Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
featured_image

Maladaptive Daydreaming Nedir?

9 Ekim 2025 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar Bilinçdışı Süreçler 0 Yorum

Maladaptive daydreaming, Türkçede çoğunlukla uyumsuz hayal kurma olarak ifade edilen; kişinin uzun süreler boyunca canlı, ayrıntılı ve sürükleyici hayaller kurmasıyla karakterize edilen bir psikolojik örüntüdür. Her insan hayal kurar. Hayal kurmak zihnin doğal, yaratıcı ve çoğu zaman düzenleyici bir işlevidir.

Ancak hayal kurma kişinin günlük yaşamını, ilişkilerini, işini, okulunu ya da sorumluluklarını belirgin biçimde aksatmaya başladığında farklı bir anlam kazanabilir.

Maladaptive daydreaming, sıradan hayal kurmadan farklı olarak daha yoğun, daha uzun süreli ve kontrol edilmesi daha zor bir deneyim olabilir. Kişi kendini saatlerce hayal kurarken bulabilir; bu hayallerde ayrıntılı karakterler, olay örgüleri, ilişkiler ve alternatif yaşam senaryoları yer alabilir.

Bu yazıda maladaptive daydreaming kavramını, aşırı hayal kurmanın ne zaman sorun haline gelebileceğini, hangi belirtilerle görülebileceğini ve ne zaman profesyonel destek alınmasının önemli olabileceğini ele alacağız.

Maladaptive Daydreaming Nedir?

Maladaptive daydreaming, kişinin hayal kurma etkinliğinin yoğun, sürükleyici, zaman alıcı ve işlevselliği bozucu hale gelmesiyle tanımlanan bir olgudur. Bu kavram, ilk olarak Eli Somer tarafından 2002 yılında tanımlanmıştır.

Bu durum henüz DSM-5 ya da ICD-11 gibi resmî tanı sistemlerinde ayrı bir ruhsal bozukluk olarak yer almaz. Bu nedenle “maladaptive daydreaming tanısı” ifadesi klinik olarak dikkatli kullanılmalıdır. Ancak bu durum, araştırmalarda giderek daha fazla incelenen ve bazı kişilerde ciddi sıkıntı ile işlev kaybına yol açabilen bir klinik olgu olarak değerlendirilmektedir.

Uyumsuz hayal kurma yaşayan kişiler, hayal dünyasına yalnızca kısa süreli kaçış için değil, bazen saatler süren yoğun bir içsel yaşantı olarak yönelebilir. Bu hayaller çoğu zaman kişinin gerçek yaşamda eksik hissettiği yakınlık, güç, sevgi, kontrol, başarı ya da görülme ihtiyaçlarıyla ilişkili olabilir.

Aşırı Hayal Kurmak Ne Zaman Sorun Haline Gelir?

Hayal kurmak tek başına sorun değildir. Hatta yaratıcı düşünme, duygusal düzenleme, gelecek planlama ve içsel deneyimi işleme açısından önemli bir zihinsel kapasitedir.

Sorun, hayal kurmanın kişinin yaşamını daraltmaya başlamasıyla ortaya çıkar.

Aşırı hayal kurmak şu durumlarda dikkat gerektirebilir:

Kişi günün büyük bir kısmını hayal kurarak geçiriyorsa.
Hayal kurmayı durdurmakta zorlanıyorsa.
Okul, iş, ilişki ya da günlük sorumluluklar aksıyorsa.
Gerçek yaşamdan çok hayal dünyasında bulunma isteği artıyorsa.
Hayal kurma isteği engellendiğinde huzursuzluk ya da sıkıntı yaşanıyorsa.
Kişi hayal kurduğu için suçluluk, utanç ya da zaman kaybı hissediyorsa.
Hayaller gerçek ilişkilerin, üretkenliğin ya da yaşam katılımının yerini almaya başlıyorsa.

Bu noktada ayırt edici soru şudur:

“Hayal kurmak bana alan mı açıyor, yoksa yaşamımı mı daraltıyor?”

Maladaptive Daydreaming Belirtileri Nelerdir?

Maladaptive daydreaming belirtileri kişiden kişiye değişebilir. Ancak araştırmalarda ve klinik anlatılarda sık görülen bazı ortak özellikler vardır.

Bunlar şunlardır:

Canlı ve ayrıntılı hayal senaryoları kurmak.
Hayallerde belirgin karakterler, olay örgüleri veya alternatif yaşamlar oluşturmak.
Hayal kurmaya karşı yoğun bir istek duymak.
Hayal kurmayı bırakmakta veya sınırlamakta zorlanmak.
Hayal kurarken zamanın nasıl geçtiğini fark etmemek.
Müzik, film, dizi, sosyal medya veya yalnız kalma gibi tetikleyicilerle hayal kurmanın artması.
Hayal kurarken ileri geri yürüme, mimik yapma, fısıldama veya jestler kullanma.
Gerçek yaşam sorumluluklarını ertelemek.
Hayal kurmanın ardından suçluluk, utanç veya pişmanlık hissetmek.
Gerçek ilişkiler yerine hayal dünyasına yönelme eğilimi.

Bu belirtiler tek başına resmî bir tanı anlamına gelmez. Ancak yoğun hayal kurma kişinin yaşam kalitesini belirgin biçimde etkiliyorsa, bir ruh sağlığı uzmanıyla değerlendirmek yararlı olabilir.

Sıradan Hayal Kurma ile Uyumsuz Hayal Kurma Arasındaki Fark Nedir?

Sıradan hayal kurma genellikle kısa süreli, esnek ve kişinin kontrol edebildiği bir zihinsel etkinliktir. Kişi hayal kurar, sonra gündelik yaşamına döner. Hayal kurmak, yaratıcılığı besleyebilir, duyguları düzenleyebilir veya geleceğe dair düşünmeyi kolaylaştırabilir.

Uyumsuz hayal kurmada ise hayal dünyası giderek daha baskın hale gelir. Kişi hayal kurmayı istemese bile kendini bu döngünün içinde bulabilir. Gerçek yaşam görevleri ertelenir, ilişkiler zayıflar, uyku düzeni bozulabilir veya kişi zamanının önemli bir bölümünü içsel senaryolar içinde geçirebilir.

Kısaca:

Sıradan hayal kurma yaşamı zenginleştirebilir.
Uyumsuz hayal kurma yaşamın yerini almaya başlayabilir.

Bu ayrım önemlidir. Çünkü hedef hayal kurmayı tamamen yok etmek değil; hayal kurmanın kişinin yaşamıyla ilişkisini daha dengeli hale getirmektir.

Hayal Dünyası Neden Bu Kadar Çekici Hale Gelir?

Maladaptive daydreaming çoğu zaman yalnızca “çok hayal gücüne sahip olmak” değildir. Bazı kişiler için hayal dünyası, gerçek yaşamda karşılanmamış ihtiyaçların geçici olarak karşılandığı bir iç alan haline gelir.

Kişi hayallerinde daha sevilen, daha güçlü, daha başarılı, daha görünür ya da daha güvende hissedebilir. Gerçek yaşamda yalnızlık, reddedilme, yetersizlik, utanç ya da kontrol kaybı deneyimleniyorsa, hayal dünyası bu duygulara karşı bir sığınak işlevi görebilir.

Bu nedenle uyumsuz hayal kurma hem rahatlatıcı hem de sınırlayıcı olabilir.

Kısa vadede kişi hayal kurarak rahatlar.
Uzun vadede ise gerçek yaşamla temas zayıflayabilir.

Bu ikili yapı, maladaptive daydreaming deneyimini anlamayı zorlaştırır. Çünkü kişi bir yandan bu hayallerden kurtulmak isteyebilir; diğer yandan hayal dünyası ona duygusal bir güvenlik ve anlam hissi verdiği için ondan vazgeçmek de kolay olmayabilir.

Maladaptive Daydreaming ve Tetikleyiciler

Uyumsuz hayal kurma çoğu zaman belirli tetikleyicilerle yoğunlaşabilir. Bu tetikleyiciler kişiden kişiye değişir; ancak bazıları oldukça yaygındır.

Sık görülen tetikleyiciler şunlardır:

Müzik dinlemek.
Film, dizi, kitap ya da sosyal medya içerikleri.
Yalnız kalmak.
Yürümek veya ileri geri dolaşmak.
Yoğun stres, yalnızlık ya da utanç hissetmek.
Reddedilme veya değersizlik duygusu.
Gerçek yaşamda zorlayıcı bir görevden kaçınma isteği.
Uykudan önceki zamanlar.

Bazı kişiler için müzik, hayal dünyasına geçişi kolaylaştıran güçlü bir kapı gibi çalışır. Bazıları için ise belirli karakterler, sahneler ya da ilişkisel temalar hayal döngüsünü başlatabilir.

Tetikleyicileri fark etmek, hayal kurma davranışını anlamak ve daha sağlıklı düzenleme yolları geliştirmek açısından önemlidir.

Maladaptive Daydreaming Hangi Durumlarla Birlikte Görülebilir?

Araştırmalar, maladaptive daydreaming düzeyi arttıkça bazı ruhsal güçlüklerin de daha sık görülebildiğini göstermektedir. Bu durum, uyumsuz hayal kurmanın her zaman tek başına ortaya çıkmadığını; bazen başka psikolojik zorluklarla iç içe geçtiğini düşündürür.

Maladaptive daydreaming şu alanlarla ilişkili olabilir:

Depresif belirtiler.
Kaygı belirtileri.
Obsesif kompulsif belirtiler.
DEHB belirtileri.
Disosiyatif deneyimler.
Travmatik yaşantıların etkileri.
Yalnızlık ve sosyal geri çekilme.
Duygu düzenleme güçlükleri.
Düşük özsaygı ve düşük öz-yeterlik.
Sorunlu internet kullanımı.

Bu ilişkiler, maladaptive daydreaming yaşayan herkesin bu sorunları mutlaka yaşayacağı anlamına gelmez. Ancak yoğun hayal kurmanın kişinin genel ruhsal durumu, ilişkileri ve işlevselliğiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösterir.

Travma, Yalnızlık ve Duygu Düzenleme ile İlişkisi

Bazı kişiler için uyumsuz hayal kurma, zor duygulardan uzaklaşmanın bir yolu haline gelebilir. Gerçek yaşamda baş edilmesi güç olan yalnızlık, reddedilme, ihmal, değersizlik, utanç ya da çaresizlik duyguları hayal dünyasında geçici olarak yatışabilir.

Bu açıdan maladaptive daydreaming, bir kaçıştan daha fazlası olabilir. Kişinin iç dünyasında karşılanmamış ihtiyaçlara, eksik kalmış bağlara veya işlenmemiş duygulara dair ipuçları taşıyabilir.

Hayal dünyası bazen şu işlevleri görebilir:

Kişiye kontrol hissi vermek.
Sevilme ve görülme ihtiyacını sembolik olarak karşılamak.
Zorlayıcı duygulardan uzaklaştırmak.
Gerçek yaşamda yaşanamayan bir kimliği deneyimleme alanı açmak.
Yalnızlığı geçici olarak azaltmak.

Ancak bu düzenleme yolu tek başına kaldığında, kişi gerçek ilişkilerde ihtiyaçlarını ifade etmek yerine giderek daha fazla iç dünyaya çekilebilir. Bu da yalnızlığı ve yaşamdan kopma hissini artırabilir.

Maladaptive Daydreaming Bir Hastalık mı?

“Maladaptive daydreaming bir hastalık mı?” sorusunun yanıtı dikkatli verilmelidir. Bugün için maladaptive daydreaming, DSM-5 ya da ICD-11’de resmî bir tanı kategorisi değildir. Bu nedenle teknik olarak resmî bir psikiyatrik hastalık tanısı olarak kabul edilmez.

Ancak bu, yaşanan deneyimin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Araştırmalar, maladaptive daydreaming’in bazı kişilerde belirgin sıkıntı, zaman kaybı, sosyal geri çekilme ve işlevsellik kaybı yaratabildiğini göstermektedir.

Bu nedenle en doğru ifade şu olabilir:

Maladaptive daydreaming, henüz resmî tanı sistemlerinde yer almayan; ancak klinik açıdan anlamlı olabilen, işlevselliği bozabilen ve ruh sağlığıyla ilişkili bir olgudur.

Bazı araştırmacılar, bu durumun gelecekte daha net tanımlanması ve tanı sistemlerinde yer alması gerektiğini savunmaktadır. Ancak bu konuda araştırmalar hâlâ gelişmektedir.

Diğer Durumlardan Nasıl Ayrılır?

Maladaptive daydreaming bazı yönleriyle başka klinik durumlarla karışabilir. Özellikle DEHB, OKB, depresyon, disosiyasyon, travma belirtileri ve problemli internet kullanımıyla benzerlikler gösterebilir.

DEHB’de dikkat dağınıklığı ve görevleri sürdürme zorluğu ön planda olabilir. Maladaptive daydreaming’de ise yoğun ve sürükleyici hayal dünyasına çekilme daha belirgin olabilir.

OKB’de yineleyici düşünceler çoğu zaman rahatsız edici, istemsiz ve kaygı verici olabilir. Uyumsuz hayal kurmada ise hayaller çoğu zaman keyifli, yatıştırıcı veya duygusal olarak ödüllendirici olabilir; ancak zamanla kontrol edilmesi zorlaşabilir.

Disosiyatif belirtilerde gerçeklikten kopma, kimlik ya da bellek alanlarında farklılaşmalar görülebilir. Maladaptive daydreaming’de kişi çoğu zaman hayal kurduğunun farkındadır; ancak hayal dünyasına çok yoğun biçimde dalabilir.

Bu ayrımlar her zaman kolay değildir. Bu nedenle değerlendirme bireysel bağlamda, bir ruh sağlığı uzmanı tarafından yapılmalıdır.

Uyumsuz Hayal Kurma Nasıl Azaltılabilir?

Maladaptive daydreaming için standartlaşmış ve herkes için geçerli tek bir tedavi protokolü yoktur. Ancak bazı yaklaşımlar kişinin hayal kurma döngüsünü anlamasına ve yaşamla temasını artırmasına yardımcı olabilir.

Yardımcı olabilecek bazı adımlar şunlardır:

Hayal kurmanın ne zaman, nerede ve hangi duygularla başladığını takip etmek.
Müzik, yalnızlık, stres veya sosyal medya gibi tetikleyicileri fark etmek.
Hayal kurma süresini bir anda değil, kademeli olarak azaltmaya çalışmak.
Gerçek yaşamda duygusal ihtiyaçları karşılayacak ilişkisel ve yaratıcı alanlar oluşturmak.
Günlük rutini yapılandırmak.
Bedensel hareket, yazı, sanat veya psikoterapi gibi düzenleyici kanallar bulmak.
Utanç yerine merakla yaklaşmak: “Bu hayal bana hangi ihtiyacımı gösteriyor?”

Amaç hayal gücünü yok etmek değildir. Amaç, hayal kurmanın kişinin yaşamını ele geçirmesini önlemek ve hayal dünyası ile gerçek yaşam arasında daha sağlıklı bir denge kurmaktır.

Psikoterapi Nasıl Yardımcı Olur?

Psikoterapi, uyumsuz hayal kurmanın yalnızca süresini azaltmaya değil, bu davranışın hangi duygusal ihtiyaca hizmet ettiğini anlamaya da yardımcı olabilir.

Terapi sürecinde şu sorular ele alınabilir:

Hayal kurma en çok hangi duygulardan sonra başlıyor?
Hayal dünyasında hangi ihtiyaçlar karşılanıyor?
Gerçek yaşamda hangi ilişkisel ya da duygusal alanlar eksik kalıyor?
Hayal kurmak hangi acıdan, utançtan ya da yalnızlıktan koruyor?
Kişi gerçek yaşamda daha fazla temas, anlam ve kontrol hissini nasıl kurabilir?

Bazı vakalarda bilişsel davranışçı yaklaşımlar, farkındalık temelli çalışmalar, duygu düzenleme becerileri, şema terapi veya travma odaklı çalışmalar yararlı olabilir. Ancak müdahale planı kişinin ihtiyaçlarına göre belirlenmelidir.

Önemli olan, hayal dünyasını düşman gibi görmek değil; onun hangi işlevi gördüğünü anlamaktır. Çünkü çoğu zaman uyumsuz hayal kurma, bir yandan kişiyi yaşamdan uzaklaştırırken, diğer yandan onu bazı zor duygulardan korumaya çalışır.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Aşırı hayal kurma kişinin yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa profesyonel destek almak önemlidir.

Özellikle şu durumlarda bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşmek yararlı olabilir:

Hayal kurma günün büyük kısmını kaplıyorsa.
Kişi hayal kurmayı durdurmakta zorlanıyorsa.
Okul, iş veya günlük sorumluluklar aksıyorsa.
Sosyal ilişkiler zayıflıyorsa.
Uyku düzeni bozuluyorsa.
Hayal kurma sonrası yoğun suçluluk, utanç veya çaresizlik hissediliyorsa.
Depresyon, anksiyete, travma belirtileri, DEHB ya da OKB belirtileri eşlik ediyorsa.
Kişi gerçek yaşamdan giderek daha fazla kopuyormuş gibi hissediyorsa.

Destek almak, hayal gücünüzü kaybetmek anlamına gelmez. Aksine, hayal gücünüzü yaşamınızın yerine koymadan, daha sağlıklı ve yaratıcı biçimde kullanabilmek için alan açabilir.

Hayal Kurmak Sorun Değil, Hayalin Hayatın Yerini Alması Sorundur

Maladaptive daydreaming, hayal kurmanın yoğun, sürükleyici ve işlevselliği bozucu hale geldiği bir örüntüyü ifade eder. Henüz resmî tanı sistemlerinde yer almasa da, bu deneyimi yaşayan kişiler için gerçek ve zorlayıcı olabilir.

Hayal kurmak insan zihninin doğal bir kapasitesidir. Sorun, hayal gücünün varlığı değil; hayal dünyasının gerçek yaşamın, ilişkilerin, sorumlulukların ve duygusal temasın yerini almaya başlamasıdır.

Bu nedenle uyumsuz hayal kurmayı anlamanın yolu, kişiye “hayal kurmayı bırak” demek değildir. Daha derin soru şudur:

“Bu hayal dünyası, gerçek yaşamda hangi ihtiyacın eksikliğini telafi etmeye çalışıyor?”

Bu soru, utançtan çok merakla sorulduğunda, maladaptive daydreaming yalnızca bir problem olarak değil; kişinin iç dünyasına, duygusal ihtiyaçlarına ve yaşadığı zorluklara açılan bir kapı olarak da anlaşılabilir.

Okuyucu İçin Not

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır. Maladaptive daydreaming henüz DSM-5 ya da ICD-11’de resmî bir tanı kategorisi değildir. Bu nedenle burada yer alan bilgiler tanı ya da tedavi yerine geçmez. Aşırı hayal kurma yaşamınızı, ilişkilerinizi, okulunuzu, işinizi ya da ruhsal iyilik halinizi belirgin biçimde etkiliyorsa bir ruh sağlığı uzmanından destek almanız önerilir.

Kaynak: Maladaptive daydreaming and psychopathology: A meta-analysis.

Görüşme talepleri ve sorularınız için İletişim sayfasındaki bilgilerden ulaşabilirsiniz.

Bu yazıyı paylaş

Bu içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez.

Psikodinamik terapi
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Psikodinamik Psikoterapi Nedir?
Psikodinamik Psikoterapi Nedir?
25 Ağustos 2024

Psikodinamik psikoterapi, kişinin bugünkü duygu, düşünce, ilişki ve davranış...

Devamı
Çocukluk Amnezisi – Erken Yaş Anılarını Neden Hatırlayamayız
Çocukluk Amnezisi – Erken Yaş Anılarını Neden Hatırlayamayız
8 Kasım 2023

Çocukluk amnezisi, bilimsel araştırmalarda sıkça incelenen ve insanların erken...

Devamı

Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, s Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, sonsuz kez daha yaşamak zorunda olsaydınız ne hissederdiniz?
Bu soru Nietzsche’ye ait. Bengi dönüş dediği düşünce deneyinde, bir iblis gece yarısı yanınıza sokulur ve der ki: Bu hayatı, her acısı, her sevinci, her sıradan ayrıntısıyla sonsuz kez daha yaşayacaksın. 
Nietzsche sorar: Yere kapanıp lanet mi edersiniz, yoksa “bundan daha güzel bir şey duymadım” diyebileceğiniz bir an yaşadınız mı hiç?
Psikiyatr Irvin Yalom bu soruyu terapide bir turnusol kâğıdı gibi kullanır. Çünkü aynı hayatı tekrar yaşama fikri size dayanılmaz geliyorsa, bunun çoğu zaman tek bir açık nedeni vardır: Hayatınızı henüz iyi yaşamadığınıza inanıyorsunuzdur. Yalom’un dikkat çektiği şey de budur: Ölümden en çok korkan, hayatı en çok seven değil, çoğu zaman hayatını en az yaşamış olandır.
Ama sorunun amacı sizi geçmişin pişmanlığında boğmak değil. Yön ileri: Bundan sonra hayatımı nasıl yaşamalıyım ki, beş yıl sonra dönüp baktığımda yeni pişmanlıklar biriktirmemiş olayım?
Bengi dönüş iblisi bu gece kapınızı çalsa, ona ne cevap verirdiniz?
Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derin Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derinlerde saklı duran karanlık bir depo, mistik bir hayal gücü veya açılmayı bekleyen gizli bir kutu gelir. Özellikle Jung ve romantik filozoflar, bilinçdışını her şeyin içine tıkıştırıldığı karmaşık bir yığın veya “karanlık bir irade” olarak resmetmişlerdir. Ancak Jacques Lacan, bu yaygın inancı kökünden sarsar.
Lacan’a göre bilinçdışı varlıksal (ontolojik) bir madde veya mekân değil; bir boşluk, bir yarık ve bir kesintidir. Kusursuzca işlediğini sandığımız günlük hayatımızda, düzgün akan bir cümlemizde aniden ortaya çıkan bir tökezleme, bir duraksama ya da rüyamızdaki mantıksız bir kopuş basit bir yorgunluk belirtisi değildir. 
Lacan, Freud’un tam da bu aksayan yerde, söylemdeki o delikte ya da boşlukta ne bulduğunu sorar ve şu sarsıcı cevabı verir: Henüz gerçekleşmemiş bir şey.
Bilinçdışı bize kendini “doğmamış olanın alanında askıda bekleyen” bir şey olarak gösterir. Bu yüzden dilimiz sürçtüğünde yaşadığımız o anlık bocalama, aslında o tanımsız boşluktan kelimenin tam anlamıyla doğan bir “buluş” veya bize beklediğimizden hem daha azını hem de daha fazlasını veren bir “sürpriz” niteliğindedir.
Ancak bu sürpriz kalıcı değildir. Lacan’ın vurguladığı gibi, bilinçdışının adeta ritmik bir nabız atışı işlevi vardır; o yarıktan bir anlığına gün ışığına çıkar, gerçekleşmemiş arzunun hakikatini fısıldar ve hemen ardından tekrar kendi üstüne kapanıp kaybolmaya yazgılıdır. O kapanmadan önceki kısacık an, kendimizi en çok ele verdiğimiz andır.
Yani bir dahaki sefere diliniz sürçtüğünde veya tuhaf bir rüya gördüğünüzde bunu sıradan bir “hata” diyerek geçiştirmeyin. Çünkü tam o anda, içinizde henüz gerçekleşmemiş bir arzu, o kısacık boşluktan size bir şeyler anlatmaya çalışıyor olabilir.
🌷
#psikoloji
Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
🩵 Günlük hayatın içinde çoğu zaman kendimizi duyma 🩵 Günlük hayatın içinde çoğu zaman kendimizi duymadan, duygularımızı fark etmeden ilerleriz. Oysa küçük bir mola verip içimize döndüğümüzde değişimin ilk adımını atmış oluruz. Kendine Dönüş Rehberi, bu yolculukta sana eşlik etmesi için hazırlandı.
🦋 Yedi gün boyunca kısa okumalar, egzersizler ve sorularla kendine daha yakından bakmayı, duygularını tanımayı ve içindeki farklı sesleri keşfetmeyi deneyimleyeceksin. Bazen güçlü yanlarını hatırlayacak, bazen sınır koymayı çalışacak, bazen de içindeki küçük çocukla buluşacaksın. Her gün 10–15 dakikanı ayırman, kendinle kurduğun bağı güçlendirmek için yeterli.
✨Bu rehber terapi yerine geçmez. Ama farkındalığını artırmana, kendine daha şefkatli yaklaşmana ve geleceğe dair yeni niyetler koymana destek olabilir. 
🦋✨ Yolculuğun sonunda kendi notlarınla şekillenen kişisel bir defterin olacak: sana ait, sana yol gösteren bir pusula.
7 Gün 7 Adım: Kendine Dönüş Rehberi
1.	Kendine Bakışın
2.	Duyguların Haritası
3.	İç Sesini Resmet
4.	Güçlü Yanlarının Kolajı
5.	“Hayır” Günlüğü
6.	Küçük Çocuğa Mektup
7.	Gelecek Benliğe Niyet
🔗 Kendine Dönüş Rehberi’ne profilimdeki linkten ulaşıp indirebilirsin 🩵
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar 
#psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.