Tuğçe Turanlar
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
Tuğçe Turanlar
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
featured_image

Mahşerin Dört Atlısı: İlişkileri Yıpratan Dört Davranış

9 Kasım 2024 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum
Mahşerin Dört Atlısı, John Gottman’ın çift araştırmalarında ilişkiyi en çok yıpratan dört iletişim biçimini tanımlamak için kullandığı kavramdır: eleştiri, savunmacılık, taş duvar örme ve küçümseme. Bu davranışların varlığı ilişkinin biteceği anlamına gelmez; ancak süreklilik kazandıklarında bağı aşındırırlar. Gottman’a göre en yıkıcı olanı küçümsemedir.

Çiftlerin çoğu aynı konularda tartışır. Belirleyici olan neyi tartıştıkları değil, nasıl tartıştıklarıdır. Gottman’ın araştırmaları da tam bu noktaya bakar: tartışmanın biçimi, ilişkinin gidişatı hakkında içeriğinden daha fazla şey söyler.

1. Eleştiri

Şikâyet ile eleştiri farklıdır. Şikâyet davranışa yöneliktir: “Bu akşam geç kaldığın için üzüldüm.” Eleştiri ise kişiliğe yönelir: “Sen zaten hep düşüncesizsin.” İkincisi karşı tarafta savunma refleksini tetikler ve asıl mesele konuşulamadan kaybolur.

Panzehiri, “sen” ile başlayan cümleler yerine kendi duygusunu ve ihtiyacını söylemektir.

2. Savunmacılık

Savunmacılık, gelen şikâyete sorumluluk almak yerine kendini haklı çıkarma ya da karşı suçlamayla yanıt vermektir: “Ben mi? Sen geçen hafta ne yaptın?” Amaç kendini korumaktır; ancak sonuç çoğu zaman çatışmanın büyümesidir.

Panzehiri, hatanın küçük bir kısmını bile olsa kabul etmektir. Bu, tartışmanın tonunu hızla değiştirir.

3. Taş Duvar Örme

Taş duvar örme, kişinin konuşmadan çekilmesi, yanıt vermemesi ya da fiziksel olarak ortamdan uzaklaşmasıdır. Genellikle kötü niyetten değil, aşırı uyarılmışlıktan kaynaklanır: kişi o an konuşmayı sürdüremeyecek kadar gerilmiştir.

Panzehiri, sessizce çekilmek yerine ara istemektir: “Şu an devam edemiyorum, yirmi dakika sonra konuşalım.” Söz verilen zamanda geri dönmek önemlidir.

4. Küçümseme

Küçümseme; alay, göz devirme, aşağılayıcı mizah ya da üstten bakan bir tonla kendini gösterir. Gottman’ın çalışmalarında ilişkinin gidişatını en güçlü biçimde olumsuz etkileyen davranış olarak öne çıkar; çünkü karşı tarafa yalnızca “hatalısın” değil, “değersizsin” mesajını taşır.

Panzehiri uzun vadelidir: ilişkide takdirin ve olumlu bakışın günlük olarak beslenmesi.

Bu Davranışlar Görülüyorsa Ne Yapmalı?

Dördünün de zaman zaman görülmesi olağandır; hiçbir ilişki bunlardan tümüyle muaf değildir. Önemli olan fark edildiğinde onarım girişiminde bulunulmasıdır: özür dilemek, tonu yumuşatmak, mizahı yıkıcı olmayan biçimde kullanmak ya da “yeniden başlayalım” demek. Gottman’ın araştırmalarında onarım girişimlerinin varlığı, çatışmanın kendisinden daha belirleyicidir.

Sık Sorulan Sorular

Bu davranışlar varsa ilişki biter mi?

Hayır. Bunlar bir kader göstergesi değil, üzerinde çalışılabilecek örüntülerdir. Belirleyici olan sıklıkları ve onarımın olup olmadığıdır.

Tartışmamak daha mı iyi?

Hayır. Çatışmadan kaçınmak da mesafe yaratır. Mesele tartışmamak değil, tartışırken bağı koparmamaktır.

Tek taraflı değiştirilebilir mi?

Bir kişinin kendi tepkisini değiştirmesi bile döngüyü yavaşlatabilir. Ancak kalıcı değişim genellikle iki tarafın da katılımıyla olur.

İlgili Yazılar

Gottman Çift Terapisi, Çift Terapisine Ne Zaman Başvurulur? ve Sağlıklı İlişkide İletişim.

Onarım Girişimleri Neden Bu Kadar Önemli?

Gottman’ın çalışmalarında öne çıkan bulgulardan biri, mutlu çiftlerin daha az tartışmadığıdır; farkları tartışma sırasında birbirlerine uzattıkları küçük onarım girişimleridir. Bir espri, tonun yumuşaması, “dur, yanlış başladım” demek ya da elini tutmak bu girişimlerden sayılır.

Belirleyici olan girişimin zarifliği değil, karşı tarafın onu kabul edip etmemesidir. Onarım girişimlerinin sürekli reddedildiği ilişkilerde çatışma tırmanmaya devam eder.

Tartışmayı Başlatma Biçimi

Gottman’ın vurguladığı bir diğer nokta, bir tartışmanın ilk üç dakikasının çoğu zaman sonucunu belirlediğidir. Sert bir açılış (suçlama, genelleme, küçümseyen bir ton) tartışmanın gidişatını baştan sertleştirir. Yumuşak açılış ise şikâyeti kişiliğe değil duruma bağlar: “Dün akşam yalnız hissettim, birlikte vakit geçirmeyi özledim.”

Görüşme talepleri ve sorularınız için İletişim sayfasındaki bilgilerden ulaşabilirsiniz.

Bu yazıyı paylaş

Bu içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez.

Gottman Çift Terapisi İlişkiler Mahşerin dört atlısı
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

İlişkilerde Şiddet Türleri Nelerdir?
İlişkilerde Şiddet Türleri Nelerdir?
18 Kasım 2024

İlişkilerde şiddet yalnızca fiziksel zarar vermekle sınırlı değildir. Kontrol...

Devamı
Spiritüel Bypass Nedir? Maneviyatın Savunmaya Dönüşmesi
Spiritüel Bypass Nedir? Maneviyatın Savunmaya Dönüşmesi
13 Ocak 2024

Spiritüel bypass, kişinin manevi inanç ve uygulamaları; çözülmemiş duygusal...

Devamı
Borderline Kişilik Yapısı: DSM-5 Tanı Ölçütlerine Klinik Bir Bakış
Borderline Kişilik Yapısı: DSM-5 Tanı Ölçütlerine Klinik Bir Bakış
19 Ocak 2023

Borderline kişilik bozukluğu, DSM-5’te belirli tanı ölçütleriyle ele alınan bir...

Devamı
Ne Hissettiğini Bilememek: Aleksitimi Nedir?
Ne Hissettiğini Bilememek: Aleksitimi Nedir?
13 Ağustos 2024

Aleksitimi, kişinin duygularını fark etmekte, ayırt etmekte ve sözcüklere...

Devamı

Yani, “Yaşamın anlamı nedir?” sorusu her zaman cev Yani, “Yaşamın anlamı nedir?” sorusu her zaman cevaplanmak için sorulmuyor. Bazen merakla, bazen de hayattan kopunca soruluyor. Hangisi olduğunu soru değil, soranın hayatı gösteriyor.
Son zamanlarda insanların okumakta ve okuduklarını Son zamanlarda insanların okumakta ve okuduklarını anlamakta zorlandığını görüyorum. Ve bunu genellikle ADHD’ye bağlıyorlar. Fakat her odaklanma güçlüğü ADHD değil. ADHD nörogelişimsel bir tablo; bambaşka bir şey. Benim gördüğüm şey daha çok bir alışkanlık meselesi: Sürekli hızlı, değişken ve yüksek uyarımlı içeriklere maruz kalmak, dikkatimizi kullanma biçimimizi değiştiriyor.
Bir de yapay zekâyla birlikte insanlar düşünmeye daha az ihtiyaç duymaya başladı. Üzerine çok düşünmeden her sorunun cevabını ondan alabiliyorsunuz.  Düşünsenize, sizin yerinize düşünen bir zekâ.
Ama esas kaybettiğimiz şeyin düşünme alışkanlığından çok “bilmeme halinde durabilmek” olduğunu düşünüyorum.
Eskiden metacognition, yani ne düşündüğünü düşünme kavramı benim çok hoşuma giderdi. İlişkisel psikanaliz üzerine aldığım eğitimlerde de seans odasında bunun nasıl işlediğini çok konuşurduk. Ne düşünüyorum? Neden böyle düşünüyorum? Bu düşünce nereden geliyor? Gördüğüm şey gerçekten orada mı, yoksa ben mi ona bir anlam yüklüyorum?
Ve ben bu kavramla etrafa baktığımda insanların bundan ne kadar uzaklaştığını görüyorum.
Biz düşünmezsek nasıl var olacağız? :)
Okumazsak nasıl neden-sonuç ilişkisi kuracağız? Bir fikrin nereden geldiğini, hangi düşünceye dayandığını, neyle çeliştiğini nasıl anlayacağız?
Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, s Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, sonsuz kez daha yaşamak zorunda olsaydınız ne hissederdiniz?
Bu soru Nietzsche’ye ait. Bengi dönüş dediği düşünce deneyinde, bir iblis gece yarısı yanınıza sokulur ve der ki: Bu hayatı, her acısı, her sevinci, her sıradan ayrıntısıyla sonsuz kez daha yaşayacaksın. 
Nietzsche sorar: Yere kapanıp lanet mi edersiniz, yoksa “bundan daha güzel bir şey duymadım” diyebileceğiniz bir an yaşadınız mı hiç?
Psikiyatr Irvin Yalom bu soruyu terapide bir turnusol kâğıdı gibi kullanır. Çünkü aynı hayatı tekrar yaşama fikri size dayanılmaz geliyorsa, bunun çoğu zaman tek bir açık nedeni vardır: Hayatınızı henüz iyi yaşamadığınıza inanıyorsunuzdur. Yalom’un dikkat çektiği şey de budur: Ölümden en çok korkan, hayatı en çok seven değil, çoğu zaman hayatını en az yaşamış olandır.
Ama sorunun amacı sizi geçmişin pişmanlığında boğmak değil. Yön ileri: Bundan sonra hayatımı nasıl yaşamalıyım ki, beş yıl sonra dönüp baktığımda yeni pişmanlıklar biriktirmemiş olayım?
Bengi dönüş iblisi bu gece kapınızı çalsa, ona ne cevap verirdiniz?
Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derin Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derinlerde saklı duran karanlık bir depo, mistik bir hayal gücü veya açılmayı bekleyen gizli bir kutu gelir. Özellikle Jung ve romantik filozoflar, bilinçdışını her şeyin içine tıkıştırıldığı karmaşık bir yığın veya “karanlık bir irade” olarak resmetmişlerdir. Ancak Jacques Lacan, bu yaygın inancı kökünden sarsar.
Lacan’a göre bilinçdışı varlıksal (ontolojik) bir madde veya mekân değil; bir boşluk, bir yarık ve bir kesintidir. Kusursuzca işlediğini sandığımız günlük hayatımızda, düzgün akan bir cümlemizde aniden ortaya çıkan bir tökezleme, bir duraksama ya da rüyamızdaki mantıksız bir kopuş basit bir yorgunluk belirtisi değildir. 
Lacan, Freud’un tam da bu aksayan yerde, söylemdeki o delikte ya da boşlukta ne bulduğunu sorar ve şu sarsıcı cevabı verir: Henüz gerçekleşmemiş bir şey.
Bilinçdışı bize kendini “doğmamış olanın alanında askıda bekleyen” bir şey olarak gösterir. Bu yüzden dilimiz sürçtüğünde yaşadığımız o anlık bocalama, aslında o tanımsız boşluktan kelimenin tam anlamıyla doğan bir “buluş” veya bize beklediğimizden hem daha azını hem de daha fazlasını veren bir “sürpriz” niteliğindedir.
Ancak bu sürpriz kalıcı değildir. Lacan’ın vurguladığı gibi, bilinçdışının adeta ritmik bir nabız atışı işlevi vardır; o yarıktan bir anlığına gün ışığına çıkar, gerçekleşmemiş arzunun hakikatini fısıldar ve hemen ardından tekrar kendi üstüne kapanıp kaybolmaya yazgılıdır. O kapanmadan önceki kısacık an, kendimizi en çok ele verdiğimiz andır.
Yani bir dahaki sefere diliniz sürçtüğünde veya tuhaf bir rüya gördüğünüzde bunu sıradan bir “hata” diyerek geçiştirmeyin. Çünkü tam o anda, içinizde henüz gerçekleşmemiş bir arzu, o kısacık boşluktan size bir şeyler anlatmaya çalışıyor olabilir.
🌷
#psikoloji
Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.