Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Makaleler
  • Sıkça Sorulan Sorular
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Makaleler
  • Sıkça Sorulan Sorular
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Makaleler
  • Sıkça Sorulan Sorular
  • İletişim
featured_image

Çocukluk Amnezisi – Erken Yaş Anılarını Neden Hatırlayamayız

8 Kasım 2023 Yazar: Tuğçe Turanlar Uncategorized 0 Yorum

Çocukluk amnezisi, bilimsel araştırmalarda sıkça incelenen ve insanların erken yaşlardan kalan anılarını neden hatırlayamadıklarını açıklamaya çalışan bir fenomendir. Bu makale, çocukluk amnezisinin ne olduğunu, nasıl ortaya çıktığını ve hafıza gelişimiyle ilişkisini ele alacak. Ayrıca bastırılmış anılar ve çocukluk travmalarının hafızamız üzerindeki etkilerine de değineceğiz.

Çocukluk Amnezisi Nedir

Çocukluk amnezisi, insanların erken çocukluk yıllarındaki anılarının çoğunu hatırlayamamaları durumudur. Genellikle ilk 3-4 yaşa kadar olan olaylar ve deneyimler unutulur. Bu fenomen, beyindeki hafıza oluşumunu etkileyen nörolojik gelişmeler ve dilin henüz tam gelişmemiş olması gibi faktörlerle ilişkilendirilir.

Belleğin İlk Yılları

Bebeklik ve erken çocukluk dönemlerindeki beyin gelişimi, bellek oluşumunda kilit rol oynar. Bu dönemde yaşanan hafıza gelişimi, ilerleyen yıllarda hangi anıların korunup hangilerinin unutulacağını etkileyebilir.

Çocukluk anılarımızın neden unutulduğunu anlamak için Sinaptik Budama Teorisine değinmekte fayda var. Nöronlar ve sinapslar arasındaki bu süreç, anı kaybıyla doğrudan ilişkilidir. İki yaşına kadar yoğun bir sinaptik gelişme gösteren beyin, daha sonra kullanılmayan bağlantıları budar ve yeni anılar için alan yaratır.

Çocukluk Travmaları ve Bastırılmış Anılar

Çocukluk travmaları ve bastırılmış anılar, çocukluk amnezisi bağlamında önemli konulardır. Çocuklar ciddi travmatik olaylar yaşadıklarında bu olayların hatırlanmasını engelleyecek mekanizmalar devreye girebilir. Bu durum psikolojik savunma mekanizmaları arasında yer alan bastırma ile açıklanabilir: kişi, acı verici veya kaygı yaratan anıları bilinçli farkındalık dışında tutar, böylece bu anılar doğrudan hatırlanamaz hale gelir.

Çocukluk amnezisi, insanların neden ilk yaşam yıllarına dair çok az şey hatırladıklarını kısmen açıklar; ancak bu fenomen, normal nörolojik gelişmenin bir parçası olarak görülür ve genellikle tüm erken çocukluk anılarını kapsar. Öte yandan, belirli travmatik olayların unutulması veya bastırılması, daha çok bu olayların yarattığı psikolojik stresle ilişkilidir ve kişinin daha sonraki yaşlarda da özgül anılarını hatırlayamaması durumuna işaret eder.

Bazı durumlarda, yoğun terapi veya tetikleyici bir olay sonucunda bastırılmış anılar yüzeye çıkabilir ve kişi geçmişte yaşadığı travmayı yeniden yaşayabilir. Ancak bu alanda yapılan araştırmalar, bazı “hatırlanan” travmaların yanlış anılar veya terapötik süreçler sırasında oluşturulan anılar olabileceğini göstermektedir. Bu nedenle, bastırılmış anıların geri kazanılması konusunda dikkatli olmak ve etik profesyonel uygulamaları takip etmek önemlidir.

Dil ve Hikaye Anlatıcılığı Anıların Şekillenmesindeki Rolü

Dil ve hikaye anlatıcılığı, çocukluk amnezisine bağlı olarak anıların şekillenmesinde kilit roller oynar. İlk yıllarda çocukların dil becerileri tam olarak gelişmediğinden yaşadıkları olayları dilsel olarak kodlamak ve ifade etmek için gereken araçlara sahip değillerdir. Dilin gelişimi ile birlikte çocuklar deneyimlerini anlatılabilir hikayeler haline getirmeye başlarlar, bu süreç de hafızanın yapılandırılmasında merkezi bir rol oynar.

Dil geliştikçe bireyler anılarını daha karmaşık ve detaylı bir şekilde ifade edebilirler ve bu da anıların uzun süreli hafızada daha iyi korunmasını sağlayabilir. Örneğin, bir olay hakkında aile içinde tekrar tekrar konuşulması, o olayın anısını güçlendirir ve kişinin onu hatırlama olasılığını artırır.

Hikaye anlatıcılığı, olayların ve deneyimlerin bir bağlam içinde anlam kazanmasına yardımcı olur. Çocuklar ve yetişkinler kişisel anıları hikaye formatında düzenleyerek onlara anlam atfederler. Bu süreç anıların daha tutarlı ve kalıcı hale gelmesine yardımcı olur ve sosyal paylaşım yoluyla anıların pekiştirilmesini sağlar.

Çocukluk amnezisi ile ilgili olarak, erken çocukluk dönemine ait anıların eksikliği, çocukların o dönemde gelişmekte olan dil becerilerinin anıların dilsel olarak kodlanmasını ve korunmasını sınırlamasından kaynaklanabilir. Bir çocuk henüz olayları dil ile etiketleyip anlatımı hikayeler oluşturacak kadar gelişmediğinde, bu anılar daha az spesifik ve daha zor hatırlanır hale gelir. Bu yüzden çocuklar genellikle üç veya dört yaşından öncesine dair net anılara sahip olmazlar.

Hafızanın Güvenilirliği ve Çocukluk Anıları

Hafızanın güvenilirliği ve anıların doğruluğu çocukluk amnezisi bağlamında tartışmalı konulardır. Zamanla değişebilen ve etkilenebilen anılar gerçekliğimizin ve kimliğimizin temel taşlarını oluşturur. Ancak her birimiz farklı deneyimler yaşadığımız için bu anılar aynı zamanda oldukça subjektiftir.

Çocukluk amnezisi ve hafıza gelişimi üzerine yapılan araştırmalar kişisel tarihimizin ve kimliğimizin anlaşılmasında hayati role sahiptir. Bellek sadece geçmişimizi değil aynı zamanda şu anki benliğimizi ve geleceğimizi de şekillendiren karmaşık ve dinamik bir süreçtir. Çocukluk anıları kim olduğumuzu ve nereden geldiğimizi anlamamızda bize rehberlik eden değerli bilgiler sunar.

Çocukluk Amnezisi – Erken Yaş Anılarını Neden Hatırlayamayız

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar

“Çocukluk Anılarımızı Neden Hatırlayamıyoruz “bölümü için Seans Odası Sakinleri (S.O.S.) Podcast Serisinin üçüncü bölümünü aşağıdaki bağlantıya tıklayarak dinleyebilirsiniz.

Seans Odası Sakinleri (S.O.S.) Podcast

Kaynaklar

Alberini, C. M., & Travaglia, A. (2017). Infantile amnesia: a critical period of learning to learn and remember. Journal of Neuroscience, 37(24), 5783-5795.

Travaglia, A., Bisaz, R., Sweet, E. S., Blitzer, R. D., & Alberini, C. M. (2016). Infantile amnesia reflects a developmental critical period for hippocampal learning. Nature neuroscience, 19(9), 1225-1233.

Madsen, H. B., & Kim, J. H. (2016). Ontogeny of memory: An update on 40 years of work on infantile amnesia. Behavioural brain research, 298, 4-14.

Occhionero, M., Tonetti, L., Giovagnoli, S., & Natale, V. (2023). The Infantile Amnesia Phenomenon and the Beginning of Autobiographical Memories. Applied Sciences, 13(2), 1158.

Bastırılmış anılar Bellek Çocukluk Amnezisi Çocukluk Travmaları Erken Yaş Anıları Hafıza Gelişimi
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Çocukluk Amnezisi – Erken Yaş Anılarını Neden Hatırlayamayız
Çocukluk Amnezisi – Erken Yaş Anılarını Neden Hatırlayamayız
8 Kasım 2023

Çocukluk amnezisi, bilimsel araştırmalarda sıkça incelenen ve insanların erken...

Devamı
Madde Bağımlılığı ve İlişkiler
Madde Bağımlılığı ve İlişkiler
11 Haziran 2022

Madde Bağımlılığı ve İlişkiler Madde bağımlılığını; bağımlılık yapıcı...

Devamı
Psikolog seans ücretleri ne kadar
Psikolog seans ücretleri ne kadar
29 Ekim 2021

 Psikolog seans ücretleri saatte 1000 TL ile 5000 TL veya daha fazla arasında...

Devamı

Instagram

klinikpsikologtugceturanlar

Bağlanma stilleri, ayrılıkla başa çıkma biç Bağlanma stilleri, ayrılıkla başa çıkma biçimimizi önemli ölçüde şekillendirir. Bu farkındalık, yaşanan tepkilerin kişisel bir yetersizlik değil, geçmişten gelen bağlanma dinamiklerinin doğal bir yansıması olduğunu hatırlatır. Kendi bağlanma stilimizi tanımak, hem ayrılık sürecinde duygularımızı anlamlandırmamıza hem de gelecekte daha sağlıklı ilişkiler kurmamıza katkı sağlar.

Güvenli Bağlanma

* Yakınlıktan korkmaz, duygularını ifade eder.
* Ayrılıkta üzüntüyü kabul eder, sosyal destekle iyileşmeye yönelir.
* Daha hızlı toparlanır ve sağlıklı ilişkiler kurma olasılığı yüksektir.

Kaygılı Bağlanma
* Reddedilme korkusu taşır, partneri kaybetmemek için yoğun çaba gösterir.
* Ayrılık sonrası yoğun acı, çaresizlik ve takıntılı düşünceler yaşar.
* Eski partnerle teması sürdürme girişimleri sık görülür.

Kaçıngan Bağlanma
* Yakınlıktan rahatsız olur, duygusal bağı sınırlı tutar.
* Ayrılık sonrası soğukkanlı görünür, acıyı bastırmaya çalışır.
* Bastırılan duygular uzun vadede yalnızlık ya da öfke olarak geri döner.

Korkulu-Kaçıngan Bağlanma
* Hem yakınlık ister hem de reddedilmekten korkar.
* Ayrılıkta duyguları dalgalanır; özlem ve öfke arasında gidip gelir.
* Bu çelişkiler iyileşmeyi ve yeni ilişkileri zorlaştırır.

Ortak Noktalar 🌹
* Ayrılık bir kayıp deneyimidir ve yas süreciyle benzerlik gösterir.
* Benlik algısı sarsılabilir, kişi değerini sorgulayabilir.
* Zamanla çoğu birey ayrılığı kabullenir ve yeni başlangıçlar yapar.

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar

#psikoloji
Mikro aldatma, ilişkilerde sadakatin yalnızca fi Mikro aldatma, ilişkilerde sadakatin yalnızca fiziksel sınırlarla değil, duygusal ve dijital alanlarla da şekillendiğini ortaya koyan bir kavramdır. 

Sosyal medyada flörtöz etkileşimler, eski sevgiliyle gizli mesajlaşmalar ya da partnerden saklanan yakınlıklar, görünürde küçük olsa da güveni zedeleyebilir. Bu davranışların ortak özelliği gizlilik, duygusal yatırım ve ilgi odağının partnerden başkasına kaymasıdır. Bu nedenle mikro aldatma, ilişkilerde belirsizlik ve güvensizlik duygularını tetikleyerek büyük krizlere yol açabilir❤️‍🩹

Bununla birlikte, her davranışın mikro aldatma sayılıp sayılmayacağı çiftlerin ortak sınırlarına bağlıdır. Bazı ilişkilerde eski sevgiliyle iletişim önemsiz görülebilirken, başka bir ilişkide bu durum ciddi bir güven sorununa dönüşebilir. Bu nedenle mikro aldatmayı anlamanın anahtarı, partnerlerin açık iletişim kurması, sınırlarını netleştirmesi ve birbirlerinin hassasiyetlerini gözetmesidir. Şeffaflık ve empati, mikro aldatmanın ilişkilerde yıkıcı bir tehdit olmaktan çıkıp, güveni güçlendiren bir farkındalık alanına dönüşmesini sağlayabilir 🌷

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar
🥀 Erkek Narsisizm mi, Dişi Narsisizm mi? Aşa 🥀 Erkek Narsisizm mi, Dişi Narsisizm mi?

Aşağıdaki cümlelerden hangileri size daha tanıdık geliyor?

1. Başkalarının hayranlığına ihtiyaç duyarım ve bu benim değerimi kanıtlar.
2. Çoğu zaman empati kurmakta zorlanırım ve mesafeli dururum.
3. İlişkilerde kontrolün bende olmasını isterim.
4. Kendimi çoğu zaman kurban gibi hissederim.
5. Kabul görmek için uyum sağlarım, bazen de kendimden vazgeçerim.
6. Partnerimin başarılarını ve güçlü yanlarını kendi kimliğime katmaya çalışırım.

👉 Eğer daha çok 1-2-3 size uyuyorsa, erkek narsisizmine özgü yönler sizde daha baskın olabilir.

👉 Eğer daha çok 4-5-6 size uyuyorsa, dişi narsisizme özgü yönler sizde daha fazla olabilir.

(Bu test bir tanı aracı değildir; sadece farkındalık yaratmayı amaçlar.)

Barbel Wardetzki, Almanya’da narsisizm üzerine çalışan terapist ve yazar. Onun “Dişi ve Erkek Narsisizm” diye yaptığı ayrım, biyolojik cinsiyetten çok narsisizmin iki farklı dışavurum biçimini anlatıyor:

1. “Erkek narsisizm” (männlicher Narzissmus)

* Daha çok gösterişli, dışa dönük, üstünlük vurgulu bir tarzı ifade eder.
* Tipik özellikler: kibir, grandiyözlük, başarıya ve güce odaklanma, sürekli takdir arama.
* Dışarıdan güçlü, etkileyici, hatta “dokunulmaz” görünür.
* Yani bu daha çok toplumun “maskülen güç” imgeleriyle örtüşüyor.

2. “Dişi narsisizm” (weiblicher Narzissmus)

* Daha çok ilişki odaklı, bağımlı, onay arayışlı bir narsisizm biçimi.
* Tipik özellikler: sürekli sevilme, kabul görme, vazgeçilmez olma ihtiyacı; fedakârlık yaparak değer kazanma çabası.
* Dışarıdan uyumlu, alçakgönüllü biri gibi görünebilir ama altında derin bir değersizlik ve onaylanma açlığı vardır.
* Bu da toplumun “feminen uyum” beklentileriyle bağlantılıdır.

👉 Wardetzki’nin asıl vurgusu şu: Her iki biçim de özde aynı narsisistik yarayı (değersizlik ve reddedilme korkusu) saklar, sadece toplumda öğrenilen rollere göre farklı maskelerle dışa vurulur.

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar

#psikoloji
❤️‍🩹 Duygu köprüsü, geçmişte yaşadığımız yoğun bir duygunun, bugün benzer bir durumla karşılaştığımızda yeniden tetiklenmesidir. 

İlişkinizdeki Duygu Köprüsünü Keşfetmek İçin Kendinize Aşağıdaki Soruları Sorabilirsiniz

Partnerimin bu davranışı bende hangi duyguyu tetikledi?

Bu duyguyu ilk kez hayatımda ne zaman hissetmiştim?

Geçmişte bu duyguyu hissettiğim olay kiminle yaşanmıştı?

Şu anki tepkim gerçekten bugünkü duruma mı ait?

Bu farkındalık, ilişkide nasıl daha sağlıklı bir tepki vermeme yardımcı olabilir?

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar 

#psikoloji
🍃 Travmatik bağlanmayı kişisel farkındalık 🍃 Travmatik bağlanmayı kişisel farkındalık açısından anlamak için üç parçaya ayıralım:

1. Döngüyü tanımak

Travmatik bağlanmada ilişkiler genelde şu döngüyü izler:
1. Yakınlık / balayı dönemi → Partner çok sevgi dolu, özel hissettiriyor.
2. Gerginlik → Eleştiri, uzaklaşma, küçümseme başlıyor.
3. İncitme → Kötü davranış, ihanet, şiddet, duygusal manipülasyon.
4. Telafi → Özür, sevgi gösterileri, “bir daha olmayacak” sözleri.
5. Döngü tekrar başlar.

Soru: Sizin deneyiminizde bu tür iniş-çıkışlar olmuş muydu? Varsa, genelde hangi aşamada ilişkiye daha çok tutunma hissi geliyordu?

2. Bağlılığı güçlendiren psikolojik mekanizmalar

* Dopamin ve adrenalin dalgalanmaları: Yoğun kötü-iyi geçişleri beynin ödül sistemini etkiler.
* Umut bağı: “Bir gün hep iyi olacak” beklentisi.
* Kendi değer algısının bağa bağlanması: “O beni severse değerliyim” inancı.
* Yalnızlık ve korku: İlişkinin bitmesinin yarattığı boşluk korkusu.

Mini farkındalık çalışması: 1 dakika boyunca gözlerinizi kapatıp şunu fark edin: “Onu düşününce midemde/kalbimde/hissiyatımda nasıl bir duygu ya da gerginlik oluyor?”

3. Döngüyü kırmaya yönelik ilk farkındalık adımları

* Gerçeklik listesi tut: Onun hem iyi hem kötü anlarını tarafsızca yazmak, zihnin sadece “iyi” anlara tutunmasını dengeler.
* İçsel ihtiyaçları keşfet: Bu bağ, hangi çocukluk ihtiyacını (güven, onay, sevgi) tetikliyor?
* Destek ağı: Güvendiğin kişilerle yaşadığın döngüyü konuşmak, yalnızlık hissini azaltır.
* Küçük kopuş pratikleri: Tamamen kopmak zor geliyorsa, önce mesajlaşma süresini, görüşme sıklığını kademeli azaltmak.

Umarım bu bilgiler yolunuzu aydınlatmaya yardımcı olur 🩵

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar

#psikoloji
Hayatımız boyunca sıklıkla kendimize ya da başkalarına “Bu normal mi?” diye sorarız. Peki, aslında “normal” nedir? Kim belirler, neye göre değişir? “Normal”, çoğu zaman toplumun ortalama kabul ettiği davranış, düşünce ve duyguları ifade eden bir kavram olarak kullanılır. Ancak bu sınırların kesin ve değişmez olduğunu söylemek mümkün değildir.

Çünkü “normal”, kültüre, zamana, yaşanılan çevreye ve hatta kişinin yaşam dönemine göre farklılık gösterir. Bir toplumda kabul gören bir davranış, başka bir toplumda yadırganabilir. Hatta aynı toplumda bile yıllar geçtikçe normal kabul edilen şeyler değişebilir. Bir dönem tabu olarak görülen konular, bugün gündelik sohbetlerin parçası haline gelebilir.

Psikolojide ise “normal” ve “anormal” ayrımı, çoğu zaman işlevsellik üzerinden yapılır. Bir davranış ya da duygu, kişinin günlük yaşamını ve ilişkilerini olumsuz etkilemeye başladığında, bu durumun üzerinde durmak gerekebilir. Fakat burada da kesin bir çizgi çizmek zordur; çünkü her insanın başa çıkma yolları, duygu yoğunluğu ve yaşam deneyimleri birbirinden farklıdır.

✨✨✨✨

“Tut ki şu anda gece yarısı aniden güneş doğuveriyor. Gece yarısında! Zerre kadar şaşırtmaz mı bu seni?’
‘Hayır’ diye yanıtlıyorum, ‘bu, zerre kadar şaşırtmaz beni.’
Barcelonalı saatçi yüksek sesle: ‘Ben şaşırırdım yahu! Hatta o kadar ki, herhalde kafayı oynatırdım’ dedi.
İşte tam burada Salvador Dali sadece kendine özgü o görkemli hazır yanıtlarından birini yumurtluyor:
‘Bende ise tam tersi! Kafayı oynatanın güneş olduğunu düşünürdüm.’

Bir Dahinin Güncesi
Salvador Dalí
Instagram'da takip et

Etiketler

Bağımlılık Bireysel psikoterapi depresyon Ebeveyn EMDR EMDR Terapisi Freud Gottman Çift Terapisi Jung Kişilik Bozuklukları narsist Online EMDR Online psikolog Psikanaliz Psikodinamik Psikoterapi Rüya travma Travma Bağı Travma Sonrası Stres Bozukluğu Travma Sonrası Tepkiler Çift Terapisi Çocukluk Travmaları çocukluk çağı travmaları İlişkiler

Son Eklenenler

  • Bağlanma Stili ve Ayrılıkla Başa Çıkma
  • Mutluluk Korkusu: Neden Bazı İnsanlar Mutluluk Hissinden Kaçar?
  • Mikro Aldatma ve İlişkiler
  • Dişi ve Erkek Narsisizm: İlişkilerde İki Farklı Yüz
  • İlişkilerde Pygmalion Etkisi: Beklentilerimiz Bizi Nasıl Şekillendirir?
  • Kuşaklararası Travma Aktarımı

Yasal Uyarı

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır. Yazılı izin alınmaksızın kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz