Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Klinik Okumalar
    • İlişkisel Dinamikler
    • Bedensel Bellek
    • Jungiyen Okumalar
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Klinik Okumalar
    • İlişkisel Dinamikler
    • Bedensel Bellek
    • Jungiyen Okumalar
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Klinik Okumalar
    • İlişkisel Dinamikler
    • Bedensel Bellek
    • Jungiyen Okumalar
  • İletişim
featured_image

Yetişkinlerde DEHB: Gizli Belirtiler ve Başa Çıkma Stratejileri

2 Kasım 2025 Yazar: Tuğçe Turanlar İlişkisel Dinamikler 0 Yorum

DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) dendiğinde, çoğu zaman akla yerinde duramayan, odaklanma güçlüğü çeken çocuklar gelir. Oysa bu nörogelişimsel durum, birey büyüdükçe “yok olmaz”; yalnızca görünümü değişir ve evrilir. Çocukluktaki belirgin hiperaktivite, yetişkinlikte yerini daha çok içsel bir huzursuzluğa, organize olamama hissine veya sürekli “bir şeyleri kaçırıyorum” kaygısına bırakabilir.

Yetişkin DEHB’si, genellikle dışarıdan kolayca fark edilmeyen, ancak kişinin iç dünyasında, kariyerinde ve ilişkilerinde derin yankılar bulan “gizli” belirtilerle kendini gösterir. Bu durum, çoğu zaman kişinin kendisi tarafından bile “tembellik”, “iradesizlik” veya “yetersizlik” olarak yanlış etiketlenen, beynin yönetici işlevlerindeki farklı bir işleyiş biçimidir.

Yetişkinlikte DEHB’nin yansımaları, genellikle birbiriyle ilişkili temel zorluk alanlarında kümelenir.

Yetişkinlerde DEHB ve Yönetici İşlev Zorlukları: Organize Olamamanın Ötesi

DEHB’nin temelinde, beynin “yönetici işlevler” olarak bilinen zihinsel süreçlerindeki zorluklar yatar. Bu işlevler; planlama, önceliklendirme, zaman yönetimi, duygusal düzenleme, bilgiyi akılda tutup kullanma (çalışma belleği), dikkati bir görevden diğerine kaydırma ve görevleri başlatıp sürdürebilme becerilerimizi kapsar. Bu alandaki yetersizlik, zeka veya potansiyel eksikliğinden değil, bu potansiyeli eyleme dökmedeki nörobiyolojik bir güçlükten kaynaklanır.

DEHB’de Zaman Körlüğü (Time Blindness): “Şimdi” ve “Şimdi Değil” Algısı

DEHB deneyiminin en temel özelliklerinden biri, zamanı doğrusal algılamakta zorlanmaktır. Zaman, “şimdi” ve “şimdi değil” olarak ikiye bölünmüş gibidir. Araştırmalar, beynin planlama ve geleceği öngörmeden sorumlu olan prefrontal korteks bölgesinin DEHB’de farklı çalıştığını göstermektedir. Bu “zaman körlüğü”, bir görevin ne kadar süreceğini tahmin etmeyi imkansız hale getirebilir, sık sık geç kalmalara veya karmaşık görevlerin hep son ana bırakılmasına neden olabilir.

Miyop olan kişilerin sadece yakındaki nesneleri net görebilmesini andıran bir şekilde, DEHB’li bireyler de zaman ufkunda sadece “şimdi” olanı net algılayabilir. Gelecekteki bir tarih veya sorumluluk, ne kadar önemli olursa olsun, “şimdi”nin aciliyeti karşısında bulanık kalır. Bu bir “sorumsuzluk” seçimi değil, zamanı farklı deneyimlemenin bir sonucudur.

Planlama, Önceliklendirme ve Göreve Başlama Zorlukları

Yönetici işlevlerdeki bu zorluklar, düşünceleri organize etmeyi, adımlara bölmeyi ve bir programa bağlı kalmayı güçleştirir. Yapılacaklar listesi kabardıkça, nereden başlayacağını bilememe ve “analiz felci” yaşama durumu sık görülür. Kişi, zihnindeki potansiyel ile ortaya koyduğu performans arasındaki uçurumu fark eder ve bu durum, kronik bir “yetersizlik” ve “potansiyelimi gerçekleştiremiyorum” hissine yol açabilir.

DEHB’de Dikkati Düzenleme: Dağınıklık ve Hiper-Odaklanma (Hyperfocus)

DEHB, yaygın kanının aksine, dikkat eksikliğinden ziyade dikkati düzenleme güçlüğüdür. Bu durum kendini iki zıt uçta gösterebilir:

  • Dağınıklık: Kişi, özellikle keyif almadığı, rutin veya “sıkıcı” bulduğu işlerde (örneğin bir iş raporunu tamamlama, faturaları ödeme) odağını sürdürmekte aşırı zorlanır. Zihin, sürekli olarak daha ilginç veya acil uyaranlara kayar.
  • Hiper-Odaklanma (Hyperfocus): Öte yandan, ilgi çekici bulduğu bir aktiviteye (yeni bir proje, bir video oyunu, tutkulu bir hobi) saatlerce, dış dünyadan (yemek, uyku, tuvalet ihtiyacı dahil) koparcasına odaklanabilir. Bu durumun, beynin bir görevden diğerine geçiş yapmakta zorlanmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu “akış” hali, bir yandan yaratıcılığı besleyen bir “süper güç” gibi hissedilebilirken, öte yandan kişinin temel sorumluluklarını ihmal etmesine yol açarak bir “kaos” kaynağına dönüşebilir.

Yetişkinlerde DEHB’de İçsel Huzursuzluk ve Dürtüsellik

Çocukluktaki belirgin fiziksel koşturmaca (hiperaktivite), yetişkinlikte “dışarıdan” “içeriye” yönelir. Artık oradan oraya koşturan bir beden değil, zihinsel ve bedensel olarak sürekli “çalışan” bir iç motor söz konusudur. Bu durum, yerini asla tam olarak rahatlayamayan bir içsel huzursuzluğa ve düşünmeden eyleme geçme eğilimi olan dürtüselliğe bırakır.

Zihinsel ve Bedensel Hiperaktivite: Yavaşlayamama Hissi

Yetişkin hiperaktivitesi, bedensel kıpırtıların ötesinde zihinsel bir “meşguliyet” halidir. Kişi, sakin bir anı (örneğin bir filmi sadece oturarak izlemeyi) sıkıcı, hatta kaygı verici bulabilir. Toplantılarda sürekli bacak sallama, oturduğu yerde pozisyon değiştirme veya telefonda konuşurken oda içinde dolaşma gibi fiziksel belirtiler devam etse de, asıl zorluk zihnin yavaşlayamamasıdır. Bu “her zaman bir şey yapıyor olma” hali, aslında yorucu bir içsel gürültüden veya durup hissetmekten kaçınma çabası olabilir.

Dürtüselliğin Etkileri: Finansal Zorluklar ve Ani Kararlar

Dürtüsellik (impulsivity), beynin “fren mekanizmasının” zayıflığıdır; yani sonuçlarını düşünmeden harekete geçme eğilimidir. Bu durum, kendini finansal alanda belirgin olarak gösterebilir: Faturaları ödemek gibi “sıkıcı” görevlere odaklanamama, gelecek için para biriktirmenin soyut gelmesi ve anlık bir istekle bütçeyi zorlayacak pahalı, dürtüsel alışverişler yapma.

İlişkilerde ise, karşısındakinin sözünü kesme, aklına geleni o an söyleyerek pot kırma veya bir tartışma anında ani tepkiler verme şeklinde ortaya çıkar. Dürtüsel eylemin hemen ardından yaşanan, genellikle yoğun bir pişmanlık ve “keşke” duygusudur. Bu döngü, kişinin kendine olan güvenini sarsar ve “Neden kendimi kontrol edemiyorum?” sorusuyla öz-değer algısını zedeler.

DEHB ve Kariyer: Rutinden Sıkılma ve Sık İş Değiştirme

Yetişkin DEHB’sinin bir diğer yansıması da kariyerdeki istikrarsızlıktır. Bunun birkaç nedeni vardır: Rutin ve tekrara dayalı işlerden çabuk sıkılma, iş yerindeki sorumlulukları organize etmekte zorlanma veya Reddedilme Hassasiyetine bağlı olarak yönetici ya da iş arkadaşlarıyla yaşanan ilişkisel sorunlar. Zeka veya yetenekten bağımsız olarak, dürtüsellik veya anlık bir can sıkıntısıyla istikrarlı bir işten ayrılma kararı alınabilir. Bu durum, kişinin potansiyeline rağmen mesleki olarak daha düşük bir statüde kalmasına veya sürekli “kendine uygun” işi aramasına yol açabilir.

DEHB’nin Duygusal ve İlişkisel Dünya Üzerindeki Etkileri

DEHB’nin belki de en az konuşulan ama en derin etkileri, duygusal ve ilişkisel alanda görülür. Bu durum, sadece semptomların bir sonucu değil, aynı zamanda duygu düzenleme ve bağlanma dinamiklerini de içeren bir alanı kapsar.

Reddedilme Hassasiyeti: Eleştiriye Karşı Aşırı Duyarlılık

DEHB’si olan birçok yetişkin, “Reddedilme Hassasiyeti” olarak bilinen yoğun bir duygusal hassasiyet yaşar. Eleştiriye veya reddedilme algısına karşı aşırı duyarlıdırlar. Bu durum, fiziksel bir acı gibi hissedilebilir. Genellikle çocukluktan itibaren sürekli “yeterli olamama” veya “beklentiyi karşılayamama” deneyimleriyle pekişen bir hassasiyettir. Kişi, en ufak bir eleştiriyi dahi, varoluşsal bir “istenmeme” veya “kusurlu olma” onayı olarak algılayabilir. Bu acıdan kaçınmak için birey, ya mükemmeliyetçi bir maske takar, ya ilişkilerden tümüyle çekilir ya da eleştirildiğini hissettiği anda dürtüsel ve öfkeli tepkiler verebilir.

DEHB ve İlişkiler: Unutkanlık ve Yanlış Anlaşılma Döngüsü

Zaman körlüğü (yıldönümlerini, özel günleri unutma), dikkatin konuşma sırasında dağılması (karşısındakini dinlemiyormuş gibi görünme) ve duygusal hassasiyet birleştiğinde, hem romantik hem de sosyal ilişkileri sürdürmek zorlaşabilir. Partnerler, bu davranışları “ilgisizlik” veya “sevgisizlik” olarak yorumlayabilir. DEHB’li birey ise kendini sürekli “savunmada” ve “yanlış anlaşılmış” hisseder. “Unutkanlığım sevgisizliğim değil” mesajını verememenin çaresizliği ve partneri tarafından “anlaşılamamanın” getirdiği derin bir yalnızlık yaşar. Bu durum, “ben sevilmeye layık değilim” veya “ilişkileri yürütemiyorum” gibi olumsuz içsel inançları besleyebilir.

Yetişkinlerde DEHB ile Başa Çıkma: Nereden Başlamalı?

Bu belirtilerde kendini bulan birçok kişi için “Peki, şimdi ne yapmalıyım?” sorusunun belirmesi doğaldır. Bu farkındalık, suçluluk hissinden sıyrılıp, durumun sorumluluğunu almanın ilk adımıdır.

Yetişkinlerde DEHB Tanısı: Profesyonel Değerlendirmenin Önemi

Bu yazı bir tanı aracı değildir. Eğer bu örüntüler yaşam kalitenizi (iş, ilişkiler, öz-değer algısı) ciddi şekilde etkiliyorsa, bir uzmana başvurmak kritik önem taşır. Yetişkinlerde DEHB belirtileri; travma sonrası stres, kaygı bozuklukları veya depresyon belirtileriyle kesişebilir veya karıştırılabilir. Doğru bir değerlendirme, en doğru desteği almanın ön koşuludur. Bir ruh sağlığı uzmanı (psikiyatrist veya klinik psikolog), kapsamlı bir değerlendirme ile durumunuza netlik kazandırabilir.

DEHB Dostu Stratejiler: Beyinle Birlikte Çalışmak

DEHB’li bir beyni “düzeltmeye” çalışmak yerine, onunla birlikte çalışmayı öğrenmek esastır. Bu, “zayıflık” olarak görülen durumlar için “destek” kullanmaktır:

  • Zamanı Dışsallaştırmak: Zaman körlüğüne karşı; görünür takvimler, alarmlar ve hatırlatıcılar kullanmak, zamanı soyut bir kavram olmaktan çıkarıp somut bir yardımcıya dönüştürür.
  • Görevleri Bölmek: “Analiz felci” yaşamamak için, büyük ve bunaltıcı görevleri çok küçük, “5 dakikada yapılabilir” adımlara bölmek, başlamayı kolaylaştırır.
  • Çevreyi Düzenlemek: Dikkatin kolay dağılmasına karşı, çalışma alanını sadeleştirmek veya odaklanmayı sağlayan rutinler (belirli bir müzik, gürültü engelleyici kulaklık) oluşturmak önemlidir.

DEHB için Psikoterapi: Duygusal Etkileri Anlamlandırma Gücü

Psikoterapi, sadece semptom yönetimi değil, aynı zamanda bu durumla büyümenin getirdiği duygusal yaraları anlamlandırma ve onarma sürecidir. Yıllar süren “tembel” veya “yetersiz” etiketlerinin benlik algısı üzerindeki etkisini araştırmak, reddedilme hassasiyetinin köklerine inmek ve ilişkisel kalıplarınızı yeniden yapılandırmak, terapötik sürecin en değerli kazanımlarındandır. Bu süreç, nörolojik bir farklılığın, kişiliğinizin tamamını tanımlamadığını anlamayı sağlar.

DEHB’yi Anlamlandırmak (Bu Bir Kusur Değil, Farklılık)

Bu belirti örüntülerinde kendini bulmak, “bende DEHB mi var?” sorusundan daha derin bir anlama sahiptir. Bu durum, kişinin kendini etiketlemesi değil, yıllar süren “anlaşılamama” ve “kendini yanlış anlama” halinin sona ermesi için bir kapı aralamasıdır.

Zamanı farklı algılamak, duyguları daha yoğun yaşamak veya odağı regüle etmekte zorlanmak, bir irade sorunu değil, nörobiyolojik bir farklılığın yansımasıdır. Bu farkındalık, bir “bahane” değil, bir “anlamlandırma” çabasıdır. Kişinin kendini suçlamayı bırakıp, “tembel” veya “iradesiz” etiketlerinin ötesinde, kendi nörolojik yapısına uygun bir yaşam kurması için bir davettir. Bu, kendine karşı şefkatli bir merakı başlatmanın ilk adımını temsil eder.

Yetişkinlerde DEHB: Gizli Belirtiler ve Başa Çıkma Stratejileri


Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar, psikodinamik yönelim ağırlıklı çalışmaktadır. Travmalarla çalışırken EMDR yöntemini, kişilik örüntüleriyle çalışırken Şema Terapiyi, ilişkilerde ise Gottman Çift Terapisi yaklaşımını kullanmaktadır. Özellikle narsisizm, bağlanma sorunları ve ilişkisel dinamikler üzerine yoğunlaşır. Yazılarında hem klinik deneyimlerinden hem de bilimsel araştırmalardan beslenerek psikolojik kavramları herkesin anlayabileceği bir dille aktarmayı amaçlar.


Kaynaklar

Barkley, R. A. (2022). Taking charge of adult ADHD: Proven strategies to succeed at work, at home, and in relationships (2nd ed.). The Guilford Press.

Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez.

ADHD Bireysel psikoterapi İstanbul Psikolog Online Bireysel Terapi Yetişkinlerde ADHD
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Bağlanma Stilleri: Neden Zıt Kişiliklere Çekiliriz?
Bağlanma Stilleri: Neden Zıt Kişiliklere Çekiliriz?
14 Ekim 2025

Bağlanma Stilleri Nedir? İlişkilerdeki Görünmez Dinamikler Bağlanma kuramı,...

Devamı
İlişkilerde Şiddet Türleri ve Gottman Çalışmaları
İlişkilerde Şiddet Türleri ve Gottman Çalışmaları
18 Kasım 2024

John Gottman’ın çift laboratuvarında şiddet içeren ilişkilerle yapılan...

Devamı
İlişkilerde Kırmızı Bayraklar
İlişkilerde Kırmızı Bayraklar
9 Ocak 2025

Romantik ilişkiler, bir yanıyla mutluluk ve bağlılık getirirken, diğer...

Devamı
Gottman Çift Terapisi: İlişki Dinamikleri
Gottman Çift Terapisi: İlişki Dinamikleri
19 Aralık 2024

Gottman çift terapisi, çift ilişkilerinde iletişim örüntülerini, çatışma...

Devamı

Instagram

Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı role geçmeyi anlatır. Kişi karşısındakini sevmekle yetinmez; onu toparlamaya, iyileştirmeye, taşımaya ve düzeltmeye de çalışır.

İlk bakışta bu, sevgi, fedakarlık ve bağlılık gibi görünebilir. Ama zamanla ilişki, iki kişinin birbirine eşlik ettiği bir alan olmaktan çıkıp birinin diğerini sürekli düzenlemeye çalıştığı bir yapıya dönüşebilir.

Bu dinamikte partnerin sorunları kişinin gündemine dönüşür, partnerin duyguları ise kendi sorumluluğu gibi hissedilir. Kimi zaman dışarıdan “çok ilgili” görünen tutumun altında, kaybetme korkusu ya da vazgeçilmez olma ihtiyacı da bulunabilir.

Oysa sağlıklı destek vermek ile kurtarıcı role geçmek aynı şey değildir. Destek vermek, karşı tarafın yerine yaşamak değil; yanında olurken yine de onun kendi ayakları üzerinde durmasına alan açmaktır.

Beyaz şövalye dinamiğinde ise bu denge bozulur. Bir süre sonra sevgi ile sorumluluk, şefkat ile yük taşıma birbirine karışır. Bu da ilişkide eşitliği zedeler; yorgunluk, kırgınlık ve bastırılmış öfke yaratabilir ❤️‍🩹

Çoğu zaman bu rol kötü niyetle değil, iyi niyetle başlar. Ama yine de şu fark önemlidir: Sevgi, birini taşımak değildir. Destek olmak, onun yerine yaşamak değildir. 

Yakınlık, birini kurtarma görevi değildir.

#psikoloji
“Bırak yapsınlar” yaklaşımı, umursamazlık ya da he “Bırak yapsınlar” yaklaşımı, umursamazlık ya da her şeyi akışına bırakmak değildir. Asıl mesele, kontrol edemediğiniz kişilerle, tepkilerle ve durumlarla sürekli zihinsel mücadele etmek yerine enerjinizi gerçekten etkileyebildiğiniz alana yöneltebilmektir 🌷

Yani odağı, başkalarının ne yaptığına değil; kendi tutumunuza, sınırlarınıza ve seçimlerinize çevirmektir.

Bu bakış açısı, dışarıyı kontrol etmeye çalışırken yaşadığınız yorgunluğu ve güçsüzlük hissini azaltmaya yardımcı olabilir. 

Başkalarının davranışlarını değiştirmeye çalışmak yerine, kendi tepkinizi düzenlemeniz, değerlerinize uygun hareket etmeniz ve gerçekliği olduğu gibi görebilmeniz daha işlevsel bir zemin sağlar. Böylece zihninizdeki gereksiz yük azalabilir, daha net düşünmek ve daha sağlıklı kararlar almak kolaylaşabilir.

Günlük yaşamda bu yaklaşım; mesajınıza dönmeyen bir arkadaş, eleştirel bir iş ortamı ya da hayal kırıklığı yaratan bir ilişki dinamiği karşısında hemen savunmaya geçmemenizi destekler. 

Bunun yerine durup olanı fark etmek, kısa bir içsel mesafe oluşturmak ve ardından “Ben şimdi ne yapacağım?” sorusuna dönmek mümkün hâle gelir. 

Ancak bunun, şiddet, tehdit ya da hak ihlali içeren durumlarda pasif kalmak anlamına gelmediğini unutmamak gerekir. Böyle durumlarda öncelik, kendinizi korumak ve destek almaktır.

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar

Kaynak: Bırak Yapsınlar Teorisi - Mel Robbins 
Mutluluk Tuzağı - Russ Harris
Travma sadece “kötü bir anı” değildir. Sinir siste Travma sadece “kötü bir anı” değildir. Sinir sisteminde ve bedende iz bırakabilir. Çözülmemiş travmatik stres, bedenin alarm sistemini (HPA ekseni) uzun süre açık tutabilir. Bu da bizi fark etmeden “hayatta kalma” moduna sokar. Uyku bozulabilir. Enerji düşebilir. Ağrı ve gerginlik artabilir.

Zihin ve beden ayrı yapılar değildir. Duygusal stres; hormonlar, sinir sistemi ve bağışıklık sistemiyle sürekli etkileşim halindedir. Uzun süren stres kortizol dengesini etkileyebilir. Bu denge bozulduğunda vücudun enflamasyonu düzenlemesi zorlaşabilir. Bu durum bazı kişilerde bedensel kırılganlığı artırabilir. Burada amaç “duygular hastalık yapar” demek değildir. Daha doğru ifade şudur: Stres yükü arttıkça bazı sağlık sorunları için risk artabilir.

Gabor Maté’nin kuramsal çerçevesi, özellikle sınır koyamama ve öfkeyi bastırma gibi örüntülerin “gizli stres” yaratabileceğini söyler. Bu, kesin bir neden–sonuç iddiası değildir. Klinik gözlemlerle güçlenen bir yorumdur. ACE çalışmaları da çocuklukta olumsuz deneyimler arttıkça yetişkinlikte bazı sağlık risklerinin arttığını gösterir. Travma bir hastalığın tek nedeni değildir. Genetik ve çevresel etkenler de önemlidir. En kritik nokta suçlamak değil, tabloyu doğru okumaktır.

#psikoloji 

Okuma önerisi: Dr. Gabor Maté – Vücudunuz Hayır Diyorsa 

**Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Tanı koymaz ve tedavi önerisi yerine geçmez. Şikâyetleriniz için bir hekime ve/veya ruh sağlığı uzmanına başvurunuz.**
Tetris Oynamak Travmatik Anıların Etkisini Azaltır Tetris Oynamak Travmatik Anıların Etkisini Azaltır mı?
Klinik araştırmalar, travmatik bir olaydan sonra Tetris oynamanın, akla gelen rahatsız edici görüntülerin sıklığını azaltabileceğini göstermektedir. 

Bu yöntem, Tetris’in beynin sınırlı kapasiteye sahip “çalışma belleğini” meşgul ederek anının şiddetini zayıflatmasıyla çalışır. 

Ancak Tetris tek başına bir tedavi değil, profesyonel süreci destekleyen bir bilişsel araçtır.

Tetris Beyindeki Travmatik Görüntüleri Nasıl Zayıflatır?

Travmatik anılar zihnimizde genellikle canlı ve sarsıcı “fotoğraflar” olarak saklanır. Beynimizin aynı anda işleyebileceği bilgi miktarı ise sınırlıdır.

“Bilişsel rekabet” adı verilen sürece göre; bir kişi travmatik bir anıyı hatırlarken aynı anda Tetris gibi blokların döndürülmesini gerektiren bir oyun oynarsa, beyin her iki görsel işi aynı kalitede yapamaz. 

Tetris, beynin görsel kaynaklarını doldurarak travmatik görüntünün zihne daha sönük ve daha az rahatsız edici bir şekilde geri kaydedilmesini sağlar.

Beyin Esnekliği (Nöroplastisite) Bu Süreçte Nasıl Bir Rol Oynar?

Beynimiz deneyimlerle kendini yeniden şekillendirme (nöroplastisite) yeteneğine sahiptir. 

Travmatik anılar sabit kayıtlar değildir; her hatırlandıklarında değişime açık hale gelirler. 

Tetris oynamak, anının en canlı olduğu o kısa sürede araya girerek travma devrelerini “kesintiye uğratır”. Böylece anının duygusal yükü zamanla hafifleyebilir.

Tetris ve EMDR Terapisi Arasındaki Benzerlik Nedir?

Tetris, klinik psikolojide kullanılan EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma) yöntemiyle benzer bir mantığa sahiptir. EMDR’de terapist rehberliğinde gözler sağa sola hareket ettirilerek beyin meşgul edilir. 

Tetris de görsel-uzamsal dikkatimizi yoğun şekilde kullanarak beyni benzer bir “duyarsızlaşma” sürecine sokar.

Önemli olan oyunun kendisi değil, zihni görsel olarak meşgul etme biçimidir. Benzer bir destekleyici etki için şu aktiviteler de tercih edilebilir:

* Yapboz (Puzzle)
* Çizim ve Boyama
* El İşleri: Örgü örmek gibi
* Mekansal Planlama

**Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Eğer travma sonrası stres belirtileri yaşıyorsanız, mutlaka bir ruh sağlığı uzmanından destek almalısınız.**

#psikoloji
Her Şey Yolundayken Neden “Kötü Bir Şey Olacak” Gi Her Şey Yolundayken Neden “Kötü Bir Şey Olacak” Gibi Hissediyoruz?❤️‍🩹

Hayatınızda her şey yolunda giderken aniden bir huzursuzluk çöküyor mu? Sanki bu mutluluğun bir bedeli olacakmış gibi bir tetikte olma hali...
Aslında bu, sinir sisteminizin size bir oyunudur. Eğer kaotik bir ortamda büyüdüyseniz, sinir sisteminiz huzuru “tekinsiz bir boşluk” olarak kodlar. Çünkü sizin için tanıdık olan mutsuzluk, yabancı olan huzurdan daha “güvenli” hissettirir.

🌱Bu döngünün temelinde şunlar olabilir:

* Kaosun Konforu: Zihniniz, ne zaman ne olacağını bildiği o eski huzursuz günleri özler; çünkü krizin içinde nasıl hayatta kalacağınızı biliyorsunuzdur.

* Kontrol Çabası: Dışarıdan gelecek olası bir “darbeyi” bekleyip gerilmek yerine, kendi mutsuzluğunuzu yaratarak durumu kontrol altında tutmaya çalışırsınız.

* Ebeveyne Bilinçdışı Sadakat: Eğer mutsuz veya acı çeken ebeveynlerle büyüdüyseniz, onlardan daha mutlu olmayı onlara bir “ihanet” gibi hissedebilirsiniz. Onların yaşayamadığı o huzurlu hayatı yaşamak, bilinçdışında bir suçluluk duygusu yaratarak sizi yeniden tanıdık olan o mutsuz zemine çekebilir.

🌱Huzura tahammül etmek, sinir sistemine bu sessizliğin güvenli olduğunu ve mutlu olmanın bir suç olmadığını yeniden öğretmekle başlar.

Bu konu hakkında daha detaylı bilgi edinmek ve makalenin tamamını okumak için web sitemdeki yazıyı inceleyebilirsiniz: tugceturanlar.com 👩🏻‍💻

Not: Psikolojiye dair farkındalık notları, hazırladığım kendi kendine yardım araçları ve topluluğa özel içerikler için “Seans Odası Sakinleri” Telegram kanalına katılabilirsiniz. Terapi sürecini desteklemek ya da bireysel içsel yolculuğuna eşlik etmek isteyen herkes bu alana davetlidir. Katılım için gerekli bağlantıya profilimden ulaşılabilir.

#psikoloji #psikoterapi
Paranoid kişilik yapısı, kişinin dünyayı sürekli b Paranoid kişilik yapısı, kişinin dünyayı sürekli bir tehdit olarak algıladığı, güven duygusunun yerini kalıcı şüpheye bıraktığı bir kişilik örgütlenmesidir. 

Bu yapıda şüphe, yeni bilgilerle esneyemez; kişi, kuşkularını sorgulamak yerine onları doğrulayan işaretler arar. 

İçsel korku, öfke ve kırılganlık duyguları çoğu zaman dışarıdan gelecek bir saldırı beklentisi şeklinde yaşanır. 

Tesadüflere yer yoktur; her davranışın ve sözün gizli bir anlamı olduğuna inanılır. Bu sürekli tetikte olma hali, ilişkileri zorlaştırır ve kişiyi yalnızlaştırabilir. 

Şüphecilik yaşamın merkezine yerleştiğinde, klinik bir değerlendirme gerekli hale gelir.

📖 Yazının tamamı için: www.tugceturanlar.com

📝 Bu içerik farkındalık amaçlıdır; klinik değerlendirme bireysel görüşmeyle yapılır.

Telegram’da Seans Odası Sakinleri kanalında PDF’ler, psikolojik araçlar ve seanslarda kullanılabilecek egzersizler paylaşıyorum.
İlgilenenler bio’daki bağlantıdan katılabilir.
Instagram'da takip et

Öne Çıkan Konular

  • İlişkisel Örüntüler
  • Bağlanma ve Yakınlık Sorunları
  • Travma ve Psikolojik İzler
  • Kişilik Yapıları
  • İçsel Çatışmalar ve Anlam Arayışı
  • Kaygı, Kontrol ve Aşırı Düşünme
  • Rüyalar ve Bilinçdışı Süreçler

Son Eklenenler

  • Tetris ve Travma: Kötü Anıları Durdurmak Mümkün mü?
  • Tekrarlayan Rüyalar Neden Görülür? Bilinçdışının Israrı
  • Tekrar Eden Yaşam Örüntüleri ve Bilinçdışı: Semboller Ne Anlatır?
  • Her Şey Yolundayken Mutsuz Hissetmek
  • Paranoid Kişilik Yapısı: Sürekli Tehdit Algısı ve Güven Sorunu
  • Sosyal Kaygı: Görülme Korkusuna Analitik Bir Bakış

Yasal Uyarı

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır. Yazılı izin alınmaksızın kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz