Tuğçe Turanlar
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
Tuğçe Turanlar
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
featured_image

Travma Sonrası Tepkiler: Savaşma, Kaçma, Donma ve Boyun Eğme

22 Aralık 2023 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar Travma ve Bedensel Bellek 0 Yorum
Travma sonrası tepkiler, kişinin tehdit karşısında istemsiz biçimde verdiği hayatta kalma yanıtlarıdır. En sık savaşma, kaçma, donma ve boyun eğme (fawn) biçiminde tanımlanır. Bu tepkiler bir tercih ya da karakter özelliği değildir; sinir sisteminin tehlike anında devreye giren otomatik yanıtlarıdır.

Zor bir anın ardından pek çok kişi kendine aynı soruyu sorar: “Neden öylece kalakaldım?” ya da “Neden hiçbir şey söyleyemedim?” Bu sorular çoğu zaman bir suçlamaya dönüşür. Oysa o anda olan şey, kişinin cesaretiyle değil, bedeninin tehlikeye verdiği otomatik yanıtla ilgilidir.

Travma Sonrası Tepkiler Nelerdir?

Tehdit algılandığında sinir sistemi, düşünmeye fırsat kalmadan bir yanıt seçer. Bu yanıtlar dört başlık altında toplanır ve hiçbiri diğerinden daha doğru ya da daha güçlü değildir.

Tepki Nasıl görünür İşlevi
Savaşma Öfke, karşı çıkma, sesini yükseltme Tehdidi uzaklaştırmak, sınır çizmek
Kaçma Ortamdan uzaklaşma, konuyu değiştirme, kaçınma Tehlikeden fiziksel ya da zihinsel mesafe almak
Donma Hareketsizlik, sözün kesilmesi, zamanın durması hissi Ne savaşmanın ne kaçmanın mümkün olduğu anda korunmak
Boyun eğme Uyum sağlama, yatıştırma, karşı tarafı memnun etme Çatışmayı azaltarak güvende kalmak

Neden Bu Tepkileri Seçemeyiz?

Tehdit anında yanıt, bilinçli karar mekanizmasından önce devreye girer. Bu nedenle kişi çoğu zaman “yapmam gerekeni” sonradan düşünür; o anda ise beden çoktan bir yol seçmiştir. Hangi tepkinin baskın olacağı; tehdidin türüne, kişinin geçmiş deneyimlerine ve o an kaçmanın ya da karşı koymanın mümkün olup olmadığına göre değişir.

Donma ve boyun eğme yanıtları özellikle yanlış anlaşılır. İkisi de sıklıkla “hiçbir şey yapmamak” olarak okunur; oysa ikisi de aktif birer korunma biçimidir.

Bu Tepkiler Sonradan Nasıl Devam Eder?

Tehlike geçtikten sonra da bu yanıtlar bir süre devrede kalabilir. Kişi benzer bir sese, kokuya ya da ortama beklenmedik biçimde tepki verebilir; kalabalıkta gerilebilir, tartışmalarda donabilir ya da çatışma ihtimalinde otomatik olarak uyum sağlayabilir.

Bu tepkiler zamanla azalabilir; ancak bazen yerleşir ve gündelik yaşamı etkilemeye başlar. Travmatik yaşantıların bellekte nasıl kaydedildiğini kötü anılar neden gitmez yazısında ele aldık.

Ne Zaman Destek Almak Gerekir?

Bu tepkilerin varlığı tek başına bir bozukluk göstergesi değildir. Ancak istemsiz geri dönüşler, uyku düzeninde bozulma, sürekli tetikte olma hali, kaçınmanın yaşam alanını daraltması ya da duygusal olarak kopuk hissetme uzun süre devam ediyorsa, bir ruh sağlığı uzmanıyla değerlendirmek yerinde olur.

Sık Sorulan Sorular

Donma tepkisi vermek zayıflık mıdır?

Hayır. Donma, kaçmanın ve karşı koymanın mümkün olmadığı durumlarda sinir sisteminin devreye soktuğu bir korunma yanıtıdır. Kişinin iradesiyle seçilmez.

Boyun eğme (fawn) tepkisi nedir?

Çatışmayı azaltmak ve güvende kalmak için karşı tarafa uyum sağlama, onu yatıştırma eğilimidir. Özellikle tehdidin yakın bir ilişki içinde olduğu durumlarda görülür.

Bu tepkiler kalıcı mıdır?

Kalıcı olmak zorunda değildir. Zamanla azalabilir; sürdüğü durumlarda ise travmayla çalışan yaklaşımlar bu yanıtların işleyişini anlamak için bir çerçeve sunabilir.

Her zor deneyim travma mıdır?

Hayır. Zorlayıcı her yaşantı travma olarak tanımlanmaz. Belirleyici olan olayın kendisi kadar, kişinin o an baş edebilme kapasitesi ve sonrasında yaşananlardır.

Kaynaklar

Tehdit karşısında donma yanıtını inceleyen bir çalışma (Frontiers in Psychiatry).

İlgili Yazılar

Travma Bağı ve Kötü Anılar Neden Gitmez?

Tepkiler Neden Kişiden Kişiye Değişir?

Aynı olay karşısında biri savaşırken bir diğeri donabilir. Bu farkı belirleyen şey cesaret değil; o anda kaçmanın ya da karşı koymanın mümkün olup olmadığı, kişinin geçmiş deneyimleri ve bedeninin o an içinde bulunduğu durumdur. Daha önce benzer bir durumda çaresiz kalmış biri için donma yanıtı daha hızlı devreye girebilir.

Sonrasında Gelen Suçluluk

Travmatik bir olayın ardından en sık duyulan cümlelerden biri “keşke şöyle yapsaydım”dır. Bu düşünce, olayın öngörülemezliğini geriye dönük olarak görmezden gelir; kişi o an bildiklerini değil, şimdi bildiklerini ölçüt alır. Tepkinin istemsiz olduğunu anlamak, bu suçluluğun hafiflemesine yardımcı olabilir.

Beden Nasıl Yatışır?

Tehlike geçtikten sonra sinir sisteminin yatışması zaman alır. Yavaş ve uzun nefes verme, ayakların yere temasını fark etme, çevredeki nesneleri adlandırma gibi topraklanma teknikleri bu süreçte kullanılır. Bunlar travmayı işlemez; ancak kişinin o an taşınabilir bir düzeye dönmesine yardımcı olur.

Görüşme talepleri ve sorularınız için İletişim sayfasındaki bilgilerden ulaşabilirsiniz.

Bu yazıyı paylaş

Bu içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez.

Travma Sonrası Tepkiler
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Ne Hissettiğini Bilememek: Aleksitimi Nedir?
Ne Hissettiğini Bilememek: Aleksitimi Nedir?
13 Ağustos 2024

Aleksitimi, kişinin duygularını fark etmekte, ayırt etmekte ve sözcüklere...

Devamı
Şema Terapi – Uyumsuz Şemalar ve Nedenleri
Şema Terapi – Uyumsuz Şemalar ve Nedenleri
29 Mayıs 2024

Şema TerapiŞema terapi, bireylerin çocukluk döneminde geliştirdiği ve yetişkinlik...

Devamı
Travma Bağı Nedir, Travma Bağından Nasıl Kurtulurum?
Travma Bağı Nedir, Travma Bağından Nasıl Kurtulurum?
23 Aralık 2023

Travma bağı, genellikle zorlu ve toksik ilişkilerde, kişinin istismarcıya karşı...

Devamı
Travma ve Travma ile Başa Çıkma Üzerine Yazılmış 8 Kitap
Travma ve Travma ile Başa Çıkma Üzerine Yazılmış 8 Kitap
5 Eylül 2023

Bu liste, travmayı ve travmayla baş etme süreçlerini anlamak isteyenler için...

Devamı

Yani, “Yaşamın anlamı nedir?” sorusu her zaman cev Yani, “Yaşamın anlamı nedir?” sorusu her zaman cevaplanmak için sorulmuyor. Bazen merakla, bazen de hayattan kopunca soruluyor. Hangisi olduğunu soru değil, soranın hayatı gösteriyor.
Son zamanlarda insanların okumakta ve okuduklarını Son zamanlarda insanların okumakta ve okuduklarını anlamakta zorlandığını görüyorum. Ve bunu genellikle ADHD’ye bağlıyorlar. Fakat her odaklanma güçlüğü ADHD değil. ADHD nörogelişimsel bir tablo; bambaşka bir şey. Benim gördüğüm şey daha çok bir alışkanlık meselesi: Sürekli hızlı, değişken ve yüksek uyarımlı içeriklere maruz kalmak, dikkatimizi kullanma biçimimizi değiştiriyor.
Bir de yapay zekâyla birlikte insanlar düşünmeye daha az ihtiyaç duymaya başladı. Üzerine çok düşünmeden her sorunun cevabını ondan alabiliyorsunuz.  Düşünsenize, sizin yerinize düşünen bir zekâ.
Ama esas kaybettiğimiz şeyin düşünme alışkanlığından çok “bilmeme halinde durabilmek” olduğunu düşünüyorum.
Eskiden metacognition, yani ne düşündüğünü düşünme kavramı benim çok hoşuma giderdi. İlişkisel psikanaliz üzerine aldığım eğitimlerde de seans odasında bunun nasıl işlediğini çok konuşurduk. Ne düşünüyorum? Neden böyle düşünüyorum? Bu düşünce nereden geliyor? Gördüğüm şey gerçekten orada mı, yoksa ben mi ona bir anlam yüklüyorum?
Ve ben bu kavramla etrafa baktığımda insanların bundan ne kadar uzaklaştığını görüyorum.
Biz düşünmezsek nasıl var olacağız? :)
Okumazsak nasıl neden-sonuç ilişkisi kuracağız? Bir fikrin nereden geldiğini, hangi düşünceye dayandığını, neyle çeliştiğini nasıl anlayacağız?
Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, s Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, sonsuz kez daha yaşamak zorunda olsaydınız ne hissederdiniz?
Bu soru Nietzsche’ye ait. Bengi dönüş dediği düşünce deneyinde, bir iblis gece yarısı yanınıza sokulur ve der ki: Bu hayatı, her acısı, her sevinci, her sıradan ayrıntısıyla sonsuz kez daha yaşayacaksın. 
Nietzsche sorar: Yere kapanıp lanet mi edersiniz, yoksa “bundan daha güzel bir şey duymadım” diyebileceğiniz bir an yaşadınız mı hiç?
Psikiyatr Irvin Yalom bu soruyu terapide bir turnusol kâğıdı gibi kullanır. Çünkü aynı hayatı tekrar yaşama fikri size dayanılmaz geliyorsa, bunun çoğu zaman tek bir açık nedeni vardır: Hayatınızı henüz iyi yaşamadığınıza inanıyorsunuzdur. Yalom’un dikkat çektiği şey de budur: Ölümden en çok korkan, hayatı en çok seven değil, çoğu zaman hayatını en az yaşamış olandır.
Ama sorunun amacı sizi geçmişin pişmanlığında boğmak değil. Yön ileri: Bundan sonra hayatımı nasıl yaşamalıyım ki, beş yıl sonra dönüp baktığımda yeni pişmanlıklar biriktirmemiş olayım?
Bengi dönüş iblisi bu gece kapınızı çalsa, ona ne cevap verirdiniz?
Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derin Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derinlerde saklı duran karanlık bir depo, mistik bir hayal gücü veya açılmayı bekleyen gizli bir kutu gelir. Özellikle Jung ve romantik filozoflar, bilinçdışını her şeyin içine tıkıştırıldığı karmaşık bir yığın veya “karanlık bir irade” olarak resmetmişlerdir. Ancak Jacques Lacan, bu yaygın inancı kökünden sarsar.
Lacan’a göre bilinçdışı varlıksal (ontolojik) bir madde veya mekân değil; bir boşluk, bir yarık ve bir kesintidir. Kusursuzca işlediğini sandığımız günlük hayatımızda, düzgün akan bir cümlemizde aniden ortaya çıkan bir tökezleme, bir duraksama ya da rüyamızdaki mantıksız bir kopuş basit bir yorgunluk belirtisi değildir. 
Lacan, Freud’un tam da bu aksayan yerde, söylemdeki o delikte ya da boşlukta ne bulduğunu sorar ve şu sarsıcı cevabı verir: Henüz gerçekleşmemiş bir şey.
Bilinçdışı bize kendini “doğmamış olanın alanında askıda bekleyen” bir şey olarak gösterir. Bu yüzden dilimiz sürçtüğünde yaşadığımız o anlık bocalama, aslında o tanımsız boşluktan kelimenin tam anlamıyla doğan bir “buluş” veya bize beklediğimizden hem daha azını hem de daha fazlasını veren bir “sürpriz” niteliğindedir.
Ancak bu sürpriz kalıcı değildir. Lacan’ın vurguladığı gibi, bilinçdışının adeta ritmik bir nabız atışı işlevi vardır; o yarıktan bir anlığına gün ışığına çıkar, gerçekleşmemiş arzunun hakikatini fısıldar ve hemen ardından tekrar kendi üstüne kapanıp kaybolmaya yazgılıdır. O kapanmadan önceki kısacık an, kendimizi en çok ele verdiğimiz andır.
Yani bir dahaki sefere diliniz sürçtüğünde veya tuhaf bir rüya gördüğünüzde bunu sıradan bir “hata” diyerek geçiştirmeyin. Çünkü tam o anda, içinizde henüz gerçekleşmemiş bir arzu, o kısacık boşluktan size bir şeyler anlatmaya çalışıyor olabilir.
🌷
#psikoloji
Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.