazı ortak özellikler taşıyabilir. Ancak bu kesin bir eşleştirme değildir. Her iki örüntü de aynı kişide farklı zamanlarda görülebilir.

Bu nedenle bu kavramları katı kategoriler gibi değil; ilişkilerde ortaya çıkan farklı benlik savunmaları ve değer arayışları gibi düşünmek daha sağlıklı olur.

Narsisistik Örüntüler Nasıl Fark Edilir?

Aşağıdaki sorular bir tanı aracı değildir. Yalnızca kişinin kendi ilişkisel örüntülerini düşünmesine yardımcı olabilir.

Şu cümleler size tanıdık geliyor mu?

“Başkalarının hayranlığına ihtiyaç duyuyorum.”
“Eleştirildiğimde çok yoğun inciniyorum veya öfkeleniyorum.”
“İlişkide kontrolün bende olmasını istiyorum.”
“Zayıf görünmekten korkuyorum.”
“Partnerimin bana hayran olması beni değerli hissettiriyor.”
“Yakınlık arttığında geri çekilmek istiyorum.”

Bu cümleler daha çok erkek narsisizmi örüntüsüne yakın olabilir.

Şu cümleler size tanıdık geliyor mu?

“Kabul görmek için çok uyum sağlıyorum.”
“Kendi ihtiyaçlarımı söylersem terk edilmekten korkuyorum.”
“Partnerim beni seçerse değerli hissediyorum.”
“Kendimi ilişkide sık sık kurban gibi hissediyorum.”
“Onun güçlü yanlarıyla kendimi tamamlanmış hissediyorum.”
“Kendi sınırlarımı korumakta zorlanıyorum.”

Bu cümleler ise dişi narsisizm örüntüsüne daha yakın olabilir.

Ancak tekrar etmek gerekir: Bunlar tanı koymaz. Yalnızca kişinin kendi iç dünyasını, ilişki biçimini ve değer arayışını düşünmesi için bir farkındalık alanı açar.

Narsisistik Örüntüler Nasıl Şekillenir?

Narsisistik örüntüler çoğu zaman erken dönem ilişkisel deneyimler, bağlanma biçimleri, aile içi roller, duygusal ihtiyaçların karşılanma biçimi ve toplumsal beklentilerle bağlantılıdır.

Çocuklukta kişi yalnızca başarılı olduğunda, uyum sağladığında, güzel göründüğünde, güçlü kaldığında ya da başkalarının ihtiyacını karşıladığında değer gördüyse; yetişkinlikte benlik değerini de benzer koşullara bağlayabilir.

Bazı kişiler için değerli olmak güçlü olmaktır.
Bazıları için değerli olmak vazgeçilmez olmaktır.
Bazıları için değerli olmak beğenilmektir.
Bazıları için değerli olmak birinin ihtiyacını karşılamaktır.

Bu nedenle dişi narsisizm ve erkek narsisizmi yalnızca bireysel özelliklerle açıklanamaz. Aile, kültür, toplumsal cinsiyet beklentileri ve kişinin erken ilişkisel deneyimleri bu örüntülerin nasıl şekillendiğinde önemli rol oynayabilir.

Narsisizm ile Narsisistik Kişilik Bozukluğu Aynı Şey mi?

Hayır. Narsisizm ile narsisistik kişilik bozukluğu aynı şey değildir.

Herkesin değer görme, beğenilme, sevilme, kabul edilme ve önemli hissetme ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaçlar insan olmanın doğal parçalarıdır. Sorun, bu ihtiyaçların katı, sürekli, ilişkileri bozan ve kişinin kendisini ya da başkalarını gerçekçi biçimde görmesini zorlaştıran bir örüntüye dönüşmesidir.

Narsisistik kişilik bozukluğu ise klinik değerlendirme gerektiren bir tanıdır. Bu tanı, yalnızca birkaç davranışa bakılarak dışarıdan konulamaz. Kişinin benlik algısı, empati kapasitesi, ilişki kurma biçimi, işlevselliği ve örüntülerin sürekliliği birlikte değerlendirilmelidir. Britannica, narsisistik kişilik bozukluğunun klinik değerlendirme ile tanılandığını ve DSM-5’te büyüklenme, dikkat çekme ve kişilik işlevselliğindeki belirgin güçlüklerle ilişkili olduğunu belirtir.

Bu nedenle “dişi narsisizm” veya “erkek narsisizmi” ifadeleri tanı değildir. Bunlar, ilişkilerde görülebilen narsisistik dışavurumları anlamak için kullanılan kavramsal çerçevelerdir.

İlişkilerde Bu Örüntüler Nasıl Dönüştürülebilir?

Narsisistik örüntüleri dönüştürmek, kişinin kendisini suçlaması ya da kendine “narsistim” etiketi yapıştırmasıyla gerçekleşmez. Dönüşüm, kişinin kendi değersizlik yarasını, onay arayışını, ilişki içinde aldığı rolleri ve savunma biçimlerini fark etmesiyle başlar.

Terapi sürecinde şu alanlar çalışılabilir:

Kendi değerini yalnızca dış onaya bağlamamak.
İlişkide kontrol veya aşırı uyum örüntülerini fark etmek.
Kırılganlıkla daha sağlıklı temas kurmak.
Eleştiriye verilen yoğun tepkileri anlamak.
Kendi ihtiyaçlarını ve sınırlarını tanımak.
Partneri idealize etmeden ya da değersizleştirmeden görebilmek.
Kurban, kurtarıcı veya üstün konumlarını fark etmek.
Daha gerçekçi, daha dengeli ve daha otantik bir benlik değeri geliştirmek.

Bu süreç kolay olmayabilir. Çünkü narsisistik savunmalar çoğu zaman kişinin kendini korumak için uzun yıllar geliştirdiği yöntemlerdir. Ancak farkındalık, sorumluluk ve düzenli psikoterapi çalışmasıyla daha sağlıklı ilişki biçimleri gelişebilir.

Narsisistik İlişki Döngülerinde Ne Zaman Destek Alınmalı?

Aşağıdaki durumlarda bir ruh sağlığı uzmanından destek almak yararlı olabilir:

İlişkilerde sürekli aynı döngüleri yaşıyorsanız.
Kendinizi sık sık değersiz, yetersiz veya görünmez hissediyorsanız.
Partnerinizi aşırı idealize edip sonra yoğun hayal kırıklığı yaşıyorsanız.
İlişkide sürekli kontrol etme ya da kontrol edilme döngüsü varsa.
Kabul görmek için kendinizden vazgeçiyorsanız.
Eleştirildiğinizde yoğun öfke, utanç veya çöküş yaşıyorsanız.
Sınır koymakta veya başkasının sınırını kabul etmekte zorlanıyorsanız.
İlişkide duygusal manipülasyon, baskı, tehdit veya şiddet varsa.

Özellikle şiddet, tehdit, yoğun kontrol veya güvenlik riski varsa öncelik ilişkiyi analiz etmek değil, güvenliği sağlamaktır. Böyle durumlarda bireysel destek ve güvenlik planı öncelikli olabilir.

Dişi ve Erkek Narsisizmi Aynı Değersizlik Yarasıyla İlişkili Olabilir

Dişi narsisizm ve erkek narsisizmi farklı biçimlerde görünse de temelinde çoğu zaman benzer bir yara vardır: kişinin kendi değerini içeriden hissedememesi.

Erkek narsisizmi bu yarayı güç, kontrol, mesafe ve üstünlükle örtebilir. Dişi narsisizm ise uyum, kurbanlık, kendini feda etme ve başkasının değerine tutunma üzerinden görünür hale gelebilir.

Bu örüntüleri anlamak, kişileri etiketlemek için değil; ilişkide tekrar eden döngüleri daha net görebilmek için önemlidir. Asıl hedef, narsisistik savunmaların ötesinde daha gerçekçi, daha esnek ve daha sağlıklı bir benlik değeri geliştirebilmektir.

Okuyucu İçin Not

Bu yazı genel bilgilendirme ve psikoeğitim amacı taşır. Tanı koyma, kişileri etiketleme veya ilişki hakkında kesin yargı verme amacı içermez. Narsisistik kişilik bozukluğu ancak bir ruh sağlığı uzmanı tarafından klinik değerlendirme ile ele alınabilir. İlişkide şiddet, tehdit, baskı, kontrol veya güvenlik riski varsa profesyonel destek almak önemlidir.

Ek kaynak: Narsisistik kişilik bozukluğunun klinik belirtileri, ilişkiler üzerindeki etkileri ve tedavi yaklaşımı hakkında daha fazla bilgi için Mayo Clinic’in bilgilendirme sayfasına bakılabilir. Ayrıca “Kişilik Bozukluklarında EMDR Terapisi” başlıklı yazımızı da okuyabilirsiniz.

Görüşme talepleri ve sorularınız için İletişim sayfasındaki bilgilerden ulaşabilirsiniz.

Bu yazıyı paylaş

Bu içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez.

Dişi Narsisizm Erkek Narsisizm İlişkiler Kırılgan Narsisizm Narsisizm narsist
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

İlişkilerde Sınır Koymak Bencillik mi?
İlişkilerde Sınır Koymak Bencillik mi?
11 Eylül 2025

İlişkilerde sınır koymak, çoğu kişinin sandığı gibi sevgiyi azaltan ya da...

Devamı
Her Şey Yolundayken Mutsuz Hissetmek
Her Şey Yolundayken Mutsuz Hissetmek
27 Ocak 2026

Her şey yolundayken mutsuz hissetmek, kişinin yaşamında görünürde önemli bir...

Devamı
İlişki Danışmanlığı Ne Zaman Alınmalı?
İlişki Danışmanlığı Ne Zaman Alınmalı?
5 Eylül 2021

İlişki danışmanlığı, ilişkide tekrar eden tartışmalar, iletişim sorunları, güven...

Devamı
Narsisistik İlişki Belirtileri Nelerdir?
Narsisistik İlişki Belirtileri Nelerdir?
4 Eylül 2021

Narsisistik ilişki, kişinin kendini zamanla değersiz, suçlu, yetersiz ya da kendi...

Devamı

Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, s Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, sonsuz kez daha yaşamak zorunda olsaydınız ne hissederdiniz?
Bu soru Nietzsche’ye ait. Bengi dönüş dediği düşünce deneyinde, bir iblis gece yarısı yanınıza sokulur ve der ki: Bu hayatı, her acısı, her sevinci, her sıradan ayrıntısıyla sonsuz kez daha yaşayacaksın. 
Nietzsche sorar: Yere kapanıp lanet mi edersiniz, yoksa “bundan daha güzel bir şey duymadım” diyebileceğiniz bir an yaşadınız mı hiç?
Psikiyatr Irvin Yalom bu soruyu terapide bir turnusol kâğıdı gibi kullanır. Çünkü aynı hayatı tekrar yaşama fikri size dayanılmaz geliyorsa, bunun çoğu zaman tek bir açık nedeni vardır: Hayatınızı henüz iyi yaşamadığınıza inanıyorsunuzdur. Yalom’un dikkat çektiği şey de budur: Ölümden en çok korkan, hayatı en çok seven değil, çoğu zaman hayatını en az yaşamış olandır.
Ama sorunun amacı sizi geçmişin pişmanlığında boğmak değil. Yön ileri: Bundan sonra hayatımı nasıl yaşamalıyım ki, beş yıl sonra dönüp baktığımda yeni pişmanlıklar biriktirmemiş olayım?
Bengi dönüş iblisi bu gece kapınızı çalsa, ona ne cevap verirdiniz?
Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derin Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derinlerde saklı duran karanlık bir depo, mistik bir hayal gücü veya açılmayı bekleyen gizli bir kutu gelir. Özellikle Jung ve romantik filozoflar, bilinçdışını her şeyin içine tıkıştırıldığı karmaşık bir yığın veya “karanlık bir irade” olarak resmetmişlerdir. Ancak Jacques Lacan, bu yaygın inancı kökünden sarsar.
Lacan’a göre bilinçdışı varlıksal (ontolojik) bir madde veya mekân değil; bir boşluk, bir yarık ve bir kesintidir. Kusursuzca işlediğini sandığımız günlük hayatımızda, düzgün akan bir cümlemizde aniden ortaya çıkan bir tökezleme, bir duraksama ya da rüyamızdaki mantıksız bir kopuş basit bir yorgunluk belirtisi değildir. 
Lacan, Freud’un tam da bu aksayan yerde, söylemdeki o delikte ya da boşlukta ne bulduğunu sorar ve şu sarsıcı cevabı verir: Henüz gerçekleşmemiş bir şey.
Bilinçdışı bize kendini “doğmamış olanın alanında askıda bekleyen” bir şey olarak gösterir. Bu yüzden dilimiz sürçtüğünde yaşadığımız o anlık bocalama, aslında o tanımsız boşluktan kelimenin tam anlamıyla doğan bir “buluş” veya bize beklediğimizden hem daha azını hem de daha fazlasını veren bir “sürpriz” niteliğindedir.
Ancak bu sürpriz kalıcı değildir. Lacan’ın vurguladığı gibi, bilinçdışının adeta ritmik bir nabız atışı işlevi vardır; o yarıktan bir anlığına gün ışığına çıkar, gerçekleşmemiş arzunun hakikatini fısıldar ve hemen ardından tekrar kendi üstüne kapanıp kaybolmaya yazgılıdır. O kapanmadan önceki kısacık an, kendimizi en çok ele verdiğimiz andır.
Yani bir dahaki sefere diliniz sürçtüğünde veya tuhaf bir rüya gördüğünüzde bunu sıradan bir “hata” diyerek geçiştirmeyin. Çünkü tam o anda, içinizde henüz gerçekleşmemiş bir arzu, o kısacık boşluktan size bir şeyler anlatmaya çalışıyor olabilir.
🌷
#psikoloji
Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
🩵 Günlük hayatın içinde çoğu zaman kendimizi duyma 🩵 Günlük hayatın içinde çoğu zaman kendimizi duymadan, duygularımızı fark etmeden ilerleriz. Oysa küçük bir mola verip içimize döndüğümüzde değişimin ilk adımını atmış oluruz. Kendine Dönüş Rehberi, bu yolculukta sana eşlik etmesi için hazırlandı.
🦋 Yedi gün boyunca kısa okumalar, egzersizler ve sorularla kendine daha yakından bakmayı, duygularını tanımayı ve içindeki farklı sesleri keşfetmeyi deneyimleyeceksin. Bazen güçlü yanlarını hatırlayacak, bazen sınır koymayı çalışacak, bazen de içindeki küçük çocukla buluşacaksın. Her gün 10–15 dakikanı ayırman, kendinle kurduğun bağı güçlendirmek için yeterli.
✨Bu rehber terapi yerine geçmez. Ama farkındalığını artırmana, kendine daha şefkatli yaklaşmana ve geleceğe dair yeni niyetler koymana destek olabilir. 
🦋✨ Yolculuğun sonunda kendi notlarınla şekillenen kişisel bir defterin olacak: sana ait, sana yol gösteren bir pusula.
7 Gün 7 Adım: Kendine Dönüş Rehberi
1.	Kendine Bakışın
2.	Duyguların Haritası
3.	İç Sesini Resmet
4.	Güçlü Yanlarının Kolajı
5.	“Hayır” Günlüğü
6.	Küçük Çocuğa Mektup
7.	Gelecek Benliğe Niyet
🔗 Kendine Dönüş Rehberi’ne profilimdeki linkten ulaşıp indirebilirsin 🩵
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar 
#psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.