
Duygusal Olarak Olgunlaşmamış Ebeveynler: Yeterince iyi miyim?
Yeterince İyi Olursam Sevilirim Yanılgısı
Bazı insanlar sevilmek için sürekli daha iyi biri olmaları gerektiğine inanır. Daha başarılı, daha anlayışlı, daha sakin, daha uyumlu ya da daha az sorun çıkaran biri olurlarsa sonunda gerçekten sevileceklerini düşünürler.
Bu düşünce çoğu zaman yetişkinlikte başlamaz. Çocuklukta, sevginin ve yakınlığın koşullu hissedildiği ilişkilerde yavaş yavaş öğrenilir.
Çocuk, ebeveyninin duygusal olarak ulaşılabilir olmadığını çoğu zaman “Annem/babam beni duygusal olarak göremiyor” diye yorumlayamaz. Bunun yerine daha acı ama çocuk zihni için daha yönetilebilir bir sonuca varır:
“Demek ki ben yeterince iyi değilim.”
Lindsay C. Gibson’ın duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveynler üzerine çalışmaları tam da bu noktayı görünür kılar. Bazı ebeveynler çocuklarının fiziksel ihtiyaçlarını karşılayabilir, dışarıdan ilgili ve sorumlu görünebilir. Ancak çocuğun iç dünyasını fark etmekte, duygularını merak etmekte ve ona güvenli bir duygusal alan sunmakta zorlanabilirler.
Böyle bir aile ortamında çocuk, sevilmenin doğal bir bağ değil, kazanılması gereken bir şey olduğunu hissedebilir.
Sevgi Koşula Bağlandığında
Duygusal olarak olgunlaşmamış ebeveynler çoğu zaman kötü niyetli değildir. Hatta çocukları için çok şey yaptıklarını düşünebilirler. Ancak duygusal yakınlık yalnızca çocuğa bakmakla oluşmaz. Çocuğun duygularını fark etmek, onun yaşadığı şeye eşlik edebilmek ve ihtiyaç duyduğunda güvenli bir temas sunabilmek gerekir.
Ebeveyn kendi duygularıyla temas etmekte zorlanıyorsa, çocuğun duygularını da taşımakta zorlanabilir. Çocuk ağladığında öfkelenebilir, korktuğunda küçümseyebilir, ihtiyaç belirttiğinde bunu yük gibi algılayabilir.
Çocuk düşüncesi ise:
“Bir şey istersem yük olurum.”
“Sessiz kalırsam sorun çıkmaz.”
“İyi çocuk olursam bırakılmam.”
Böylece çocuk kendi duygularını tanımaktan önce, ilişkide nasıl kalacağını öğrenir.
İçselleştiren Çocuk: Sevilmek İçin Kendini Düzelten Çocuk
Gibson’ın önemli kavramlarından biri “içselleştiren çocuk”tur. İçselleştiren çocuk, aile içindeki duygusal eksikliği çoğu zaman kendi üzerine alır. Sorunu dışarıda değil, kendinde arar.
“Ben neyi yanlış yaptım?”
“Nasıl davranırsam ilişki düzelir?”
“Daha iyi olursam beni severler mi?”
Bu çocuk genellikle duyarlı, dikkatli ve sorumluluk sahibi görünür. Evdeki gerginliği hisseder, ebeveynin ruh hâlini takip eder, kendi ihtiyacını söylemeden önce karşısındakinin ihtiyacını düşünür. Bazen çocuk olmaktan çok, evdeki duygusal düzeni korumaya çalışan küçük bir yetişkin gibi davranır.
Dışarıdan bakıldığında “kolay çocuk”tur. Fazla talep etmez, sorun çıkarmaz, uyum sağlar. Ama içeride görülmeme, yalnızlık ve kendi gerçek duygularından uzaklaşma vardır.
Çünkü çocuk, ilişkiyi sürdürebilmek için kendini ayarlamayı öğrenmiştir. Ancak bu ayarlama çoğu zaman gerçek yakınlık getirmez. Tam tersine, çocuk kendi ihtiyaçlarını sakladıkça gerçekten görülme ihtimali de azalır.
Bu Döngü Yetişkinlikte Nasıl Devam Eder?
Çocuklukta işe yarayan bu strateji, yetişkinlikte de otomatik olarak devam edebilir. Kişi artık büyümüştür ama ilişkilerde aynı iç hesap çalışır:
“Kırıldığımı söylersem abartmış olurum.”
“Hayır dersem sevgilerini kaybederim.”
“Sorun çıkmasın diye alttan almalıyım.”
“İlişki bozuluyorsa ben toparlamalıyım.”
Bu nedenle kişi kendi ihtiyaçlarını küçümseyebilir. İlişkide duygusal emeğin büyük kısmını üstlenebilir. Karşısındakinin ne hissettiğini sürekli takip ederken, kendi duygularını fark etmekte zorlanabilir.
Bazen hep anlayan, hep dinleyen, hep idare eden kişi olur. Kendi kırgınlığını bile karşı taraf üzülmesin diye saklar. Yardım istemek güçsüzlük gibi gelebilir. Birine yük olmamak için ihtiyaçlarını dile getirmeyebilir.
Bu insanlar çoğu zaman dışarıdan güçlü görünür. Ama içlerinde şu soru sessizce durur:
“Ben hiçbir şey yapmadan, sadece ben olduğum için sevilebilir miyim?”
Duygusal Yalnızlık: Ailenin İçinde Yalnız Hissetmek
Gibson’ın en güçlü kavramlarından biri duygusal yalnızlıktır. Bu yalnızlık, fiziksel olarak yalnız olmak anlamına gelmez. Kişi ailesinin içinde, kalabalık bir evde, hatta dışarıdan bakıldığında “normal” görünen bir çocuklukta da duygusal olarak yalnız hissedebilir.
Duygusal yalnızlık, çocuğun iç dünyasının yeterince görülmemesidir.
Çocuk üzülür ama kimse gerçekten merak etmez. Korkar ama kimse duygusuna eşlik etmez. Heyecanlanır ama paylaşacak güvenli bir alan bulamaz. İhtiyaç duyar ama ihtiyacı fazla ya da rahatsız edici gibi hissettirilir.
Böyle büyüyen çocuk, zamanla kendi duygularına mesafe koyabilir. Çünkü duygular ilişki getirmiyorsa, hatta ilişkiyi zorlaştırıyorsa, onları bastırmak daha güvenli görünür.
Yetişkinlikte bu durum şöyle hissedilebilir:
“Hayatım eksiksiz görünse de içimdeki boşluğu dolduramıyorum.”
“İnsanlarla birlikteyim ama tam olarak yakın hissedemiyorum.”
“Sevildiğimi biliyorum ama bunu içimde hissedemiyorum.”
“Biri bana iyi davransa bile gerçekten kalacağına inanamıyorum.”
Bu boşluk nankörlük, zayıflık ya da fazla hassasiyet değildir. Çocuklukta yeterince karşılık bulmamış duygusal ihtiyaçların yetişkinlikte hâlâ bir yer aramasıdır.
“Yeterince İyi Olursam Sevilirim”
Bu inanç ilk bakışta kişiyi geliştiren bir motivasyon gibi görünebilir. Daha iyi, daha başarılı ya da daha anlayışlı olmak olumlu şeylerdir. Ancak burada sorun gelişmek değildir. Sorun, sevilmek için sürekli kendini kanıtlamak zorunda hissetmektir.
Kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, içindeki temel korku değişmeyebilir:
“Ya bu hâlim yetmezse?”
Bu yüzden başarı kısa süreli rahatlatır. Uyum sağlamak ilişkiyi sürdürebilir ama yakınlık hissi yaratmayabilir. Herkesi memnun etmek çatışmayı azaltabilir ama kişinin kendisiyle bağını zayıflatır.
Çünkü mesele gerçekten daha iyi biri olmak değildir. Mesele, çocuklukta öğrenilmiş bir ilişki mantığıdır:
“Ben olduğum hâlimle değil, işe yaradığım sürece sevilebilirim.”
Bu inanç yetişkinlikte çok yorucudur. Çünkü kişi ilişkilerde dinlenemez. Sürekli kendini izler, düzeltir, ayarlar ve kanıtlamaya çalışır.
İyileşme Nerede Başlar?
Bu döngüden çıkmak, daha kusursuz biri olmaya çalışmakla başlamaz. Kişinin uzun zamandır sürdürdüğü çabayı fark etmesiyle başlar.
“Ben kimin sevgisini kazanmak için kendimden vazgeçiyorum?”
“İlişkide kalmak için hangi duygularımı saklıyorum?”
“Sevilmek için hangi rolü oynamaya devam ediyorum?”
Gibson’ın yaklaşımında önemli noktalardan biri, ebeveyni olduğu gibi görebilmektir. Bu, ebeveyni suçlamak ya da ilişkiyi tamamen kesmek anlamına gelmek zorunda değildir. Ama kişinin yıllarca taşıdığı “Ben yeterince iyi değildim” sonucunu sorgulaması için gereklidir.
Bazı ebeveynler, çocuğun ihtiyaç duyduğu duygusal yakınlığı verecek kapasiteye sahip olmayabilir. Bu acı bir farkındalıktır. Ama aynı zamanda özgürleştirici olabilir. Çünkü kişi artık şunu ayırt etmeye başlar:
“Benim ihtiyaçlarım fazla değildi. Sadece o ihtiyaçlara karşılık verecek duygusal kapasite her zaman orada yoktu.”
Bu ayrım önemlidir. Kişi, karşısındakinin sınırlılığını kendi değersizliği gibi okumayı bıraktığında, ilişkilerde daha gerçekçi beklentiler geliştirebilir.
Sevilmek İçin Başka Biri Olmak Zorunda Değilsiniz
“Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, insanı sürekli kendini düzeltmeye zorlar. Oysa sağlıklı bir ilişkide sevgi, yalnızca kişinin güçlü, başarılı, sakin ya da verici hâline yönelmez.
Gerçek yakınlık, kırılgan, yorgun, kararsız, üzgün ya da ihtiyaç sahibi taraflarımızın da ilişkide yer bulabilmesiyle oluşur.
Elbette hiçbir ilişki sınırsız kabul alanı değildir. Her ilişkide karşılıklılık, sorumluluk ve sınır gerekir. Ama sağlıklı bir bağda kişi, var olabilmek için sürekli rol yapmak zorunda kalmaz.
Kaynak Kitap: Lindsay C. Gibson, Olgunlaşmamış Ebeveynlerin Yetişkin Çocukları
Ek Notlar
Çocuklukta duygusal ihmal ve duygusal istismar üzerine yapılan sistematik derleme ve meta-analizler, bu yaşantıların yetişkinlikte depresyon, anksiyete, travma sonrası belirtiler ve diğer ruh sağlığı sorunlarıyla ilişkili olabileceğini göstermektedir.
Çocukluk çağı örselenme yaşantılarının yetişkinlikte depresyonla ilişkisini inceleyen araştırmalar, bu bağlantıda duygusal, bilişsel ve kişilerarası süreçlerin rol oynayabileceğini göstermektedir.
İlgili Makaleler
Psikodinamik Psikoterapi
Psikodinamik psikoterapi, bilinçaltındaki düşünce ve duyguların bireyin...
Bağlanma Stilleri: Neden Zıt Kişiliklere Çekiliriz?
Bağlanma Stilleri Nedir? İlişkilerdeki Görünmez Dinamikler Bağlanma kuramı,...
Narsisizm: Kırılgan Narsisizm ve Büyüklenmeci Narsisizm
Narsisizm Nedir Narsisizm, bireylerin aşırı benmerkezcilik, büyüklenme, dış...
Dopamin Nedir
Dopamin, beynimizdeki sinir hücreleri arasında sinyaller taşıyan önemli...



