Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
featured_image

Freud’a Göre Rüya Yorumu Nedir?

30 Kasım 2025 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar Rüyalar 0 Yorum

Freud’a göre rüya yorumu, bilinçdışının işleyişini anlamak için temel bir yoldur. Sigmund Freud, rüyaları yalnızca gece zihnimizde beliren rastlantısal görüntüler olarak değil; bastırılmış arzuların, çatışmaların, anı kalıntılarının ve bilinçdışı süreçlerin dönüştürülmüş ifadeleri olarak ele alır.

Freud’un Rüyaların Yorumu adlı eseri, psikanaliz tarihinde rüyaya merkezi bir yer kazandırmıştır. Ona göre rüya, bilinçdışına açılan özel bir kapıdır. Ancak bu kapı doğrudan açılmaz. Rüya, bilinçdışı düşünceleri açıkça söylemek yerine onları imgeler, semboller, yer değiştirmeler ve yoğunlaştırmalar aracılığıyla dönüştürür.

Bu nedenle rüyayı anlamak, yalnızca “Bu rüya ne anlama geliyor?” sorusunu sormak değildir. Daha derin soru şudur:

Zihin, söyleyemediği şeyi neden böyle bir sahneye dönüştürür?

Bu yazıda Freud’a göre rüya yorumunu, rüya çalışmasının temel mekanizmalarını ve Lacan’ın bilinçdışının dilsel yapısına dair yaklaşımını sade bir çerçevede ele alacağız.

Sesli Anlatım Mevcut

Bu içeriğin seslendirilmiş versiyonunu aşağıdaki oynatıcıdan dinleyebilirsiniz.

https://www.tugceturanlar.com/wp-content/uploads/2025/11/freud-ruya-analizi-klinik-psikolog-tugce-turanlar.mp3

 

Freud’a Göre Rüya Nedir?

Freud’a göre rüya, bilinçdışı düşüncelerin doğrudan değil, dönüştürülmüş biçimde ortaya çıktığı bir ruhsal üründür. Rüyada gördüğümüz sahneler, kişiler ve imgeler çoğu zaman yüzeyde göründükleri kadar basit değildir.

Freud bu noktada iki düzeyden söz eder:

Açık rüya içeriği, kişinin hatırladığı rüya sahnesidir. Yani rüyada gördüğümüz kişiler, mekânlar, olaylar ve görüntülerdir.

Gizil rüya düşüncesi ise bu sahnenin altında yatan bilinçdışı arzu, çatışma, anı kalıntısı ya da duygusal malzemedir.

Rüya yorumu, açık rüya içeriğinden gizil rüya düşüncesine doğru ilerlemeye çalışır. Ancak bu süreç düz bir tercüme değildir. Çünkü rüya, bilinçdışı malzemeyi olduğu gibi göstermez; onu değiştirir, sıkıştırır, yerini değiştirir ve sembolik bir forma sokar.

Rüya Çalışması Nedir?

Freud’un “rüya çalışması” dediği süreç, gizil rüya düşüncelerinin açık rüya içeriğine dönüşmesidir. Başka bir ifadeyle rüya çalışması, bilinçdışı malzemeyi rüyada görülebilir bir sahneye çeviren ruhsal işlemdir.

Rüya çalışması nedeniyle rüyalar çoğu zaman mantıksız, kopuk, tuhaf ya da çelişkili görünür. Bir kişi aynı anda birkaç kişiye benzeyebilir. Mekânlar birleşebilir. Zaman sırası bozulabilir. Önemsiz bir nesne çok yoğun bir duygu taşıyabilir.

Bu tuhaflık, rüyanın anlamsız olduğunu göstermez. Tam tersine, Freud’a göre rüyanın kendine özgü bir mantığı vardır. Bu mantık gündelik bilinçli düşüncenin mantığından farklıdır.

Rüya çalışmasının iki temel mekanizması özellikle önemlidir:

Yoğunlaştırma
Yer değiştirme

Freud Museum da rüya çalışmasını açıklarken özellikle bu iki mekanizmanın, gizil rüya düşüncelerinin açık rüya içeriğine dönüşmesinde merkezi olduğunu vurgular.

Yoğunlaştırma Nedir?

Yoğunlaştırma, bir rüya öğesinin birden fazla düşünceyi, kişiyi, duyguyu ya da anıyı aynı anda temsil etmesidir. Rüyada gördüğümüz tek bir figür, gerçekte birkaç farklı kişiye ait özellikleri taşıyabilir. Tek bir mekân, birden fazla dönemi ya da duygusal deneyimi bir araya getirebilir.

Örneğin rüyada görülen bir öğretmen figürü, hem geçmişteki bir otoriteyi, hem eleştirel bir ebeveyni, hem de kişinin kendi içindeki yargılayıcı sesi temsil ediyor olabilir. Rüyadaki tek bir kişi, birden fazla ruhsal anlamı aynı anda taşıyabilir.

Bu yüzden rüyalar çoğu zaman yoğun, tuhaf ve çok katmanlıdır. Tek bir imge, birçok çağrışımı içine sıkıştırır.

Freud’a göre rüyadaki imgelerin zenginliği de buradan gelir. Rüya, uzun bir düşünce zincirini tek bir sahneye dönüştürebilir.

Yer Değiştirme Nedir?

Yer değiştirme, rüyadaki duygusal yoğunluğun asıl kaynağından başka bir kişiye, nesneye ya da sahneye aktarılmasıdır. Böylece bilinçdışı bir çatışma, daha güvenli veya daha dolaylı bir biçimde rüyada görünür hale gelir.

Örneğin kişi gerçek yaşamda birine öfke duyuyor olabilir; fakat bu öfke rüyada doğrudan o kişiye değil, ilgisiz görünen başka bir figüre ya da nesneye yönelmiş olabilir. Asıl duygusal yük yer değiştirmiştir.

Bu mekanizma rüyaların neden bazen “asıl meseleyle ilgisiz” gibi göründüğünü açıklar. Rüya, bilinçdışı düşünceyi açıkça göstermek yerine onu daha az tehdit edici bir sahneye taşır.

Freud’un rüya kuramında yoğunlaştırma ve yer değiştirme, rüyanın açık içeriğini oluşturan en önemli işlemler arasındadır. Freud’un Rüyaların Yorumu metninde de yoğunlaştırma ve yer değiştirme, rüya çalışmasının temel mekanizmaları olarak ele alınır.

Rüyalar Neden Mantıksız Görünür?

Rüyaların mantıksız görünmesinin nedeni, rüya çalışmasının gündelik düşünce mantığıyla işlememesidir. Bilinçli düşünce genellikle zaman sırası, neden-sonuç ilişkisi ve tutarlılık arar. Rüya ise imgeler, çağrışımlar, duygusal yoğunluklar ve sembolik bağlantılar üzerinden çalışır.

Bu nedenle rüyalarda çelişkiler yan yana durabilir. Bir kişi hem tanıdık hem yabancı olabilir. Bir ev hem çocukluk evi hem bugünkü ev gibi hissedilebilir. Zaman geçmiş, şimdi ve gelecek arasında serbestçe kayabilir.

Rüyadaki tuhaflık, çoğu zaman bilinçdışı malzemenin dönüştürülmüş biçimde ortaya çıkmasından kaynaklanır.

Bu nedenle rüya yorumu yaparken yalnızca rüyanın olay örgüsüne değil, rüyanın duygusal tonuna, çağrışımlarına ve kişide bıraktığı etkiye bakmak gerekir.

Kelime Temsili ve Nesne Temsili

Freud’un rüya kuramında kelime temsili ve nesne temsili ayrımı önemli bir yer tutar. Bu ayrım, zihinsel malzemenin nasıl temsil edildiğini anlamaya yardımcı olur.

Nesne temsili, daha çok imge, sahne ve duyusal izlerle ilişkilidir. Rüyada gördüğümüz yüzler, mekânlar, nesneler ve görüntüler bu düzeyde düşünülebilir.

Kelime temsili ise sözcükler, sesler ve dilsel bağlantılarla ilişkilidir. Bir düşüncenin bilince yaklaşabilmesi için çoğu zaman kelimelerle bağ kurması gerekir.

Rüya, bu iki alan arasında hareket eder. Bir düşünce doğrudan kelime olarak değil, bir görüntü olarak ortaya çıkabilir. Bazen de bir kelime oyunu, ses benzerliği ya da dilsel çağrışım rüyanın sahnesini etkileyebilir.

Bu nedenle rüyalar yalnızca görsel değildir; dilsel izler de taşır. Rüya sahnesi, imge ile kelime arasındaki karmaşık ilişkinin bir ürünü olabilir.

Bilinçdışı Rüyalarda Nasıl Görünür?

Freud’a göre bilinçdışı, doğrudan ve açık bir şekilde konuşmaz. Daha çok dolaylı yollarla kendini gösterir: rüyalar, dil sürçmeleri, unutmalar, tekrar eden davranışlar ve sembolik ifadeler aracılığıyla.

Rüyalar bu açıdan özel bir yere sahiptir. Çünkü uyku sırasında bilinçli denetim görece azalır; buna rağmen bilinçdışı malzeme yine de doğrudan değil, dönüştürülmüş biçimde ortaya çıkar.

Bu dönüşüm, rüyanın hem gizleyici hem de açığa çıkarıcı olmasını sağlar. Rüya bir şeyi saklar; ama aynı anda onun izini de taşır.

Bu yüzden Freud’a göre rüyalar bilinçdışına ulaşmak için önemlidir. Ancak rüya yorumu, sabit sembol sözlükleriyle yapılabilecek mekanik bir işlem değildir. Aynı rüya imgesi farklı kişilerde farklı anlamlar taşıyabilir.

Önemli olan rüyanın kişisel çağrışımları, duygusal bağlamı ve kişinin yaşam öyküsü içindeki yeridir.

Lacan’a Göre Bilinçdışı Neden Dil Gibi Yapılanmıştır?

Jacques Lacan, Freud’un rüya kuramını dil üzerinden yeniden okur. Lacan’ın en bilinen önermelerinden biri, bilinçdışının “bir dil gibi yapılandığı” düşüncesidir.

Bu yaklaşımda bilinçdışı, yalnızca bastırılmış içeriklerin saklandığı bir depo değildir. Bilinçdışı; sözcükler, çağrışımlar, eksikler, tekrarlar ve anlam kaymaları üzerinden işler.

Lacan için rüya, yalnızca gizli bir mesaj taşıyan sembolik bir tablo değildir. Rüya aynı zamanda bir gösterenler zinciridir. Yani rüyada görülen imgeler, kelimeler gibi birbirine bağlanır, yer değiştirir ve yeni anlam etkileri üretir.

Bu nedenle Lacan, Freud’un yoğunlaştırma ve yer değiştirme mekanizmalarını dilsel süreçlerle ilişkilendirir. Yoğunlaştırma, metaforla; yer değiştirme ise metonimiyle birlikte düşünülebilir.

Metafor ve Metonimi Rüyada Nasıl Çalışır?

Lacancı yaklaşıma göre rüyalardaki imgeler, dildeki metafor ve metonimiye benzer biçimde çalışabilir.

Metafor, bir anlamın başka bir imge ya da ifade aracılığıyla temsil edilmesidir. Rüyada bir kişinin başka bir figürle birleşmesi, bir duygunun sembolik bir nesneyle görünür hale gelmesi metaforik bir işleyiş olarak düşünülebilir.

Metonimi ise anlamın bir çağrışım zinciri boyunca kaymasıdır. Rüyada bir duygunun asıl nesnesinden başka bir ayrıntıya taşınması, yer değiştirme mekanizmasıyla ilişkili düşünülebilir.

Bu açıdan rüya, yalnızca görüntülerden oluşan bir sahne değildir. Rüya, anlamın kaydığı, sıkıştığı, yer değiştirdiği ve eksik kaldığı bir dilsel alan gibidir.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Rüyanın anlamı tek ve sabit değildir. Rüya, çoğu zaman tek bir cümleye indirgenemeyen çok katmanlı bir çağrışım alanı açar.

Rüyalar Bir Mesaj mıdır?

Rüyalar çoğu zaman bir şey söylüyor gibi hissedilir. Ancak psikanalitik açıdan rüyayı doğrudan bir mesaj ya da kehanet gibi düşünmek yanıltıcı olabilir.

Freud’a göre rüya, bilinçdışı düşüncelerin dönüştürülmüş bir ifadesidir. Lacan açısından ise rüya, öznenin dil ve anlam yapıları içindeki konumuna dair izler taşır.

Bu nedenle rüya “şunu yapmalısın” diyen doğrudan bir mesajdan çok, kişinin iç dünyasında işlenmekte olan bir malzemenin sahnelenmesi olarak düşünülebilir.

Rüyalar bazen bir arzuyu, bazen bir çatışmayı, bazen bir kaygıyı, bazen de söze dökülemeyen bir duyguyu sahneye taşır. Fakat bunu doğrudan değil; imgeler, yer değiştirmeler ve sembolik bağlantılar üzerinden yapar.

Freud ve Lacan Rüyayı Nasıl Farklı Okur?

Freud ve Lacan rüyayı farklı düzeylerde ele alır.

Freud için rüya, bilinçdışı arzuların ve bastırılmış düşüncelerin dönüştürülmüş ifadesidir. Rüya çalışması, bu gizil düşünceleri açık rüya sahnesine çevirir.

Lacan ise Freud’un bu yaklaşımını dilsel bir çerçevede yeniden düşünür. Ona göre bilinçdışı, dil gibi yapılanır; rüya da bu dilsel yapının izlerini taşır.

Freud daha çok rüyanın nasıl oluştuğunu, hangi mekanizmalarla dönüştüğünü ve bilinçdışı arzuyla ilişkisini inceler. Lacan ise rüyanın gösterenler, eksikler, anlam kaymaları ve Öteki’nin söylemiyle ilişkisini vurgular.

Bu iki yaklaşım birbirini tamamen dışlamaz. Aksine, rüyayı hem ruhsal hem de dilsel bir oluşum olarak anlamaya imkân verir.

Rüya Yorumu Neden Kişisel Çağrışım Gerektirir?

Rüya yorumunda en sık yapılan hata, rüyadaki imgeleri sabit anlamlara bağlamaktır. Örneğin “su bilinçdışıdır”, “ev bedendir”, “yılan şudur” gibi genel sembolik açıklamalar bazen düşünmeye yardımcı olabilir; fakat tek başına yeterli değildir.

Freud’a göre rüya yorumu, kişinin kendi çağrışımlarını dikkate almalıdır. Çünkü rüyadaki bir nesne, bir kişi için korkuyu; başka biri için arzuyu; bir başkası için çocukluk anısını temsil edebilir.

Bu nedenle rüya analizi kişisel bağlamdan koparılamaz. Rüyanın anlamı, yalnızca rüyanın içinde değil; rüyayı gören kişinin yaşamında, ilişkilerinde, arzularında, çatışmalarında ve söze dökemediği duygularında aranır.

Rüyalar Günlük Hayattaki Tekrarları Anlamaya Yardımcı Olabilir mi?

Rüyalar yalnızca gece görülen sahneler değildir. Bazen kişinin gündelik yaşamında tekrar eden ilişki biçimlerini, korkularını, arzularını ve savunmalarını anlamaya yardımcı olabilir.

Bir kişi rüyasında sürekli aynı sahneyi görüyor, benzer duygularla uyanıyor ya da benzer figürlerle karşılaşıyorsa, bu rüya kişinin iç dünyasında tekrar eden bir temaya işaret ediyor olabilir.

Bu tema bazen terk edilme korkusu, bazen suçluluk, bazen öfke, bazen görünür olma kaygısı, bazen de bastırılmış bir arzu olabilir.

Bu nedenle rüyalar, yalnızca sembol çözme alanı değil; kişinin yaşamındaki tekrarları, ilişkisel kalıpları ve bilinçdışı sahneleri anlamak için de önemli bir malzeme sunar.

Freud’a Göre Yaygın Rüya Sembolleri

Freud, bazı imgelerin rüyalarda tekrar eden temsiller taşıdığını öne sürer. Aşağıdaki tablo bu klasik eşleştirmeleri özetler; ancak sembollerin anlamı her zaman kişiye ve bağlama göre değişir.

Tema Sembol / Temsil Örnekleri
İnsan figürü Ev → düz duvarlı = erkek, balkonlu = kadın
Ebeveynler Kral, kraliçe, saygıdeğer kişiler
Çocuklar & kardeşler Küçük hayvanlar, haşarat
Doğum Suya atılmak, sudan çıkmak, sudan kurtarılmak
Erkek cinselliği Çubuk, direk, ağaç; hançer, kılıç, bıçak, silahlar
Kadın cinselliği Kutular, şişeler, mağaralar, sandıklar, cepler, kiliseler, ayakkabılar
Göğüsler Elma, şeftali, meyveler

Freud’un kendi ifadesiyle: “Bazen bir puro, sadece bir purodur.” Sembol listeleri bir sözlük gibi kullanılmamalı; rüyanın anlamı kişinin kendi çağrışımlarıyla açılır.

Sonuç: Rüyalar Bilinçdışının Dilini Nasıl Gösterir?

Freud’a göre rüyalar, bilinçdışı süreçlerin dönüştürülmüş ifadeleridir. Rüya çalışması, gizil rüya düşüncelerini açık rüya sahnesine çevirirken yoğunlaştırma ve yer değiştirme gibi mekanizmaları kullanır.

Lacan ise bu süreci dilsel bir çerçevede yeniden yorumlar. Bilinçdışı, yalnızca bastırılmış içeriklerin saklandığı bir alan değil; gösterenlerin, çağrışımların, eksiklerin ve anlam kaymalarının çalıştığı bir yapı olarak düşünülür.

Bu nedenle rüyalar hem görsel hem de dilsel bir nitelik taşır. Bir rüya imgesi, tek bir anlama indirgenemez; çoğu zaman birçok duyguyu, anıyı, arzuyu ve çatışmayı aynı anda taşır.

Rüyaları anlamak, geleceği bilmek değil; zihnin kendini nasıl temsil ettiğini, neyi sakladığını, neyi dönüştürdüğünü ve hangi duygusal malzemeyi işlemeye çalıştığını anlamaktır.

Rüya bu anlamda yalnızca geceye ait bir görüntü değil; bilinçdışının kendine özgü dilidir.

Bu konular hakkında daha derinlemesine bilgi edinmek isterseniz, Seans Odası Sakinleri podcast’imizin ilgili bölümlerini dinleyebilirsiniz.

Okuyucu İçin Not

Bu yazı, Freud’un rüya yorumu ve Lacan’ın bilinçdışına dair dilsel yaklaşımını bilgilendirici bir çerçevede ele almaktadır. Rüya analizi kişisel bağlam gerektirir; bu nedenle burada yer alan açıklamalar bireysel rüyalar için doğrudan yorum ya da tanı amacı taşımaz.

Kaynak: Hendrix, John Shannon. “The Dream Work of Sigmund Freud.“

Ek kaynak: Freud’un rüya çalışması hakkında daha ayrıntılı bilgi için Freud Museum London – The Dream-Work sayfasına bakılabilir.

Görüşme talepleri ve sorularınız için İletişim sayfasındaki bilgilerden ulaşabilirsiniz.

Bu yazıyı paylaş

Bu içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez.

Bilinçdışı Freud Lacan Psikanaliz Rüya Analizi Rüya çalışması Seans Odası Sakinleri Podcast
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Tekrarlayan Rüyalar Neden Görülür? Bilinçdışının Israrı
Tekrarlayan Rüyalar Neden Görülür? Bilinçdışının Israrı
20 Şubat 2026

Tekrarlayan rüyalar, aynı sahnenin ya da aynı duygusal çekirdeğin farklı...

Devamı
Rüya Yorumu ve Nesne İlişkileri Kuramı
Rüya Yorumu ve Nesne İlişkileri Kuramı
21 Haziran 2026

Rüya yorumu, nesne ilişkileri kuramına göre yalnızca gizli dileklerin değil,...

Devamı
Rüya Analizi: Freud ve Jung’un Karşılaştırmalı Görüşleri
Rüya Analizi: Freud ve Jung’un Karşılaştırmalı Görüşleri
29 Ekim 2023

Freud ve Jung, rüyaya iki farklı yerden bakar. Freud için rüya, bastırılmış...

Devamı

Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, s Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, sonsuz kez daha yaşamak zorunda olsaydınız ne hissederdiniz?
Bu soru Nietzsche’ye ait. Bengi dönüş dediği düşünce deneyinde, bir iblis gece yarısı yanınıza sokulur ve der ki: Bu hayatı, her acısı, her sevinci, her sıradan ayrıntısıyla sonsuz kez daha yaşayacaksın. 
Nietzsche sorar: Yere kapanıp lanet mi edersiniz, yoksa “bundan daha güzel bir şey duymadım” diyebileceğiniz bir an yaşadınız mı hiç?
Psikiyatr Irvin Yalom bu soruyu terapide bir turnusol kâğıdı gibi kullanır. Çünkü aynı hayatı tekrar yaşama fikri size dayanılmaz geliyorsa, bunun çoğu zaman tek bir açık nedeni vardır: Hayatınızı henüz iyi yaşamadığınıza inanıyorsunuzdur. Yalom’un dikkat çektiği şey de budur: Ölümden en çok korkan, hayatı en çok seven değil, çoğu zaman hayatını en az yaşamış olandır.
Ama sorunun amacı sizi geçmişin pişmanlığında boğmak değil. Yön ileri: Bundan sonra hayatımı nasıl yaşamalıyım ki, beş yıl sonra dönüp baktığımda yeni pişmanlıklar biriktirmemiş olayım?
Bengi dönüş iblisi bu gece kapınızı çalsa, ona ne cevap verirdiniz?
Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derin Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derinlerde saklı duran karanlık bir depo, mistik bir hayal gücü veya açılmayı bekleyen gizli bir kutu gelir. Özellikle Jung ve romantik filozoflar, bilinçdışını her şeyin içine tıkıştırıldığı karmaşık bir yığın veya “karanlık bir irade” olarak resmetmişlerdir. Ancak Jacques Lacan, bu yaygın inancı kökünden sarsar.
Lacan’a göre bilinçdışı varlıksal (ontolojik) bir madde veya mekân değil; bir boşluk, bir yarık ve bir kesintidir. Kusursuzca işlediğini sandığımız günlük hayatımızda, düzgün akan bir cümlemizde aniden ortaya çıkan bir tökezleme, bir duraksama ya da rüyamızdaki mantıksız bir kopuş basit bir yorgunluk belirtisi değildir. 
Lacan, Freud’un tam da bu aksayan yerde, söylemdeki o delikte ya da boşlukta ne bulduğunu sorar ve şu sarsıcı cevabı verir: Henüz gerçekleşmemiş bir şey.
Bilinçdışı bize kendini “doğmamış olanın alanında askıda bekleyen” bir şey olarak gösterir. Bu yüzden dilimiz sürçtüğünde yaşadığımız o anlık bocalama, aslında o tanımsız boşluktan kelimenin tam anlamıyla doğan bir “buluş” veya bize beklediğimizden hem daha azını hem de daha fazlasını veren bir “sürpriz” niteliğindedir.
Ancak bu sürpriz kalıcı değildir. Lacan’ın vurguladığı gibi, bilinçdışının adeta ritmik bir nabız atışı işlevi vardır; o yarıktan bir anlığına gün ışığına çıkar, gerçekleşmemiş arzunun hakikatini fısıldar ve hemen ardından tekrar kendi üstüne kapanıp kaybolmaya yazgılıdır. O kapanmadan önceki kısacık an, kendimizi en çok ele verdiğimiz andır.
Yani bir dahaki sefere diliniz sürçtüğünde veya tuhaf bir rüya gördüğünüzde bunu sıradan bir “hata” diyerek geçiştirmeyin. Çünkü tam o anda, içinizde henüz gerçekleşmemiş bir arzu, o kısacık boşluktan size bir şeyler anlatmaya çalışıyor olabilir.
🌷
#psikoloji
Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
🩵 Günlük hayatın içinde çoğu zaman kendimizi duyma 🩵 Günlük hayatın içinde çoğu zaman kendimizi duymadan, duygularımızı fark etmeden ilerleriz. Oysa küçük bir mola verip içimize döndüğümüzde değişimin ilk adımını atmış oluruz. Kendine Dönüş Rehberi, bu yolculukta sana eşlik etmesi için hazırlandı.
🦋 Yedi gün boyunca kısa okumalar, egzersizler ve sorularla kendine daha yakından bakmayı, duygularını tanımayı ve içindeki farklı sesleri keşfetmeyi deneyimleyeceksin. Bazen güçlü yanlarını hatırlayacak, bazen sınır koymayı çalışacak, bazen de içindeki küçük çocukla buluşacaksın. Her gün 10–15 dakikanı ayırman, kendinle kurduğun bağı güçlendirmek için yeterli.
✨Bu rehber terapi yerine geçmez. Ama farkındalığını artırmana, kendine daha şefkatli yaklaşmana ve geleceğe dair yeni niyetler koymana destek olabilir. 
🦋✨ Yolculuğun sonunda kendi notlarınla şekillenen kişisel bir defterin olacak: sana ait, sana yol gösteren bir pusula.
7 Gün 7 Adım: Kendine Dönüş Rehberi
1.	Kendine Bakışın
2.	Duyguların Haritası
3.	İç Sesini Resmet
4.	Güçlü Yanlarının Kolajı
5.	“Hayır” Günlüğü
6.	Küçük Çocuğa Mektup
7.	Gelecek Benliğe Niyet
🔗 Kendine Dönüş Rehberi’ne profilimdeki linkten ulaşıp indirebilirsin 🩵
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar 
#psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.