Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Yetişkinlerde DEHB Nedir?

2 Kasım 2025 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma, Kaygı ve Anksiyete 0 Yorum

Yetişkinlerde DEHB Nedir? Gizli Belirtiler ve Başa Çıkma Stratejileri

Yetişkinlerde DEHB, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun yetişkinlik dönemindeki görünümünü ifade eder. DEHB denildiğinde çoğu zaman akla yerinde duramayan, odaklanmakta zorlanan çocuklar gelir. Oysa DEHB yalnızca çocukluk dönemine ait bir durum değildir; çocuklukta başlayan bu nörogelişimsel örüntü, bazı kişilerde yetişkinlikte de devam edebilir.

Yetişkinlikte DEHB her zaman dışarıdan kolayca fark edilmez. Çocukluktaki belirgin hareketlilik, yetişkinlikte yerini içsel huzursuzluğa, zaman yönetiminde zorlanmaya, organize olamamaya, dağınık dikkat örüntüsüne, dürtüsel kararlara ya da sürekli “bir şeyleri yetiştiremiyorum” hissine bırakabilir.

Bu nedenle yetişkinlerde DEHB çoğu zaman “tembellik”, “iradesizlik”, “dağınıklık” ya da “potansiyelini kullanamama” gibi yanlış etiketlerle karıştırılabilir. Oysa mesele çoğu zaman kişinin zekâsı ya da niyeti değil; dikkat, zaman, duygu ve davranış düzenleme süreçlerinde yaşanan nörogelişimsel bir farklılıktır.

Bu yazıda yetişkinlerde DEHB belirtilerini, yönetici işlev zorluklarını, zaman algısını, hiper-odaklanmayı, dürtüselliği, ilişkisel etkileri ve başa çıkma yollarını ele alacağız.

Yetişkinlerde DEHB Belirtileri Nelerdir?

Yetişkinlerde DEHB belirtileri kişiden kişiye değişebilir. Bazı kişilerde dikkatsizlik daha belirgindir; bazı kişilerde dürtüsellik ve içsel huzursuzluk ön plandadır. Bazılarında ise bu alanlar birlikte görülür.

Yetişkinlikte sık görülen DEHB belirtileri şunlardır:

Dikkati sürdürmekte zorlanma.
İşleri başlatmakta veya tamamlamakta güçlük.
Zamanı planlamakta zorlanma.
Sık sık geç kalma veya işleri son dakikaya bırakma.
Unutkanlık ve dağınıklık.
Ayrıntıları kaçırma.
Rutin işlerden çabuk sıkılma.
Duygusal iniş çıkışlar.
İçsel huzursuzluk veya sürekli meşgul olma ihtiyacı.
Dürtüsel harcamalar, ani kararlar veya düşünmeden konuşma.
Eleştiriye karşı yoğun hassasiyet.
İlişkilerde yanlış anlaşılma ve savunmaya geçme döngüsü.

Bu belirtiler tek başına tanı koymak için yeterli değildir. DEHB tanısı, belirtilerin çocukluktan beri var olup olmadığı, birden fazla yaşam alanında işlevselliği etkileyip etkilemediği ve başka ruhsal ya da tıbbi durumlarla açıklanıp açıklanamayacağı değerlendirilerek konur.

Yetişkinlerde DEHB Çocukluktan Farklı mı Görünür?

Evet. DEHB çocuklukta daha çok hareketlilik, yerinde duramama, sınıfta dikkatin dağılması ya da yönergeleri takip etmekte zorlanma şeklinde fark edilebilir. Yetişkinlikte ise görünüm daha incelikli hale gelebilir.

Yetişkin kişi dışarıdan sakin görünebilir; fakat içeride zihni sürekli hareket halinde olabilir. Çocukluktaki fiziksel hiperaktivite, yetişkinlikte içsel huzursuzluk, zihinsel yoğunluk, sürekli bir şeylerle meşgul olma ihtiyacı ya da gevşeyememe şeklinde ortaya çıkabilir.

Ayrıca yetişkinlikte sorumluluklar arttıkça DEHB belirtileri daha görünür hale gelebilir. İş takibi, ev düzeni, finansal sorumluluklar, ilişkiler, zaman yönetimi ve ebeveynlik gibi alanlar daha fazla planlama ve öz-düzenleme gerektirdiği için kişi daha çok zorlanabilir.

DEHB ve Yönetici İşlev Zorlukları

DEHB’nin günlük yaşamdaki birçok etkisi, “yönetici işlevler” olarak adlandırılan zihinsel süreçlerle ilişkilidir. Yönetici işlevler; planlama, önceliklendirme, zamanı yönetme, dikkati sürdürme, görev başlatma, çalışma belleği, duygusal düzenleme ve davranışları kontrol etme becerilerini kapsar.

Yetişkinlerde DEHB olduğunda kişi ne yapması gerektiğini çoğu zaman bilir; fakat bildiği şeyi eyleme dökmekte zorlanır. Bu nedenle sorun bilgi eksikliği değil, bilgiyi doğru zamanda organize edip uygulamaya geçirmek olabilir.

Kişi şunları sık yaşayabilir:

“Ne yapmam gerektiğini biliyorum ama başlayamıyorum.”
“Küçük bir işi bile gözümde büyütüyorum.”
“Bir işe başlıyorum ama sürdüremiyorum.”
“Her şeyi son dakikaya bırakıyorum.”
“Zihnimde çok şey var ama sıraya koyamıyorum.”

Bu deneyimler kişinin özsaygısını zamanla zedeleyebilir. Çünkü kişi potansiyelini görür; ancak onu düzenli biçimde ortaya koymakta zorlandığında kendini başarısız, yetersiz ya da iradesiz sanabilir.

DEHB’de Zaman Yönetimi Neden Zorlaşır?

Yetişkinlerde DEHB’de zaman yönetimi en sık zorlanan alanlardan biridir. Kişi bir işin ne kadar süreceğini tahmin etmekte zorlanabilir, zamanı olduğundan daha geniş ya da daha dar algılayabilir, planladığı şeyleri son dakikaya bırakabilir.

Günlük dilde bazen buna “zaman körlüğü” denir. Bu ifade klinik bir tanı ölçütü değildir; ancak birçok DEHB’li yetişkinin zamanı algılama ve organize etme zorluğunu anlatmak için kullanılır.

Kişi zamanı sanki ikiye bölünmüş gibi deneyimleyebilir:

“Şimdi yapılması gerekenler.”
“Şimdi değil gibi görünenler.”

Gelecekteki bir teslim tarihi, randevu ya da sorumluluk önemli olsa bile, o anın aciliyeti kadar gerçek hissedilmeyebilir. Bu nedenle kişi son dakikaya kadar harekete geçemeyebilir. Son dakikada ise yoğun stresle birlikte kısa süreli bir performans artışı yaşayabilir.

Bu durum sorumsuzluk anlamına gelmez. Daha çok zamanı içsel olarak organize etmekte zorlanmanın bir sonucu olabilir.

Göreve Başlamak Neden Bu Kadar Zordur?

Yetişkinlerde DEHB’de zorlanılan alanlardan biri de göreve başlamaktır. Kişi yapılacak işin önemli olduğunu bilir; fakat başlamadan önce zihninde çok fazla adım, ihtimal ve engel belirir.

Özellikle büyük, belirsiz ya da sıkıcı görevler karşısında kişi donup kalabilir. Yapılacaklar listesi uzadıkça nereden başlayacağını bilememek, kaçınma ve erteleme döngüsünü artırabilir.

Bu durum bazen tembellik gibi yorumlanır. Oysa DEHB’de erteleme çoğu zaman ilgi, enerji, zaman algısı, duygu düzenleme ve görev başlatma süreçlerinin birlikte zorlanmasıyla ilgilidir.

Bu nedenle en etkili stratejilerden biri, büyük görevleri çok küçük ve somut adımlara bölmektir. “Raporu yaz” yerine “belgeyi aç”, “başlığı yaz”, “ilk paragraf için üç madde çıkar” gibi küçük adımlar başlama eşiğini düşürebilir.

Dikkat Eksikliği mi, Dikkati Düzenleme Güçlüğü mü?

DEHB çoğu zaman “dikkat eksikliği” olarak adlandırılır; ancak birçok kişi için mesele dikkatin tamamen yokluğu değil, dikkatin düzenlenmesidir. Kişi sıkıcı, tekrarlı veya düşük uyarımlı görevlerde dikkatini sürdürmekte zorlanırken; ilgi çekici veya ödüllendirici bir konuda çok yoğun biçimde odaklanabilir.

Bu nedenle yetişkinlerde DEHB şu iki uçta görülebilir:

Sıkıcı veya rutin görevlerde dikkat dağınıklığı.
İlgi çekici konularda uzun süreli ve yoğun odaklanma.

Bu ikinci durum halk arasında “hiper-odaklanma” olarak adlandırılır. Hiper-odaklanma, bazı kişiler için üretkenliği ve yaratıcılığı artırabilir. Ancak kişi bu sırada zamanı, bedensel ihtiyaçlarını ya da diğer sorumluluklarını fark etmekte zorlanabilir.

Bu nedenle hiper-odaklanma her zaman “süper güç” gibi düşünülmemelidir. Bazen destekleyici, bazen de yaşam dengesini bozucu olabilir.

İçsel Huzursuzluk ve Yavaşlayamama Hissi

Yetişkinlerde DEHB, her zaman dışarıdan görülen hareketlilikle ortaya çıkmaz. Bazı kişilerde daha çok içsel bir huzursuzluk, zihinsel gürültü ya da sürekli meşgul olma ihtiyacı vardır.

Kişi sakin bir ortamda bile kendini huzursuz hissedebilir. Dinlenmek, yalnızca oturmak ya da bir şey yapmadan kalmak zor gelebilir. Toplantıda bacak sallamak, sürekli pozisyon değiştirmek, telefonda konuşurken yürümek ya da aynı anda birkaç işle uğraşmak görülebilir.

Bazen kişi bu hareketliliği yalnızca enerji fazlalığı gibi yaşar. Bazen de durduğunda zihinsel karmaşa, sıkıntı veya kaygı daha belirgin hale geldiği için sürekli hareket halinde kalmaya çalışır.

Bu noktada önemli olan, hareketlilik ve huzursuzluğun kişinin yaşamını ne ölçüde etkilediğidir.

Dürtüsellik Yetişkinlerde Nasıl Görülür?

Dürtüsellik, düşünmeden ya da sonuçları tam değerlendirmeden harekete geçme eğilimi olarak tanımlanabilir. Yetişkinlerde bu durum yalnızca fiziksel hareketlilikle değil, kararlar, konuşmalar, harcamalar ve ilişkisel tepkiler üzerinden de görülebilir.

Dürtüsellik şu şekillerde ortaya çıkabilir:

Aklına geleni hemen söylemek.
Karşısındakinin sözünü kesmek.
Ani alışverişler yapmak.
Bütçeyi zorlayan harcamalara yönelmek.
Tartışma sırasında hızlı ve yoğun tepki vermek.
Sıkılınca bir işi ya da ilişkiyi aniden bırakmak.
Sonuçları düşünmeden karar almak.

Dürtüsel davranıştan sonra kişi çoğu zaman pişmanlık duyabilir. “Neden böyle söyledim?”, “Neden bunu aldım?”, “Neden bekleyemedim?” gibi düşünceler kendini suçlama döngüsünü besleyebilir.

Bu nedenle dürtüselliği yalnızca karakter sorunu gibi görmek yerine, öz-düzenleme ve frenleme mekanizmalarındaki zorluklarla birlikte düşünmek gerekir.

DEHB İş Hayatını Nasıl Etkiler?

Yetişkinlerde DEHB iş hayatını farklı biçimlerde etkileyebilir. Kişi yaratıcı, hızlı düşünen, kriz anlarında pratik çözümler üretebilen ve yüksek enerjili biri olabilir. Ancak aynı zamanda rutin işler, uzun vadeli planlama, evrak takibi, zaman yönetimi ve ayrıntı gerektiren görevlerde zorlanabilir.

İş hayatında şu örüntüler görülebilir:

Sık iş değiştirme.
Rutin işlerden hızlı sıkılma.
Son teslim tarihlerini kaçırma.
Toplantılarda dikkatin dağılması.
Başlanan projeleri tamamlamakta zorlanma.
İşleri son dakikaya bırakma.
Eleştiriye karşı yoğun hassasiyet.
Potansiyele rağmen istikrarlı performans göstermekte güçlük.

Bu zorluklar kişinin yeteneksiz olduğu anlamına gelmez. Ancak DEHB’ye uygun olmayan çalışma koşulları, kişinin potansiyelini ortaya koymasını zorlaştırabilir.

DEHB İlişkileri Nasıl Etkiler?

Yetişkinlerde DEHB ilişkilerde yanlış anlaşılmalara yol açabilir. Unutkanlık, geç kalma, dikkatin konuşma sırasında dağılması, ani tepkiler veya söz kesme gibi davranışlar partner, arkadaş ya da aile üyeleri tarafından ilgisizlik gibi yorumlanabilir.

DEHB’li kişi ise çoğu zaman içten içe şunu anlatmaya çalışır:

“Unutkanlığım sevgisizliğim değil.”
“Dikkatimin dağılması önemsemediğim anlamına gelmiyor.”
“Geç kalmam seni değersiz gördüğüm için değil.”
“Bazen tepkilerim hızlı geliyor ama bu seni incitmek istediğim anlamına gelmiyor.”

Bu açıklamaların yapılamaması, ilişkilerde savunma, suçluluk ve kırgınlık döngüsünü artırabilir. Bir taraf kendini ihmal edilmiş hissederken, diğer taraf sürekli eleştiriliyor ve yanlış anlaşılıyor gibi hissedebilir.

Bu nedenle DEHB ilişkisel bir mesele haline geldiğinde, yalnızca belirtileri değil, bu belirtilerin ilişki içinde nasıl anlamlandırıldığını da ele almak gerekir.

Reddedilme Hassasiyeti Nedir?

DEHB ile ilgili popüler literatürde sık geçen kavramlardan biri “reddedilme hassasiyeti”dir. Bu kavram, kişinin eleştiri, reddedilme, dışlanma ya da hayal kırıklığı yaratma ihtimali karşısında çok yoğun duygusal acı yaşamasını anlatmak için kullanılır.

Reddedilme hassasiyeti, resmi bir DEHB tanı ölçütü değildir. Ancak klinik anlatılarda ve kişisel deneyimlerde sık dile getirilen bir alandır.

Yetişkinlerde DEHB olan kişiler, özellikle çocukluktan itibaren “dikkatsiz”, “dağınık”, “tembel”, “sorumsuz” ya da “potansiyelini kullanmıyor” gibi geri bildirimlere maruz kaldıysa, eleştiriye karşı daha hassas hale gelebilir.

Bu durumda küçük bir eleştiri bile kişide şu duyguları tetikleyebilir:

“Yine yetersiz kaldım.”
“Beni istemiyorlar.”
“Ben hep sorun çıkarıyorum.”
“Ne yapsam olmuyor.”

Bu yoğun duygudan kaçınmak için kişi mükemmeliyetçiliğe, geri çekilmeye, savunmaya geçmeye ya da öfkeyle tepki vermeye yönelebilir.

Yetişkinlerde DEHB Tanısı Nasıl Konur?

Yetişkinlerde DEHB tanısı, yalnızca birkaç belirtiye bakılarak konmaz. Kapsamlı bir klinik değerlendirme gerekir. Bu değerlendirmede belirtilerin çocukluktan beri var olup olmadığı, birden fazla yaşam alanında işlevselliği etkileyip etkilemediği ve başka durumlarla daha iyi açıklanıp açıklanamayacağı incelenir.

DEHB belirtileri bazen anksiyete bozuklukları, depresyon, travma sonrası stres belirtileri, uyku sorunları, madde kullanımı, tiroid sorunları veya başka tıbbi durumlarla karışabilir. Bu nedenle değerlendirme dikkatli yapılmalıdır.

Tanı sürecinde şu alanlara bakılabilir:

Çocukluk dönemi belirtileri.
Okul, iş ve ilişki geçmişi.
Dikkat, dürtüsellik ve hareketlilik örüntüleri.
Zaman yönetimi ve organize olma becerileri.
Duygu düzenleme zorlukları.
Eşlik eden kaygı, depresyon, uyku veya travma belirtileri.
İşlevsellik düzeyi.

Bu yazı bir tanı aracı değildir. Eğer bu belirtiler yaşam kalitenizi etkiliyorsa, bir psikiyatrist veya bu alanda çalışan bir ruh sağlığı uzmanından değerlendirme almak önemlidir.

Yetişkinlerde DEHB ile Başa Çıkma Stratejileri

Yetişkinlerde DEHB ile başa çıkmak, kişinin kendini zorla “nörotipik” bir düzene uydurmaya çalışması değildir. Daha çok, kendi beyninin nasıl çalıştığını anlayarak ona uygun destekler kurmasıdır.

Yardımcı olabilecek bazı stratejiler şunlardır:

Zamanı dışsallaştırmak: Görünür takvimler, alarmlar, zamanlayıcılar ve hatırlatıcılar kullanmak.
Görevleri küçültmek: Büyük işleri 5 dakikalık küçük adımlara bölmek.
Başlama eşiğini düşürmek: “Sadece belgeyi açacağım” gibi küçük hedefler koymak.
Çevreyi sadeleştirmek: Dikkat dağıtan uyaranları azaltmak.
Rutinleri görünür yapmak: Yazılı listeler, panolar veya dijital planlayıcılar kullanmak.
Geçişleri planlamak: Bir işten diğerine geçmek için alarm veya ara zaman koymak.
Bedeni dahil etmek: Hareket, kısa yürüyüşler veya fiziksel düzenleme yolları kullanmak.
Destek istemek: Hesap verebilirlik arkadaşı, koçluk, terapi veya yapılandırılmış desteklerden yararlanmak.

Amaç mükemmel bir düzen kurmak değil, sürdürülebilir ve kişiye uygun bir sistem oluşturmaktır.

DEHB İçin Psikoterapi Nasıl Yardımcı Olur?

Psikoterapi, yetişkinlerde DEHB’de yalnızca zaman yönetimi veya dikkat stratejileri üzerinde çalışmaz. Aynı zamanda yıllarca yanlış anlaşılmanın, etiketlenmenin ve kendini suçlamanın yarattığı duygusal yükü de ele alır.

Kişi terapi sürecinde şu alanları çalışabilir:

“Ben tembelim” inancının kökenleri.
Sürekli yetersiz hissetme.
Reddedilme hassasiyeti.
İlişkilerde yanlış anlaşılma döngüsü.
Dürtüsel tepkiler ve sonrasındaki suçluluk.
Duygu düzenleme zorlukları.
Kişiye uygun yapı ve rutin oluşturma.
Öz-şefkat geliştirme.

Bilişsel davranışçı terapi, beceri odaklı müdahaleler, psikoeğitim ve bazı durumlarda psikodinamik çalışma yetişkinlerde DEHB’nin farklı yönlerine katkı sağlayabilir. Tedavi planı kişinin ihtiyaçlarına göre belirlenmelidir.

İlaç Tedavisi Gerekir mi?

Yetişkinlerde DEHB tedavisinde bazı kişiler için ilaç tedavisi önemli bir destek olabilir. İlaç tedavisi psikiyatrist tarafından değerlendirilir ve kişinin belirtilerine, tıbbi durumuna, eşlik eden başka ruhsal belirtilere ve ihtiyaçlarına göre planlanır.

NIMH, yetişkinlerde DEHB tedavisinde ilaç tedavisi ve psikoterapinin, özellikle davranışçı veya bilişsel davranışçı yaklaşımların kullanılabildiğini belirtir. CDC de yetişkinlerde tedavinin ilaç, psikoterapi, eğitim/beceri çalışmaları veya bunların kombinasyonunu içerebileceğini ifade eder.

Kişinin kendi kendine ilaç başlaması, bırakması ya da doz değiştirmesi uygun değildir. Tedavi süreci uzman değerlendirmesiyle yürütülmelidir.

DEHB Bir Kusur Değil, Farklı Bir İşleyiştir

Yetişkinlerde DEHB belirtilerini fark etmek, kişinin kendini etiketlemesi anlamına gelmez. Aksine, yıllarca “tembelim”, “iradesizim”, “dağınığım” ya da “neden herkesin yaptığı şeyi ben yapamıyorum?” diye düşünmüş birinin kendini daha doğru anlaması için bir kapı açabilir.

Zamanı farklı algılamak, dikkati düzenlemekte zorlanmak, duyguları yoğun yaşamak ya da göreve başlamakta güçlük çekmek bir karakter kusuru değildir. Bunlar anlaşılması ve desteklenmesi gereken işleyiş farklılıklarıdır.

Bu farkındalık bir bahane değil, bir anlamlandırma zemini sunar. Kişi kendini suçlamayı bıraktığında, kendine uygun stratejiler geliştirmeye ve yaşamını daha sürdürülebilir hale getirmeye başlayabilir.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Aşağıdaki durumlarda profesyonel değerlendirme almak önemlidir:

Dikkat, unutkanlık veya dağınıklık işlevselliği belirgin biçimde etkiliyorsa.
İş, okul, ilişki veya günlük yaşamda sürekli aksaklık yaşanıyorsa.
Zaman yönetimi ve organizasyon sorunları kronik hale geldiyse.
Dürtüsel kararlar maddi, ilişkisel veya mesleki sorunlara yol açıyorsa.
Yoğun duygusal iniş çıkışlar ilişkileri etkiliyorsa.
Kişi uzun süredir kendini tembel, yetersiz veya başarısız hissediyorsa.
DEHB belirtilerine kaygı, depresyon, uyku sorunları veya travma belirtileri eşlik ediyorsa.

Doğru değerlendirme, kişinin yalnızca belirtilerini değil, yaşam öyküsünü ve ihtiyaçlarını da anlamayı sağlar.

Okuyucu İçin Not

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır. Tanı ya da tedavi yerine geçmez. Yetişkinlerde DEHB belirtileri başka ruhsal ya da tıbbi durumlarla karışabileceği için, bireysel değerlendirme bir ruh sağlığı uzmanı tarafından yapılmalıdır.

Kaynak: Barkley, R. A. (2022). Taking charge of adult ADHD: Proven strategies to succeed at work, at home, and in relationships (2nd ed.). The Guilford Press.

ADHD Bireysel psikoterapi Yetişkinlerde ADHD
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Gaslighting: Kökleri ve Psikolojik Manipülasyonun Anatomisi
Gaslighting: Kökleri ve Psikolojik Manipülasyonun Anatomisi
15 Haziran 2024

Gaslighting terimi, ilk olarak İngiliz oyun yazarı Patrick Hamilton'ın 1938...

Devamı
Kendini Tanıma Rehberi: 7 Günlük Kendine Dönüş
Kendini Tanıma Rehberi: 7 Günlük Kendine Dönüş
24 Eylül 2025

Kendini Tanıma Rehberi: 7 Günlük Kendine Dönüş Yolculuğu Kendini tanıma rehberi,...

Devamı
Dopamin ve Serotonin İlişkisi
Dopamin ve Serotonin İlişkisi
18 Haziran 2024

Dopamin ve serotonin gibi nörotransmitterler, beynimizin ve vücudumuzun düzgün...

Devamı
Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nedir?
Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nedir?
7 Kasım 2025

Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nedir? Sürekli Endişelenmek Normal mi? Yaygın...

Devamı

Instagram

Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.

Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.

Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵

#podcast #psikoloji
“Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zam “Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zaman çocuklukta duygusal olarak yeterince görülmemiş olmanın izlerini taşır. Duygusal olarak yeterince ulaşılabilir olmayan ebeveynlerle büyüyen çocuk, sorunu kendinde arar. Daha uyumlu, daha başarılı, daha sessiz ya da daha az talepkar olursa sevileceğine inanır. Bu strateji çocuklukta ilişkiyi koruyarak hayatta kalmayı sağlar; ancak yetişkinlikte kişinin kendi ihtiyaçlarını bastırmasına, ilişkilerde fazla sorumluluk almasına ve sürekli onay aramasına yol açabilir.
İyileşme, geçmişte hayatta kalmanızı sağlayan bu eski örüntüyü fark etmekle başlar. Yetişkinlikte sağlıklı ve güvenli bağlar kurmak; kusursuz bir rol yapmayı değil, kendi sınırlarınız ve ihtiyaçlarınızla sahici bir şekilde var olabilmeyi gerektirir. Unutmayın, sevgi kazanılması gereken bir ödül değildir. Değeriniz, ne kadar faydalı olduğunuzla değil; var olmanızla ilgilidir. 🩵

#psikoloji
Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize yakıştıramayız.
Öfke, kıskançlık, kırılganlık ya da güç arzusu bazen ‘ben böyle biri değilim’ diyerek bilinçdışına itilir. Ama bastırılan şey kaybolmaz; çoğu zaman başka insanlarda bizi en çok rahatsız eden şey olarak geri döner. Jung buna gölge der. Dr. Jekyll ve Bay Hyde hikayesi de tam olarak bunu anlatır: insanın kendinden ayırmaya çalıştığı karanlık yan, yok olmaz; güçlenerek geri döner. 

Bu bölümde gölgeyi, projeksiyonu ve neden bazı yanlarımızı inkar ettiğimizi bu hikaye üzerinden anlatıyorum. 

Bu sorunun cevabını Jung’un gölge kavramı üzerinden daha derinlemesine anlamak isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. 

Bölümü Apple Podcasts ve Spotify’dan dinleyebilirsiniz 🎙️

#psikoloji #podcast
Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sah Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sahici bir yakınlık kuramamaktan doğar. Bu nedenle insan bazen kalabalıkların içinde, ilişkilerin ortasında ve sürekli iletişim hâlindeyken bile kendini derinden yalnız hisseder. 

Sorun her zaman çevrede kaç kişinin olduğu değildir; o ilişkilerin ne kadar güvenli, karşılıklı ve duygusal olarak taşıyıcı olduğudur.

Sosyal medya çağında bu ayrım daha da belirginleşti. İnsanlar hiç olmadığı kadar görünür, ulaşılabilir ve bağlantı içinde. Ancak bağlantının artması, yakınlığın da arttığı anlamına gelmiyor. Mesajlaşmak, birbirini izlemek ya da sürekli çevrimiçi kalmak; anlaşılma, görülme ve duygusal olarak karşılık bulma ihtiyacını her zaman karşılamıyor. Bu yüzden kişi çok sayıda ilişki içinde olsa bile, gerçek bir temas yaşamadığında yalnızlık sürüyor.

Yalnızlığı ağırlaştıran bir başka etken de, tek başına olmaya yüklenen anlamdır. Çünkü tek başınalık ile yalnızlık aynı şey değildir. Tek başına olmak kimi zaman içe dönüş, dinlenme ve ruhsal toparlanma alanı sunabilir. Yalnızlık ise ilişki içinde de hissedilebilen bir kopukluk hâlidir. İnsan her yalnız kaldığında zarar görmez; ama kendisi olarak var olamadığı ilişkiler içinde giderek daha fazla yalnızlaşabilir.

Bu yüzden yalnızlığı yalnızca daha fazla sosyalleşme ihtiyacı olarak görmek yeterli değildir. Bazen ihtiyaç duyulan şey daha çok insan değil, daha sahici temas; bazen de yakınlıkla, mesafeyle ve tek başınalıkla kurulan içsel ilişkiyi yeniden düşünmektir🌷

#psikoloji
Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı geliştirdikleri bilinçdışı korkuyu ve bir başkası tarafından korunma, yönlendirilme ya da “kurtarılma” arzusunu anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Bu nedenle, bir klinik tanıdan çok, belirli bir psikolojik ve toplumsal örüntüye işaret eder.

Bu örüntüde kişi, yaşamını dönüştürecek gücü kendi içinde değil, dışarıda aramaya başlayabilir. İlişkilerde partnerin idealize edilmesi, aşırı uyum sağlama, kendi benliğini geri plana itme ve güvende hissetmek için bir başkasının varlığına ihtiyaç duyma bu yapının sık görülen görünümlerindendir.

Kavramın dikkat çekici yanı, yalnızca bireysel psikolojiyle değil; masallar, kültürel anlatılar ve toplumsallaşma süreçleriyle de ilişkili olmasıdır. 

Külkedisi masalında olduğu gibi, kadın bekler, sabreder, uyum gösterir; değişim ise kendi eyleminden çok dışarıdan gelen bir figürle mümkün olur. Böylece bağımsızlık, özgürleştirici bir alan olmaktan çıkıp kaygı uyandıran bir alana dönüşebilir.

Psikodinamik açıdan bakıldığında ise bu örüntü, bağımsızlıkla ilgili çatışmalı duyguların bastırılması üzerinden de okunabilir.

🌷

#psikoloji
Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı Beyaz Şövalye Sendromu, ilişkide sürekli kurtarıcı role geçmeyi anlatır. Kişi karşısındakini sevmekle yetinmez; onu toparlamaya, iyileştirmeye, taşımaya ve düzeltmeye de çalışır.

İlk bakışta bu, sevgi, fedakarlık ve bağlılık gibi görünebilir. Ama zamanla ilişki, iki kişinin birbirine eşlik ettiği bir alan olmaktan çıkıp birinin diğerini sürekli düzenlemeye çalıştığı bir yapıya dönüşebilir.

Bu dinamikte partnerin sorunları kişinin gündemine dönüşür, partnerin duyguları ise kendi sorumluluğu gibi hissedilir. Kimi zaman dışarıdan “çok ilgili” görünen tutumun altında, kaybetme korkusu ya da vazgeçilmez olma ihtiyacı da bulunabilir.

Oysa sağlıklı destek vermek ile kurtarıcı role geçmek aynı şey değildir. Destek vermek, karşı tarafın yerine yaşamak değil; yanında olurken yine de onun kendi ayakları üzerinde durmasına alan açmaktır.

Beyaz şövalye dinamiğinde ise bu denge bozulur. Bir süre sonra sevgi ile sorumluluk, şefkat ile yük taşıma birbirine karışır. Bu da ilişkide eşitliği zedeler; yorgunluk, kırgınlık ve bastırılmış öfke yaratabilir ❤️‍🩹

Çoğu zaman bu rol kötü niyetle değil, iyi niyetle başlar. Ama yine de şu fark önemlidir: Sevgi, birini taşımak değildir. Destek olmak, onun yerine yaşamak değildir. 

Yakınlık, birini kurtarma görevi değildir.

#psikoloji
Instagram'da takip et

Konular

  • İlişkisel Örüntüler
  • Bağlanma ve Yakınlık Sorunları
  • Travma ve Psikolojik İzler
  • Kişilik Yapıları
  • İçsel Çatışmalar ve Anlam Arayışı
  • Kaygı, Kontrol ve Aşırı Düşünme
  • Rüyalar ve Bilinçdışı Süreçler

Hızlı Erişim

  • Hakkımda
  • S.O.S Podcast
  • Spotify'da Dinle
  • Apple Podcasts'te Dinle
  • Bireysel Danışmanlık
  • Çift Danışmanlığı
  • İletişim

Yasal Uyarı

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır. Yazılı izin alınmaksızın kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz.