Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Klinik Okumalar
    • İlişkisel Dinamikler
    • Bedensel Bellek
    • Jungiyen Okumalar
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Klinik Okumalar
    • İlişkisel Dinamikler
    • Bedensel Bellek
    • Jungiyen Okumalar
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Klinik Okumalar
    • İlişkisel Dinamikler
    • Bedensel Bellek
    • Jungiyen Okumalar
  • İletişim
featured_image

Aşırı düşünmeyi (overthinking) nasıl durdurabilirim?

26 Aralık 2025 Yazar: Tuğçe Turanlar İlişkisel Dinamikler 0 Yorum

Günümüzün yoğun bilgi akışı içinde zihnimizin bazen bir “döngüye” girmesi oldukça doğaldır. Ancak bu süreç çözüm üretmek yerine sizi aynı senaryolara hapsediyor, enerjinizi tüketiyor ve eyleme geçmenizi engelliyorsa, buna “Overthinking” (Aşırı Düşünme) diyoruz. Peki, zihnimiz bizi neden bu labirente hapseder? Bu döngüden çıkıp zihinsel berraklığa kavuşmak için kullanabileceğiniz bilimsel temelli stratejiler nelerdir? Bu yazıda aşırı düşünmeyi (overthinking) nasıl durdurabilirim sorusuna bilimsel ve pratik yanıtlar bulacaksınız.

1. Zihnimiz Neden “Aşırı” Çalışır?

Aşırı düşünme aslında beynimizin yanlış çalışan bir savunma mekanizmasıdır. İlkel beynimiz (amigdala), belirsizliği bir tehdit olarak algılar. Gelecekteki kötü senaryoları tekrar tekrar kurarak aslında kendimizi “güvende” tutmaya çalışırız. Ancak bu durum, ortada somut bir tehlike yokken bile zihni sürekli “savaş ya da kaç” modunda tutarak kronik strese yol açar.

Aşırı düşünmeyi besleyen temel psikolojik yapılar şunlardır:

  • Metabilişsel İnançlar: “Düşünürsem çözüm bulurum” veya “Endişelenmezsem hazırlıksız yakalanırım” gibi yanlış inanışlar.
  • Mükemmeliyetçilik: Hata yapma korkusuyla en küçük detayı bile defalarca kontrol etme isteği.
  • Kontrol İhtiyacı: Hayatın getirdiği belirsizlikleri düşünce yoluyla yönetme çabası.

2. Sağlıklı Düşünme ve Ruminasyon Farkı

Her derin düşünme hali “aşırı” değildir. Aradaki farkı anlamak, müdahale etmeyi kolaylaştırır:

  • Sağlıklı Düşünme: Eylem odaklıdır. “Bu sorunu nasıl çözerim?” diye sorar ve bir plan yapar.
  • Ruminasyon (Zihinsel Geviş Getirme): Geçmişe veya olumsuzluğa odaklıdır. “Neden böyle oldu?”, “Keşke yapmasaydım” gibi döngüsel sorular sorar ama bir adım bile ileri gitmez. Bu durum Analiz Felci  yaratarak sizi karar veremez hale getirir.

3. Zihni Ehlileştirmek İçin Pratik Teknikler

Aşırı düşünme başladığında kontrolü ele almak için aşağıdaki yöntemleri birer “araç çantası” gibi kullanabilirsiniz:

Duyguyu Etiketleme (Tanı ve Yatıştır)

Bir düşünce sarmalına girdiğinizi fark ettiğiniz an, onu iç sesinizle etiketleyin: “Şu an yine aşırı düşünme döngüsündeyim.” Bu etiketleme, duygusal yoğunluğu azaltır ve beynin rasyonel kısmını (prefrontal korteks) devreye sokar.

5-4-3-2-1 Topraklama

Zihin geçmişte veya gelecekte kaybolduğunda, bedeni “şimdi”ye çapalamak gerekir:

  • Gördüğünüz 5 nesneye bakın.
  • Dokunabildiğiniz 4 farklı dokuyu hissedin.
  • Duyabildiğiniz 3 sese odaklanın.
  • Koklayabildiğiniz 2 kokuyu fark edin.
  • Tadabildiğiniz 1 şeye (veya ağzınızdaki tada) odaklanın.

Endişe Saati

Endişeleri bastırmak, onların daha güçlü dönmesine neden olur. Bunun yerine kendinize her gün 15 dakikalık bir “endişe saati” belirleyin. Gün içinde gelen tüm kaygıları bir kenara not edin ve zihninize şunu söyleyin: “Bunu şimdi değil, endişe saatimde düşüneceğim.”

Üç Senaryo Analizi

Zihniniz en kötü senaryoyu yazdığında, dengeyi kurmak için şu üç soruyu sorun:

  1. Olabilecek en kötü şey ne? (Ve bununla nasıl başa çıkarım?)
  2. Olabilecek en iyi şey ne?
  3. Gerçekleşmesi en muhtemel (gerçekçi) senaryo ne?

Zihin Boşaltma

Zihin, yazılmayan her şeyi “acil görev” olarak kodlar. Gece yatmadan veya gün içinde zihniniz dolduğunda, hiçbir filtre koymadan her şeyi kağıda dökün. Yazıya dökülen düşünce, zihin için “arşivlenmiş” kabul edilir ve döngü yavaşlar.

4. Düşünce Hatalarını Fark Etmek

Aşırı düşünürken genellikle bazı “bilişsel çarpıtmalar” yaparız. Bunları fark etmek döngüyü kırabilir:

  • Felaketleştirme: Küçük bir olumsuzluğu dünyanın sonuymuş gibi kurgulamak.
  • Ya Hep Ya Hiç: Bir şey ya mükemmel olmalıdır ya da tamamen başarısızdır.
  • Zihin Okuma: Başkalarının ne düşündüğünü bildiğimizi varsaymak (Genellikle olumsuz yönde).

5. Karar Verme Süreçleri İçin “2 Dakika Kuralı”

Analiz felcinden kurtulmak için küçük kararlarda hızı önceliklendirin. Eğer bir karar 2 dakikadan az sürecekse (hangi kahveyi içeceğiniz, hangi gömleği giyeceğiniz gibi), hemen karar verin ve arkaya bakmayın. Büyük kararlar içinse kendinize net bir “karar verme saati” koyun ve o saate kadar konuyu zihninizde döndürmeyi durdurun.

6. Düşünce ve Gerçeklik Ayrımı

En büyük yanılgımız, zihnimizden geçen her senaryoyu birer “gerçek” gibi algılamaktır. Oysa düşünceler sadece zihinsel yorumlardır.

  • Bilişsel Ayrışma: “Ben yetersizim” demek yerine, “Zihnimden şu an yetersiz olduğuma dair bir düşünce geçiyor” diyerek araya mesafe koyun.
  • Gözlemci Olmak: Düşünceleri bir nehirde akan yapraklar gibi izleyin. Onlara tutunmak zorunda değilsiniz.

7. Yaşam Tarzı ve Bedensel Müdahale

Zihin sakinleşmiyorsa, bedene odaklanmak en hızlı yoldur:

  • 4-7-8 Nefes Tekniği: 4 saniye nefes al, 7 saniye tut, 8 saniyede ver. Bu, sinir sistemini doğrudan sakinleştirir.
  • Fiziksel Hareket: 10 dakikalık bir yürüyüş bile beynin odak noktasını düşüncelerden duyumlara kaydırır.
  • Dijital Detoks: Yatmadan 1 saat önce ekranlardan uzaklaşmak, zihinsel gürültüyü %50 oranında azaltabilir.

8. Öz Şefkat: Kendinize Kızmayı Bırakın

Aşırı düşündüğünüz için kendinizi eleştirmek, kaygı döngüsünü besleyen en büyük yakıttır. Zihniniz sadece sizi korumaya çalışıyor, sadece yöntemi biraz yorucu. Kendinize, sevdiğiniz bir arkadaşınıza yaklaşır gibi şefkatle yaklaşın. “Şu an zihnim çok kalabalık ve bu çok insani” diyebilmek, sakinleşmenin ilk adımıdır. Kendine Dönüş Rehberini bu bağlantıya tıklayarak indirebilirsiniz.

9. Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Eğer bu durum;

  • Uyku ve iştah düzeninizi bozuyorsa,
  • İlişkilerinize ve iş performansınıza ciddi zarar veriyorsa,
  • Sürekli bir fiziksel yorgunluk ve kas ağrısı yaratıyorsa, bir uzmandan destek almak en sağlıklı yoldur. Terapi, bu köklü düşünce alışkanlıklarını dönüştürmek için size güvenli bir yol haritası sunar.

Sonuç Olarak

Zihninizi tamamen susturamazsınız ama onun üzerindeki otoritenizi geri kazanabilirsiniz. Önemli olan mükemmel olmak değil, her seferinde nazikçe “şimdi”ye dönebilmektir. Küçük adımlarla, bu teknikleri günlük hayatınıza dahil ederek zihninizde ihtiyaç duyduğunuz o sessiz alanı yaratabilirsiniz.

Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır. Yoğun kaygı ve obsesif (takıntılı) düşünceler yaşıyorsanız bir ruh sağlığı profesyoneline başvurmanız önerilir.

Aşırı düşünmeyi (overthinking) nasıl durdurabilirim?


Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar, bireysel ve çift terapisi alanlarında psikodinamik yönelim ağırlıklı çalışmaktadır. Bireysel terapi süreçlerinde EMDR ve Şema Terapi yöntemlerinden faydalanırken, çiftlerle olan çalışmalarında Gottman Çift Terapisi yaklaşımını kullanmaktadır. Özellikle narsisizm, bağlanma sorunları ve ilişkisel dinamikler üzerine yoğunlaşan Turanlar, bilimsel araştırmaları klinik deneyimleriyle harmanlayarak herkesin anlayabileceği bir dille aktarmayı amaçlar. Ayrıca, psikolojiye dair derinlemesine sohbetlerin paylaşıldığı “Seans Odası Sakinleri (S.O.S.)“ podcastinin hazırlayıcısı ve sunucusudur.


 

Aşırı düşünme Overthinking
1 Like
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Psikolojik Dayanıklılık Nedir
Psikolojik Dayanıklılık Nedir
16 Kasım 2024

Zorluklar ve stres, hayatın kaçınılmaz bir parçasıdır. Ancak bazı bireyler,...

Devamı
Madde Bağımlılığı ve İlişkiler
Madde Bağımlılığı ve İlişkiler
11 Haziran 2022

Madde Bağımlılığı ve İlişkiler Madde bağımlılığını; bağımlılık yapıcı...

Devamı
İlişkilerde Değişim ve Güçlü Bağların Sırları
İlişkilerde Değişim ve Güçlü Bağların Sırları
1 Ekim 2025

İlişkiler, durağan bir yapıya sahip değildir. Tıpkı doğadaki döngüler gibi...

Devamı
Hangi Terapi Yöntemi Bana Uygun?
Hangi Terapi Yöntemi Bana Uygun?
21 Eylül 2025

Terapiye başlamak, hayatımızda önemli bir dönüm noktasıdır. Fakat birçok kişi ilk...

Devamı

Instagram

Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı geliştirdikleri bilinçdışı korkuyu ve bir başkası tarafından korunma, yönlendirilme ya da “kurtarılma” arzusunu anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Bu nedenle, bir klinik tanıdan çok, belirli bir psikolojik ve toplumsal örüntüye işaret eder.

Bu örüntüde kişi, yaşamını dönüştürecek gücü kendi içinde değil, dışarıda aramaya başlayabilir. İlişkilerde partnerin idealize edilmesi, aşırı uyum sağlama, kendi benliğini geri plana itme ve güvende hissetmek için bir başkasının varlığına ihtiyaç duyma bu yapının sık görülen görünümlerindendir.

Kavramın dikkat çekici yanı, yalnızca bireysel psikolojiyle değil; masallar, kültürel anlatılar ve toplumsallaşma süreçleriyle de ilişkili olmasıdır. 

Külkedisi masalında olduğu gibi, kadın bekler, sabreder, uyum gösterir; değişim ise kendi eyleminden çok dışarıdan gelen bir figürle mümkün olur. Böylece bağımsızlık, özgürleştirici bir alan olmaktan çıkıp kaygı uyandıran bir alana dönüşebilir.

Psikodinamik açıdan bakıldığında ise bu örüntü, bağımsızlıkla ilgili çatışmalı duyguların bastırılması üzerinden de okunabilir.

🌷

#psikoloji
Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı role geçmeyi anlatır. Kişi karşısındakini sevmekle yetinmez; onu toparlamaya, iyileştirmeye, taşımaya ve düzeltmeye de çalışır.

İlk bakışta bu, sevgi, fedakarlık ve bağlılık gibi görünebilir. Ama zamanla ilişki, iki kişinin birbirine eşlik ettiği bir alan olmaktan çıkıp birinin diğerini sürekli düzenlemeye çalıştığı bir yapıya dönüşebilir.

Bu dinamikte partnerin sorunları kişinin gündemine dönüşür, partnerin duyguları ise kendi sorumluluğu gibi hissedilir. Kimi zaman dışarıdan “çok ilgili” görünen tutumun altında, kaybetme korkusu ya da vazgeçilmez olma ihtiyacı da bulunabilir.

Oysa sağlıklı destek vermek ile kurtarıcı role geçmek aynı şey değildir. Destek vermek, karşı tarafın yerine yaşamak değil; yanında olurken yine de onun kendi ayakları üzerinde durmasına alan açmaktır.

Beyaz şövalye dinamiğinde ise bu denge bozulur. Bir süre sonra sevgi ile sorumluluk, şefkat ile yük taşıma birbirine karışır. Bu da ilişkide eşitliği zedeler; yorgunluk, kırgınlık ve bastırılmış öfke yaratabilir ❤️‍🩹

Çoğu zaman bu rol kötü niyetle değil, iyi niyetle başlar. Ama yine de şu fark önemlidir: Sevgi, birini taşımak değildir. Destek olmak, onun yerine yaşamak değildir. 

Yakınlık, birini kurtarma görevi değildir.

#psikoloji
“Bırak yapsınlar” yaklaşımı, umursamazlık ya da he “Bırak yapsınlar” yaklaşımı, umursamazlık ya da her şeyi akışına bırakmak değildir. Asıl mesele, kontrol edemediğiniz kişilerle, tepkilerle ve durumlarla sürekli zihinsel mücadele etmek yerine enerjinizi gerçekten etkileyebildiğiniz alana yöneltebilmektir 🌷

Yani odağı, başkalarının ne yaptığına değil; kendi tutumunuza, sınırlarınıza ve seçimlerinize çevirmektir.

Bu bakış açısı, dışarıyı kontrol etmeye çalışırken yaşadığınız yorgunluğu ve güçsüzlük hissini azaltmaya yardımcı olabilir. 

Başkalarının davranışlarını değiştirmeye çalışmak yerine, kendi tepkinizi düzenlemeniz, değerlerinize uygun hareket etmeniz ve gerçekliği olduğu gibi görebilmeniz daha işlevsel bir zemin sağlar. Böylece zihninizdeki gereksiz yük azalabilir, daha net düşünmek ve daha sağlıklı kararlar almak kolaylaşabilir.

Günlük yaşamda bu yaklaşım; mesajınıza dönmeyen bir arkadaş, eleştirel bir iş ortamı ya da hayal kırıklığı yaratan bir ilişki dinamiği karşısında hemen savunmaya geçmemenizi destekler. 

Bunun yerine durup olanı fark etmek, kısa bir içsel mesafe oluşturmak ve ardından “Ben şimdi ne yapacağım?” sorusuna dönmek mümkün hâle gelir. 

Ancak bunun, şiddet, tehdit ya da hak ihlali içeren durumlarda pasif kalmak anlamına gelmediğini unutmamak gerekir. Böyle durumlarda öncelik, kendinizi korumak ve destek almaktır.

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar

Kaynak: Bırak Yapsınlar Teorisi - Mel Robbins 
Mutluluk Tuzağı - Russ Harris
Travma sadece “kötü bir anı” değildir. Sinir siste Travma sadece “kötü bir anı” değildir. Sinir sisteminde ve bedende iz bırakabilir. Çözülmemiş travmatik stres, bedenin alarm sistemini (HPA ekseni) uzun süre açık tutabilir. Bu da bizi fark etmeden “hayatta kalma” moduna sokar. Uyku bozulabilir. Enerji düşebilir. Ağrı ve gerginlik artabilir.

Zihin ve beden ayrı yapılar değildir. Duygusal stres; hormonlar, sinir sistemi ve bağışıklık sistemiyle sürekli etkileşim halindedir. Uzun süren stres kortizol dengesini etkileyebilir. Bu denge bozulduğunda vücudun enflamasyonu düzenlemesi zorlaşabilir. Bu durum bazı kişilerde bedensel kırılganlığı artırabilir. Burada amaç “duygular hastalık yapar” demek değildir. Daha doğru ifade şudur: Stres yükü arttıkça bazı sağlık sorunları için risk artabilir.

Gabor Maté’nin kuramsal çerçevesi, özellikle sınır koyamama ve öfkeyi bastırma gibi örüntülerin “gizli stres” yaratabileceğini söyler. Bu, kesin bir neden–sonuç iddiası değildir. Klinik gözlemlerle güçlenen bir yorumdur. ACE çalışmaları da çocuklukta olumsuz deneyimler arttıkça yetişkinlikte bazı sağlık risklerinin arttığını gösterir. Travma bir hastalığın tek nedeni değildir. Genetik ve çevresel etkenler de önemlidir. En kritik nokta suçlamak değil, tabloyu doğru okumaktır.

#psikoloji 

Okuma önerisi: Dr. Gabor Maté – Vücudunuz Hayır Diyorsa 

**Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Tanı koymaz ve tedavi önerisi yerine geçmez. Şikâyetleriniz için bir hekime ve/veya ruh sağlığı uzmanına başvurunuz.**
Tetris Oynamak Travmatik Anıların Etkisini Azaltır Tetris Oynamak Travmatik Anıların Etkisini Azaltır mı?
Klinik araştırmalar, travmatik bir olaydan sonra Tetris oynamanın, akla gelen rahatsız edici görüntülerin sıklığını azaltabileceğini göstermektedir. 

Bu yöntem, Tetris’in beynin sınırlı kapasiteye sahip “çalışma belleğini” meşgul ederek anının şiddetini zayıflatmasıyla çalışır. 

Ancak Tetris tek başına bir tedavi değil, profesyonel süreci destekleyen bir bilişsel araçtır.

Tetris Beyindeki Travmatik Görüntüleri Nasıl Zayıflatır?

Travmatik anılar zihnimizde genellikle canlı ve sarsıcı “fotoğraflar” olarak saklanır. Beynimizin aynı anda işleyebileceği bilgi miktarı ise sınırlıdır.

“Bilişsel rekabet” adı verilen sürece göre; bir kişi travmatik bir anıyı hatırlarken aynı anda Tetris gibi blokların döndürülmesini gerektiren bir oyun oynarsa, beyin her iki görsel işi aynı kalitede yapamaz. 

Tetris, beynin görsel kaynaklarını doldurarak travmatik görüntünün zihne daha sönük ve daha az rahatsız edici bir şekilde geri kaydedilmesini sağlar.

Beyin Esnekliği (Nöroplastisite) Bu Süreçte Nasıl Bir Rol Oynar?

Beynimiz deneyimlerle kendini yeniden şekillendirme (nöroplastisite) yeteneğine sahiptir. 

Travmatik anılar sabit kayıtlar değildir; her hatırlandıklarında değişime açık hale gelirler. 

Tetris oynamak, anının en canlı olduğu o kısa sürede araya girerek travma devrelerini “kesintiye uğratır”. Böylece anının duygusal yükü zamanla hafifleyebilir.

Tetris ve EMDR Terapisi Arasındaki Benzerlik Nedir?

Tetris, klinik psikolojide kullanılan EMDR (Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma) yöntemiyle benzer bir mantığa sahiptir. EMDR’de terapist rehberliğinde gözler sağa sola hareket ettirilerek beyin meşgul edilir. 

Tetris de görsel-uzamsal dikkatimizi yoğun şekilde kullanarak beyni benzer bir “duyarsızlaşma” sürecine sokar.

Önemli olan oyunun kendisi değil, zihni görsel olarak meşgul etme biçimidir. Benzer bir destekleyici etki için şu aktiviteler de tercih edilebilir:

* Yapboz (Puzzle)
* Çizim ve Boyama
* El İşleri: Örgü örmek gibi
* Mekansal Planlama

**Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır. Eğer travma sonrası stres belirtileri yaşıyorsanız, mutlaka bir ruh sağlığı uzmanından destek almalısınız.**

#psikoloji
Her Şey Yolundayken Neden “Kötü Bir Şey Olacak” Gi Her Şey Yolundayken Neden “Kötü Bir Şey Olacak” Gibi Hissediyoruz?❤️‍🩹

Hayatınızda her şey yolunda giderken aniden bir huzursuzluk çöküyor mu? Sanki bu mutluluğun bir bedeli olacakmış gibi bir tetikte olma hali...
Aslında bu, sinir sisteminizin size bir oyunudur. Eğer kaotik bir ortamda büyüdüyseniz, sinir sisteminiz huzuru “tekinsiz bir boşluk” olarak kodlar. Çünkü sizin için tanıdık olan mutsuzluk, yabancı olan huzurdan daha “güvenli” hissettirir.

🌱Bu döngünün temelinde şunlar olabilir:

* Kaosun Konforu: Zihniniz, ne zaman ne olacağını bildiği o eski huzursuz günleri özler; çünkü krizin içinde nasıl hayatta kalacağınızı biliyorsunuzdur.

* Kontrol Çabası: Dışarıdan gelecek olası bir “darbeyi” bekleyip gerilmek yerine, kendi mutsuzluğunuzu yaratarak durumu kontrol altında tutmaya çalışırsınız.

* Ebeveyne Bilinçdışı Sadakat: Eğer mutsuz veya acı çeken ebeveynlerle büyüdüyseniz, onlardan daha mutlu olmayı onlara bir “ihanet” gibi hissedebilirsiniz. Onların yaşayamadığı o huzurlu hayatı yaşamak, bilinçdışında bir suçluluk duygusu yaratarak sizi yeniden tanıdık olan o mutsuz zemine çekebilir.

🌱Huzura tahammül etmek, sinir sistemine bu sessizliğin güvenli olduğunu ve mutlu olmanın bir suç olmadığını yeniden öğretmekle başlar.

Bu konu hakkında daha detaylı bilgi edinmek ve makalenin tamamını okumak için web sitemdeki yazıyı inceleyebilirsiniz: tugceturanlar.com 👩🏻‍💻

Not: Psikolojiye dair farkındalık notları, hazırladığım kendi kendine yardım araçları ve topluluğa özel içerikler için “Seans Odası Sakinleri” Telegram kanalına katılabilirsiniz. Terapi sürecini desteklemek ya da bireysel içsel yolculuğuna eşlik etmek isteyen herkes bu alana davetlidir. Katılım için gerekli bağlantıya profilimden ulaşılabilir.

#psikoloji #psikoterapi
Instagram'da takip et

Öne Çıkan Konular

  • İlişkisel Örüntüler
  • Bağlanma ve Yakınlık Sorunları
  • Travma ve Psikolojik İzler
  • Kişilik Yapıları
  • İçsel Çatışmalar ve Anlam Arayışı
  • Kaygı, Kontrol ve Aşırı Düşünme
  • Rüyalar ve Bilinçdışı Süreçler

Son Eklenenler

  • Tetris ve Travma: Kötü Anıları Durdurmak Mümkün mü?
  • Tekrarlayan Rüyalar Neden Görülür? Bilinçdışının Israrı
  • Tekrar Eden Yaşam Örüntüleri ve Bilinçdışı: Semboller Ne Anlatır?
  • Her Şey Yolundayken Mutsuz Hissetmek
  • Paranoid Kişilik Yapısı: Sürekli Tehdit Algısı ve Güven Sorunu
  • Sosyal Kaygı: Görülme Korkusuna Analitik Bir Bakış

Yasal Uyarı

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır. Yazılı izin alınmaksızın kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz