Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Makaleler
    • Narsisizm
    • Aldatma ve Sadakatsizlik
    • İstismar ve Manipülasyon
    • İlişkiler ve Çift Dinamikleri
    • İlişkiler ve Psikoloji
    • Bağlanma Stilleri
    • Travma ve Çocukluk İzleri
    • Terapi Yaklaşımları
      • Psikodinamik Terapi
      • EMDR
      • Şema Terapi
      • Gottman Çift Terapisi
  • Sıkça Sorulan Sorular
  • Kitap Önerileri
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Makaleler
    • Narsisizm
    • Aldatma ve Sadakatsizlik
    • İstismar ve Manipülasyon
    • İlişkiler ve Çift Dinamikleri
    • İlişkiler ve Psikoloji
    • Bağlanma Stilleri
    • Travma ve Çocukluk İzleri
    • Terapi Yaklaşımları
      • Psikodinamik Terapi
      • EMDR
      • Şema Terapi
      • Gottman Çift Terapisi
  • Sıkça Sorulan Sorular
  • Kitap Önerileri
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Makaleler
    • Narsisizm
    • Aldatma ve Sadakatsizlik
    • İstismar ve Manipülasyon
    • İlişkiler ve Çift Dinamikleri
    • İlişkiler ve Psikoloji
    • Bağlanma Stilleri
    • Travma ve Çocukluk İzleri
    • Terapi Yaklaşımları
      • Psikodinamik Terapi
      • EMDR
      • Şema Terapi
      • Gottman Çift Terapisi
  • Sıkça Sorulan Sorular
  • Kitap Önerileri
  • İletişim
featured_image

Rüya Çalışması, Freud ve Bilinçdışının Dilsel Yapısı

30 Kasım 2025 Yazar: Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Psikoloji 0 Yorum

Psikanalizin kurucusu Sigmund Freud, rüyaların analizini “bilinçdışının faaliyetlerine giden kraliyet yolu” olarak tanımlamıştır. Onun çığır açan Rüyaların Yorumu adlı eseri, rüyaları salt tesadüfi olaylar olmaktan çıkarıp, zihinsel süreçlerin ve bastırılmış arzuların karmaşık bir dışavurumu olarak görmemizi sağlamıştır. Ancak, Freud’un fikirleri zamanla özellikle Jacques Lacan gibi psikanalistler ve Ferdinand de Saussure gibi dilbilimciler tarafından eleştirel bir mercekten incelenmiş ve geliştirilmiştir. Bu karmaşık süreçleri anlamak, sadece bilinçdışımızın mimarisini değil, aynı zamanda günlük hayatımızdaki tekrarlayan davranış kalıplarını ve gizli kalmış arzularımızı da aydınlatır. Bu blog yazısı, Freud’un rüya çalışmasının temel kavramlarını inceleyecek ve bilinçdışının yapısına dair modern bakış açılarından yola çıkarak, rüyaların dilsel niteliğini ele alacaktır.

🎧 Sesli Anlatım Mevcut
Bu içeriğin seslendirilmiş versiyonunu aşağıdaki oynatıcıdan dinleyebilirsiniz.

http://www.tugceturanlar.com/wp-content/uploads/2025/11/freud-ruya-analizi-klinik-psikolog-tugce-turanlar.mp3

 

Freud’a Göre Rüyanın Bileşenleri: Kelime ve Nesne Temsilleri

Freud, rüyayı hem fonetik hem de sembolik ögelerin birleşimi olarak tanımlamıştır. Bu bileşenler, işitsel algının anı kalıntısı ve görsel algının anı kalıntısı şeklindedir.

  • Nesne Temsili: Görsel anı kalıntısını ifade eder ve rüya imajının oluşumunda yer alır. Bu, görünürdeki (duyusal) formdur.
  • Kelime Temsili: İşitsel anı kalıntısıdır. Rüya imajının oluşumu, latent (gizil) içerik olan rüya düşüncesinden görsel imajın anı kalıntısına, yani hayal gücüne (phantasia) geçiştir ve bu, akledilebilir formdan (species apprehensibilis) duyusal forma çevrilmeyi içerir.

Freud’a göre, tüm rüya imajları altta yatan rüya düşüncelerine bağlıdır. Hem nesne temsilinin hem de kelime temsilinin bir arada bulunması, bilinçli ve bilinçdışı imgelerin, duyusal ve akledilebilir formların bir arada varlığına karşılık gelen bir “çifte kayıt” (Niederschrift) olarak adlandırılır. Bu, aynı zamanda hem imgenin hem de kelimenin eşzamanlılığını ifade eden hiyeroglif niteliğidir.

Bilinç ve Bilinçdışı Arasındaki Diyalektik

Freud, psişeyi algı-bilinç sistemi üzerinden ele alarak imajiner (hayali) ve sembolik arasındaki diyalektiği formüle etmiştir.

  • Bilinç: Duyum organlarımızın dış dünyadan aldığı algılarla ve konuşma işlevinin ego içindeki içsel süreçleri görsel ve işitsel anı kalıntılarıyla sağlam bir bağlantıya getirmesiyle ilişkilidir. Bilinç, algı ve düşüncenin birleşimiyle ortaya çıkar. Freud, bilinci kalıcı ve sürekli değil, periyodik, dalgalı ve sporadik (düzensiz aralıklarla beliren – Freud’un bilinci kesintisiz bir akış olarak değil; belirli aralıklarla, düzensiz veya rastgele bir şekilde ortaya çıkan, gelip geçici ve süreklilik göstermeyen anlar bütünü olarak tanımladığı vurgulanmaktadır. Yani bilinç, daima devrede olan, sabit bir durum değil; zaman zaman beliren bir olgudur.) olarak görmüştür.
  • Bilinçdışı: Bilinçte bastırılmış olan şeydir. Freud, bilinçdışındaki süreçlere erişebilmek için bilinçteki boşlukların doldurulmasını psikanalizin amacı olarak belirtmiştir.

Freud’a göre, bilinçdışından kaynaklanan herhangi bir düşüncenin bilinçli hale gelmesi için, bir hafıza izi aracılığıyla dışsal bir algıya dönüşmesi gerekir. Bilinç öncesi bir düşünce ise, kelime temsilleriyle bağlantı kurularak bilince çıkabilir. Bu, Freud’un teorisinde “Düşünceler dil aracılığıyla mı yoksa algı aracılığıyla mı bilinçli hale gelir?” sorusuna yol açan karmaşık bir noktadır.

Rüya Çalışmasının Temel Mekanizmaları

Rüya çalışması, varsayılan latent (gizil) rüya içeriğini manifest (açık) rüya içeriğine dönüştüren süreçtir. Bu süreç, rüyaların rasyonel olmama görünümünden sorumlu olan iki temel mekanizma üzerine kuruludur:

1. Yoğunlaştırma

Yoğunlaştırma, bir rüya imajının aynı anda iki karşıt fikri temsil etmesini ve diyakronik (zamana yayılan) olanın senkronik (aynı anda) olana dönüştürülmesini içerir.

  • Aşırı Belirlenmişlik: Tek bir rüya imajı, rüya düşüncelerindeki materyaller tarafından aşırı belirlenmiş olabilir; yani, birden fazla kavramı veya formu birleştirir. Örneğin, rüyada gördüğünüz bir kişi, hem patronunuzun otoritesini hem de babanızın sevecenliğini tek bir figürde birleştiriyorsa, bu yoğunlaştırmadır.
  • Dilsel Karşılığı: Yoğunlaştırma, figüratif dilde bir kelimenin birkaç kelimenin veya karmaşık bir fikrin yerini alması mekanizmasıdır. Bu, rüya imajının, Saussure’ün işaret eden ve edilen arasındaki karmaşık ilişkiler ağına benzer şekilde, rüya düşüncelerinin çok sayıda öğesi tarafından temsil edildiği anlamına gelir.

2. Yer Değiştirme

Yer değiştirme, rüya imajlarının bilinçli akla karşılık gelmemesinden sorumludur ve rüyanın aklın bir çarpıtılması gibi görülmesine neden olur.

  • Psikolojik Yoğunluğun Değişimi: Bu mekanizma, rüya düşüncelerinin “psikolojik yoğunluğunu” veya önemini çarpıtır. Düşüncenin “duygusal potansiyeli,” duyusal canlılığa dönüştürülür. Ya da patronunuza duyduğunuz öfkenin, rüyada alakasız bir nesneye (örneğin, dev bir saate) yöneltilmesi yer değiştirmedir. Öfkenin psikolojik yoğunluğu, orijinal nesnesinden daha güvenli bir imaja aktarılmıştır.
  • Dilsel Karşılığı: Lacan, yer değiştirmenin dilde hem metaforun hem de metoniminin birincil mekanizması olduğunu göstermiştir. Metaforda çarpık bir anlam ortaya çıkar; metonimide ise yer değiştirme saf anlamsızlığa yol açar.

Bu eşleşmeye göre: Metonimi, bir kelimenin bir arzu zinciri boyunca başka bir kelimeye kaymasıdır ve yer değiştirme mekanizmasına karşılık gelir. Metafor ise, bir kelimenin, bastırılmış bir anlamı (rüya düşüncesini) temsil eden çarpıcı bir imgeyle (rüya imajıyla) değiştirilmesi sonucu ortaya çıkan çarpık anlamı yaratır ve bu, yoğunlaştırma mekanizmasına karşılık gelir.

Bu mekanizmalar, rüyaların rasyonel düşünceden bağımsız bir mantığa sahip olduğunu, çelişkilerin ve karşıtlıkların bir arada var olabildiği ve kronolojik dizilerin imitasyonlar veya rastlantılar olduğu anlamına gelir.

Lacan’ın Yeniden Tanımı: Bilinçdışı Bir Dildir

Jacques Lacan, Freud’un rüya analizinden gelen dilsel analojileri benimseyerek, bilinçdışını kökten farklı bir şekilde yeniden tanımlar:

Bilinçdışı Ötekinin Söylemidir

Lacan’ın en çarpıcı iddialarından biri, “bilinçdışının bir dil gibi yapılandırılmış olmasıdır”. Ona göre bilinçdışı, “Ötekinin söylemidir”. Bu, bilinçdışının bireysel ve içsel bir düşünce alanı olmaktan çok, dilin karmaşık ve kolektif yapısının ürünü olduğu anlamına gelir.

  • Unutulmuş Düşünce Yok: Lacan, bilinçdışında bir “bilinçdışı düşünce” kavramının varlığını reddeder. Bilinçdışı, dilin kendisinin bir taklidi veya bilinçli düşüncenin kısıtlamalarından arınmış, karmaşık bir anı kalıntısı matrisidir.
  • Özne Eksikliği: Rüya, Öteki’nin özneye konuştuğu bir temsilidir. Lacan’a göre özne rüyada asla mevcut değildir. Özne, ancak işaret eden zincirinde, anlamın üretildiği noktada bir yokluk olarak ortaya çıkar.

Rüyaların İletişim Amacı Yoktur

Freud, rüyaların herhangi bir şeyi iletme niyeti taşımadığını açıkça belirtmiştir. Lacan’a göre rüya, öznenin semboliğe yerleşmesinin bir ürünü olarak işlev görse de, bilinçli bir mantığa karşılık gelen tanınabilir bir sözdizimsel yapıya sahip değildir ve dolayısıyla anlam üretmez. Rüyalar sadece bir işaret etme süreci (signifying process) olarak işlev görür, ancak bu, kendini referans alan bir dildir.

Plotinus ve Psikanalizin Felsefi Kökleri

Makale, Freud’un birçok fikrinin, özellikle Plotinus’un Neoplatonizmine dayanan klasik felsefede kök saldığını iddia eder. Plotinus, söz ve imgenin hem bilinçli hem de bilinçdışı düşüncede diyalektik bir ilişki içinde olduğunu öne sürmüştür.

  • Intellectual Act (Noetik Düşünce): Plotinus’ta akledilebilir (entelektüel) edim, parçalara ayrılmamış, bilinçdışı düşünce gibi erişilmez olandır.
  • Yansıma: Entelektüel edim, ancak logos (dilsel artikülasyon/söz) aracılığıyla hayal gücüne getirilip bir imge olarak yansıtıldığında fark edilir. Bu yansıma, bilincin bilinçdışı düşünceyi içeren bir yansımasıdır.
  • İmgelemin İrrasyonel Mekanizması: Hem Freud hem de Plotinus, rüya çalışmasında latent içeriği manifest içeriğe dönüştüren imgelem (imagination) mekanizmasının irrasyonel olduğunu kabul eder.

Bu, Freud’un rüya çalışması mekanizmalarının (yoğunlaştırma ve yer değiştirme), Plotinus’un hayal gücünün, düşünceleri imajlara çevirirken akıl denetiminden kurtulma fikriyle örtüştüğünü gösterir.

Sonuç

Freud’un rüya çalışması, bilinçdışı süreçlere dair kapsamlı bir çerçeve sunar. Rüyalar, bilinçli düşüncenin mantığına uymayan yoğunlaştırma ve yer değiştirme gibi mekanizmalar aracılığıyla latent rüya düşüncelerinden ortaya çıkan görsel ve işitsel anı kalıntılarının karmaşık bir ağıdır. Lacan’ın Freud’u dilbilimsel bir bakış açısıyla yeniden okuması, bilinçdışının “Ötekinin söylemi” olarak yapılandırılmış bir dil olduğu sonucuna varmıştır. Rüyalar, bir dil gibi yapılandırılmış olsalar da, bilinçli dilin kısıtlamalarından uzaktırlar ve bir iletişim niyeti taşımazlar. Onlar, bir anlamda, öznenin dilsel matrise, yani sembolik düzene yerleştirilmesinin bir yansımasıdır.

Bu keşifler, rüyaların sadece bireysel bir zihin ürünü değil, aynı zamanda dilin ve toplumsal ilişkilerin kolektif yapısının bir ürünü olduğunu göstererek psikanalizi felsefi olarak derinleştirir. Rüyalar, bilinçdışının dilsel yapısını ve öznenin bu yapının içinde nasıl inşa edildiğini anlamak için değerli bir kapı olarak kalır.

Bu konular hakkında daha derinlemesine bilgi edinmek isterseniz, Seans Odası Sakinleri podcast’imizin ilgili bölümlerini dinleyebilirsiniz!

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar

Rüya Çalışması, Freud ve Bilinçdışının Dilsel Yapısı

Kaynak

Hendrix, John Shannon. “The Dream Work of Sigmund Freud.“

Bilinçdışı Freud Lacan Psikanaliz Rüya Analizi Rüya çalışması Seans Odası Sakinleri Podcast
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Serbest Çağrışım Nedir? Freud’un Tekniği Nasıl Uygulanır?
Serbest Çağrışım Nedir? Freud’un Tekniği Nasıl Uygulanır?
27 Mart 2024

Serbest çağrışım, psikanalizin en temel ve en çok bilinen tekniklerinden biridir....

Devamı
Göç ve göçün psikolojik etkileri
Göç ve göçün psikolojik etkileri
7 Eylül 2021

Göç Göç, birçok nedenden ötürü insanların kendi yaşam yerlerinden kopup...

Devamı
Jüpiter ve Venüs Gezegeni – Karanlık Korkusu
Jüpiter ve Venüs Gezegeni – Karanlık Korkusu
8 Eylül 2021

Jüpiter ve Venüs Gezegeni - Karanlık Korkusu Merlin bugün de hava kararacağı ve...

Devamı
Kumar Bağımlılığı Nedir ve Nasıl Tedavi Edilir
Kumar Bağımlılığı Nedir ve Nasıl Tedavi Edilir
12 Kasım 2024

Kumar bağımlılığı, bireylerin hayatını ciddi şekilde etkileyen, kontrolsüz kumar...

Devamı

Instagram

Obsesif kompulsif kişilik yapısı, kusursuz olma ar Obsesif kompulsif kişilik yapısı, kusursuz olma arzusundan çok hata yapınca suçlanma korkusuyla şekillenen bir karakter örgütlenmesidir.

Düzen, kontrol ve mükemmeliyetçilik; içsel huzuru sağlamak için değil, suçluluktan korunmak için devreye girer.

Bu yapıdaki kişiler için karar vermek, yalnızca bir seçenek seçmek değil; diğer tüm ihtimallerden vazgeçmek anlamına gelir. Yanlış yapma ihtimali ağır bir suçluluk duygusu yaratacağı için zihin bazen karar sürecini tamamen kilitler. 

Erteleme, çoğu zaman tembellik değil; “ya mükemmel olmazsa” korkusunun yarattığı bir felçtir.

Duygular kontrol edilemez ve kaotik algılandığında, zihin mantığa sığınır. Tartışmalarda “haklı çıkmaya” odaklanmak, aslında duyguların karmaşasından korunmak için inşa edilen bir kaledir.

Mükemmeliyetçilik ise bir başarı arzusu değil; eleştiriden ve suçlanmaktan koruyan bir zırh işlevi görür.

Dinlenirken bile zihinde yankılanan “üretken olmalıyım” sesleri, katı bir içsel yargıcın varlığına işaret eder. Bu yapıda özsaygı, ancak standartlara harfiyen uyulduğunda kazanılan kırılgan bir ödüle dönüşür.

📌 Kritik soru şu:
Hata yapmaktan mı korkuyorsunuz, yoksa hata yaptığınızda hissedeceğiniz o ağır suçluluktan mı?

📖 Yazının tamamı için: www.tugceturanlar.com
📝 Bu içerik farkındalık amaçlıdır; klinik değerlendirme bireysel görüşmeyle yapılır.

⭐️ Telegram’da Seans Odası Sakinleri kanalında PDF’ler, psikolojik araçlar ve seanslarda kullanılabilecek egzersizler paylaşıyorum.
İlgilenenler bio’daki bağlantıdan katılabilir.
Modern dünya bizi sürekli sosyalleşmeye, paylaşmay Modern dünya bizi sürekli sosyalleşmeye, paylaşmaya ve dışa dönük olmaya çağırıyor.
Ancak bazı insanlar için bu dünya çekici değil; yorucu, istilacı ve anlamsız hissedilir.

Şizoid kişilik yapısında, insanlardan uzak durmak çoğu zaman bir korkunun değil, kendini koruma ihtiyacının sonucudur.

Yalnızlık bir eksiklik değil; aksine rahatlama ve özgürlük alanıdır.

Bu yapı sosyal fobiyle karıştırılsa da temel fark şudur:
Şizoid kişiler insanlardan korkmaz; insanlarla olmanın kendisini yorduğunu hisseder.

Şizoid yapının merkezinde güçlü bir içsel çatışma vardır:

✨ Yakınlık ve anlaşılma ihtiyacı
✨ “İstila edilme” ve kendini kaybetme korkusu
Bu nedenle temas kurulduğunda geri çekilme görülür.

Hayat çoğu zaman içeriden izlenir; kişi kendini bir camın arkasından dünyayı gözlemleyen biri gibi hissedebilir.

Bu geri çekilme sadece bir kaçış değildir.
Birçok şizoid yapı, bu mesafeyi yaratıcılığa, düşünmeye ve derinliğe dönüştürür.

Şizoid olmak bir eksiklik değil;
dünyanın gürültüsüne karşı geliştirilmiş hassas bir savunma biçimidir.

📖 Yazının tamamı için: www.tugceturanlar.com
📝 Bu içerik farkındalık amaçlıdır; klinik değerlendirme bireysel görüşmeyle yapılır.
Seans Odası Sakinleri: Rüya Analizi podcastinin il Seans Odası Sakinleri: Rüya Analizi podcastinin ilk bölümü 26 Kasım Çarşamba günü yayında. Artık her Çarşamba birlikteyiz 🫠🩵💤🌙🎙️

#podcast #psikoloji
🩵 Günlük hayatın içinde çoğu zaman kendimizi duyma 🩵 Günlük hayatın içinde çoğu zaman kendimizi duymadan, duygularımızı fark etmeden ilerleriz. Oysa küçük bir mola verip içimize döndüğümüzde değişimin ilk adımını atmış oluruz. Kendine Dönüş Rehberi, bu yolculukta sana eşlik etmesi için hazırlandı.

🦋 Yedi gün boyunca kısa okumalar, egzersizler ve sorularla kendine daha yakından bakmayı, duygularını tanımayı ve içindeki farklı sesleri keşfetmeyi deneyimleyeceksin. Bazen güçlü yanlarını hatırlayacak, bazen sınır koymayı çalışacak, bazen de içindeki küçük çocukla buluşacaksın. Her gün 10–15 dakikanı ayırman, kendinle kurduğun bağı güçlendirmek için yeterli.

✨Bu rehber terapi yerine geçmez. Ama farkındalığını artırmana, kendine daha şefkatli yaklaşmana ve geleceğe dair yeni niyetler koymana destek olabilir. 

🦋✨ Yolculuğun sonunda kendi notlarınla şekillenen kişisel bir defterin olacak: sana ait, sana yol gösteren bir pusula.

7 Gün 7 Adım: Kendine Dönüş Rehberi
	1.	Kendine Bakışın
	2.	Duyguların Haritası
	3.	İç Sesini Resmet
	4.	Güçlü Yanlarının Kolajı
	5.	“Hayır” Günlüğü
	6.	Küçük Çocuğa Mektup
	7.	Gelecek Benliğe Niyet

🔗 Kendine Dönüş Rehberi’ni profilimdeki linkten veya www.tugceturanlar.com’dan ücretsiz indirebilirsin.

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar 

#psikoloji
Travmatik ya da yıkıcı aile ortamlarında çocuk, dı Travmatik ya da yıkıcı aile ortamlarında çocuk, dış koşulları değiştiremeyeceği için hayatta kalma stratejisi olarak çoğu zaman suçu kendine yükler. Bu durum, “kontrol yanılsaması” yaratarak çaresizlik duygusunu hafifletir. Ancak çocuklukta geliştirilen bu mekanizma, yetişkinlikte de ilişkilerde kendini gösterir: partneri yüceltmek, sürekli özür dilemek ya da terk edilme korkusu yaşamak gibi örüntüler bu geçmiş stratejinin izleridir.

Bu durum özellikle kaygılı bağlanma eğiliminde ve narsisistik ilişkilerde çok görülür ❤️‍🩹

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar 

#psikoloji
İlişkilerde sınır koymak çoğu zaman “bencillik” ol İlişkilerde sınır koymak çoğu zaman “bencillik” olarak algılansa da, aslında hem kişinin hem de ilişkinin sağlığını koruyan bir adımdır. 

Sınır, duyguları, zamanı, enerjiyi ve değerleri koruyan görünmez bir çizgidir; sevgiyi azaltan bir duvar değil, ilişkiyi daha güvenli ve saygılı kılan bir çerçevedir. Sağlıklı sınırlar duygusal, fiziksel, dijital ya da değer temelli olabilir ve iletişime kapıyı kapatmaz; tam tersine beklentileri netleştirerek çatışmaları azaltır, iletişimi güçlendirir ve güvenli bağlanmayı destekler.

Bencillik algısının kökeninde genellikle kaygılı bağlanma örüntüleri, “fedakârlık = sevgi” gibi kültürel kalıplar ve çocuklukta “hayır” demeyle ilişkilenen suçluluk duyguları vardır. Oysa sınır koyabilen kişi, partnerine de alan tanır; bu da saygıyı ve güveni artırır. 

Gottman Çift Terapisi’nde de vurgulandığı gibi, mutlu çiftler hem “biz” olmayı hem de “ben” kalabilmeyi başarır ❤️

Kısacası, sınır koymak sevgisizliğin değil özsaygının göstergesidir; gerçek yakınlık ise sınırların yok sayılmasıyla değil, kabul edilip saygı duyulmasıyla mümkündür.

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar

#psikoloji
Instagram'da takip et

Öne Çıkan Konular

  • Narsisizm
  • İstismar ve Manipülasyon
  • Bağlanma Stilleri
  • Psikodinamik Terapi
  • EMDR
  • Şema Terapi
  • Gottman Çift Terapisi

Son Eklenenler

  • Sosyal Fobi Nedir?
  • Şizoid Kişilik: Neden İnsanlardan Kaçıyorum?
  • Obsesif Kompulsif Kişilik Yapısı Nedir?
  • Aşırı düşünmeyi (overthinking) nasıl durdurabilirim?
  • Rüya Çalışması, Freud ve Bilinçdışının Dilsel Yapısı
  • Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nedir? Sürekli Endişelenmek Normal mi?

Yasal Uyarı

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır. Yazılı izin alınmaksızın kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz