Tuğçe Turanlar
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
Tuğçe Turanlar
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
featured_image

Gaslighting Nedir? Belirtileri ve İlişkilerde Görünümü

15 Haziran 2024 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum
Gaslighting, bir kişinin başka birinin gerçeklik algısına sistemli biçimde kuşku düşürerek onu kendi hafızasından, duygularından ve yargısından şüphe eder hale getirmesidir. Tek bir tartışmada yanlış hatırlamak gaslighting değildir; belirleyici olan bu kuşkunun süreklilik kazanması ve kişinin “acaba ben mi abartıyorum” sorusuna sıkışmasıdır. Terim, Patrick Hamilton’ın 1938 tarihli Gas Light oyunundan gelir.

Bazı ilişkilerde tartışmalar bitmez, yalnızca yer değiştirir. Kişi konuşmaya bir şikâyetle başlar; bir süre sonra kendini savunur hale gelir. Sonunda tartışmanın konusu ne olduğu değil, kendisinin ne kadar güvenilir olduğu olur. “Ben yanlış mı hatırlıyorum, gerçekten fazla mı tepki veriyorum?” Bu soru sık sık geri dönüyorsa, orada anlaşmazlıktan farklı bir şey olabilir.

Gaslighting Nedir?

Gaslighting, kişinin kendi algısına duyduğu güveni aşındıran bir etkileşim örüntüsüdür. Amaç, tartışmayı kazanmaktan çok karşı tarafın gerçeklik ölçüsünü belirsizleştirmektir. Zamanla kişi olayları anlatırken bile tereddüt eder; anlattığı şeyin doğruluğunu kendi içinde onaylayamaz hale gelir.

Bu örüntünün en sık görülen ifadeleri tanıdıktır: “Öyle bir şey olmadı.” “Sen yanlış hatırlıyorsun.” “Çok alınganlaştın.” “Ben şaka yaptım, sen büyüttün.” Tek başına bu cümlelerin her biri olağan bir savunma olabilir. Örüntüye dönüştüğünde ise kişinin kendi hafızasına olan güveni yavaş yavaş zayıflar.

Terim Nereden Geliyor?

Kavram, İngiliz oyun yazarı Patrick Hamilton’ın 1938’de yazdığı Gas Light adlı oyundan gelir. Oyunda bir adam, evdeki gaz lambalarının ışığını gizlice kısar; eşi bunu fark edip dile getirdiğinde ise ışığın hiç değişmediğini söyler. Kadın gördüğü şeyle söylenen arasında sıkışır ve zamanla kendi aklından kuşku duymaya başlar. Kavramın bugün taşıdığı anlam da tam olarak buradan doğar: gerçekliğin küçük ve inkâr edilebilir müdahalelerle bulanıklaştırılması.

Gaslighting Nasıl İşler?

Gaslighting tek bir davranış değil, birkaç mekanizmanın birlikte çalışmasıdır. Olayların olduğu gibi yaşandığı inkâr edilir; kişinin tepkisi olayın kendisinden daha çok konuşulur hale gelir; giderek kişi kendi duygusunu dile getirmekten önce onun meşru olup olmadığını hesaplamaya başlar. Bazı durumlarda kişinin çevresiyle bağı da zayıflar, çünkü kendi anlattığına güvenmeyen biri dışarıdan destek istemekte de zorlanır.

Bu örüntünün her zaman bilinçli bir plan olması gerekmez. Kimi kişi çatışmadan kaçınmak, suçluluktan kurtulmak ya da kontrolü elde tutmak için farkında olmadan bu yola girer. Yine de niyetin ne olduğu, etkisini ortadan kaldırmaz.

Sıradan Anlaşmazlık ile Gaslighting Arasındaki Fark

Her hatırlama farkı manipülasyon değildir. İki durumu ayıran şey, tartışmanın nasıl seyrettiğidir.

Olağan anlaşmazlık Gaslighting örüntüsü
Amaç Anlaşılmak, çözüm bulmak Karşı tarafın algısını geçersizleştirmek
Hatırlama farkı İki taraf da yanılabileceğini kabul eder Yalnızca bir tarafın hafızası sürekli hatalı sayılır
Duyguya yaklaşım Duygu dinlenir, tartışılabilir Duygu abartı ya da hastalık işareti sayılır
Zaman içinde Konu kapanır, güven korunur Kişinin kendine güveni azalır

Bu tablo bir tanı aracı değildir. Yakın ilişkilerde iki taraf da zaman zaman savunmaya geçer; belirleyici olan bu halin kalıcılaşıp kalıcılaşmadığıdır.

Bu Örüntüyle Karşılaşan Kişi Ne Yapabilir?

İlk adım genellikle adlandırmaktır. Yaşananın bir isimle karşılanması, kişinin kendi algısını yeniden ciddiye almasına alan açar. Olayları kendisi için not etmek, hafızasına dair kuşkuyu azaltabilir. Güvendiği bir kişiyle konuşmak, ilişkinin içinde daralan bakış açısını genişletir. Sınır koymak ise burada bir cezalandırma değil, kişinin kendi gerçekliğini koruma biçimidir.

Bu örüntünün etkisi çoğu zaman ilişkinin dışına da taşar: kişi başka ilişkilerde de kendi yargısına güvenmekte zorlanabilir. Terapi süreci, bu kuşkunun nereden beslendiğini ve kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi anlamak için bir alan açabilir.

Sık Sorulan Sorular

Gaslighting bir tanı mıdır?

Hayır. Gaslighting bir ruhsal bozukluk tanısı değil, bir etkileşim örüntüsünü tanımlayan bir kavramdır. Tanı el kitaplarında yer almaz; ancak ilişkilerde yaşanan zorlanmayı anlamak için işlevli bir çerçeve sunar.

Gaslighting yapan kişi bunu bilerek mi yapar?

Her zaman değil. Kimi kişi bilinçli olarak kontrol kurmak için bu yola başvurur; kimi ise çatışmadan ya da suçluluktan kaçınmak adına farkında olmadan aynı örüntüyü sürdürür. Etkisi her iki durumda da benzerdir.

Sadece romantik ilişkilerde mi görülür?

Hayır. Aile ilişkilerinde, arkadaşlıklarda ve iş yerlerinde de görülebilir. Ortak nokta, taraflar arasında bir güç dengesizliğinin bulunmasıdır.

Nasıl anlarım, ben mi abartıyorum?

Bu sorunun kendisi sık sık geri dönüyorsa, üzerinde durmaya değer. Belirleyici olan tek bir olay değil, kişinin zamanla kendi algısına güvenmekte zorlanmaya başlamasıdır. Bir uzmanla konuşmak bu tabloyu daha açık görmeye yardımcı olabilir.

Kaynaklar

Terimin kökeni: Patrick Hamilton, Gas Light (1938). Kavramın toplumsal boyutu üzerine gaslighting’i ilişkisel güç dinamikleri içinde inceleyen bir çalışma (American Sociological Review, 2019).

İlgili: Love Bombing, Travma Bağı ve Toksik İlişkilerde Sınır Koymak.

Görüşme talepleri ve sorularınız için İletişim sayfasındaki bilgilerden ulaşabilirsiniz.

Bu yazıyı paylaş

Bu içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez.

İlişkiler Travma Bağı
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Psikoterapi Yaklaşımları Nelerdir?
Psikoterapi Yaklaşımları Nelerdir?
5 Eylül 2021

Psikoterapi yaklaşımları, kişinin yaşadığı duygusal, düşünsel, davranışsal ve...

Devamı
Kırılgan Narsisizm Nedir?
Kırılgan Narsisizm Nedir?
15 Aralık 2024

Kırılgan narsisizm, kişinin kendilik değerinin büyük ölçüde dışarıdan gelen...

Devamı
Grup Terapisi Nedir? Nasıl İşler, Kimler İçin Uygundur?
Grup Terapisi Nedir? Nasıl İşler, Kimler İçin Uygundur?
11 Ocak 2024

Grup terapisi, bir ruh sağlığı uzmanının yürüttüğü, birden çok katılımcının aynı...

Devamı
Depresyondaki Partnerime Nasıl Yardım Edebilirim?
Depresyondaki Partnerime Nasıl Yardım Edebilirim?
22 Ocak 2025

Depresyondaki Partnerime Nasıl Yardım Edebilirim?Depresyon, kişinin ruh halini,...

Devamı

Yani, “Yaşamın anlamı nedir?” sorusu her zaman cev Yani, “Yaşamın anlamı nedir?” sorusu her zaman cevaplanmak için sorulmuyor. Bazen merakla, bazen de hayattan kopunca soruluyor. Hangisi olduğunu soru değil, soranın hayatı gösteriyor.
Son zamanlarda insanların okumakta ve okuduklarını Son zamanlarda insanların okumakta ve okuduklarını anlamakta zorlandığını görüyorum. Ve bunu genellikle ADHD’ye bağlıyorlar. Fakat her odaklanma güçlüğü ADHD değil. ADHD nörogelişimsel bir tablo; bambaşka bir şey. Benim gördüğüm şey daha çok bir alışkanlık meselesi: Sürekli hızlı, değişken ve yüksek uyarımlı içeriklere maruz kalmak, dikkatimizi kullanma biçimimizi değiştiriyor.
Bir de yapay zekâyla birlikte insanlar düşünmeye daha az ihtiyaç duymaya başladı. Üzerine çok düşünmeden her sorunun cevabını ondan alabiliyorsunuz.  Düşünsenize, sizin yerinize düşünen bir zekâ.
Ama esas kaybettiğimiz şeyin düşünme alışkanlığından çok “bilmeme halinde durabilmek” olduğunu düşünüyorum.
Eskiden metacognition, yani ne düşündüğünü düşünme kavramı benim çok hoşuma giderdi. İlişkisel psikanaliz üzerine aldığım eğitimlerde de seans odasında bunun nasıl işlediğini çok konuşurduk. Ne düşünüyorum? Neden böyle düşünüyorum? Bu düşünce nereden geliyor? Gördüğüm şey gerçekten orada mı, yoksa ben mi ona bir anlam yüklüyorum?
Ve ben bu kavramla etrafa baktığımda insanların bundan ne kadar uzaklaştığını görüyorum.
Biz düşünmezsek nasıl var olacağız? :)
Okumazsak nasıl neden-sonuç ilişkisi kuracağız? Bir fikrin nereden geldiğini, hangi düşünceye dayandığını, neyle çeliştiğini nasıl anlayacağız?
Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, s Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, sonsuz kez daha yaşamak zorunda olsaydınız ne hissederdiniz?
Bu soru Nietzsche’ye ait. Bengi dönüş dediği düşünce deneyinde, bir iblis gece yarısı yanınıza sokulur ve der ki: Bu hayatı, her acısı, her sevinci, her sıradan ayrıntısıyla sonsuz kez daha yaşayacaksın. 
Nietzsche sorar: Yere kapanıp lanet mi edersiniz, yoksa “bundan daha güzel bir şey duymadım” diyebileceğiniz bir an yaşadınız mı hiç?
Psikiyatr Irvin Yalom bu soruyu terapide bir turnusol kâğıdı gibi kullanır. Çünkü aynı hayatı tekrar yaşama fikri size dayanılmaz geliyorsa, bunun çoğu zaman tek bir açık nedeni vardır: Hayatınızı henüz iyi yaşamadığınıza inanıyorsunuzdur. Yalom’un dikkat çektiği şey de budur: Ölümden en çok korkan, hayatı en çok seven değil, çoğu zaman hayatını en az yaşamış olandır.
Ama sorunun amacı sizi geçmişin pişmanlığında boğmak değil. Yön ileri: Bundan sonra hayatımı nasıl yaşamalıyım ki, beş yıl sonra dönüp baktığımda yeni pişmanlıklar biriktirmemiş olayım?
Bengi dönüş iblisi bu gece kapınızı çalsa, ona ne cevap verirdiniz?
Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derin Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derinlerde saklı duran karanlık bir depo, mistik bir hayal gücü veya açılmayı bekleyen gizli bir kutu gelir. Özellikle Jung ve romantik filozoflar, bilinçdışını her şeyin içine tıkıştırıldığı karmaşık bir yığın veya “karanlık bir irade” olarak resmetmişlerdir. Ancak Jacques Lacan, bu yaygın inancı kökünden sarsar.
Lacan’a göre bilinçdışı varlıksal (ontolojik) bir madde veya mekân değil; bir boşluk, bir yarık ve bir kesintidir. Kusursuzca işlediğini sandığımız günlük hayatımızda, düzgün akan bir cümlemizde aniden ortaya çıkan bir tökezleme, bir duraksama ya da rüyamızdaki mantıksız bir kopuş basit bir yorgunluk belirtisi değildir. 
Lacan, Freud’un tam da bu aksayan yerde, söylemdeki o delikte ya da boşlukta ne bulduğunu sorar ve şu sarsıcı cevabı verir: Henüz gerçekleşmemiş bir şey.
Bilinçdışı bize kendini “doğmamış olanın alanında askıda bekleyen” bir şey olarak gösterir. Bu yüzden dilimiz sürçtüğünde yaşadığımız o anlık bocalama, aslında o tanımsız boşluktan kelimenin tam anlamıyla doğan bir “buluş” veya bize beklediğimizden hem daha azını hem de daha fazlasını veren bir “sürpriz” niteliğindedir.
Ancak bu sürpriz kalıcı değildir. Lacan’ın vurguladığı gibi, bilinçdışının adeta ritmik bir nabız atışı işlevi vardır; o yarıktan bir anlığına gün ışığına çıkar, gerçekleşmemiş arzunun hakikatini fısıldar ve hemen ardından tekrar kendi üstüne kapanıp kaybolmaya yazgılıdır. O kapanmadan önceki kısacık an, kendimizi en çok ele verdiğimiz andır.
Yani bir dahaki sefere diliniz sürçtüğünde veya tuhaf bir rüya gördüğünüzde bunu sıradan bir “hata” diyerek geçiştirmeyin. Çünkü tam o anda, içinizde henüz gerçekleşmemiş bir arzu, o kısacık boşluktan size bir şeyler anlatmaya çalışıyor olabilir.
🌷
#psikoloji
Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.