Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nedir?

7 Kasım 2025 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma, Kaygı ve Anksiyete 0 Yorum

Yaygın anksiyete bozukluğu, kişinin birçok farklı konuda sürekli, yoğun ve kontrol etmekte zorlandığı bir endişe yaşamasıyla karakterize edilen bir kaygı bozukluğudur. Hepimiz zaman zaman sağlığımız, işimiz, ailemiz, ilişkilerimiz ya da geleceğimiz hakkında kaygılanırız. Kaygı, belirli bir düzeyde bizi hazırlıklı olmaya, önlem almaya ve tehlikelere karşı hızlı tepki vermeye yardımcı olan işlevsel bir duygudur.

Ancak endişe hali neredeyse günün büyük kısmına yayılıyor, kişinin zihnini sürekli meşgul ediyor, bedensel gerginlik yaratıyor ve günlük işlevselliği zorlamaya başlıyorsa, bu durum sıradan kaygıdan farklı bir anlam taşıyabilir.

Yaygın anksiyete bozukluğu yaşayan kişiler, çoğu zaman yalnızca tek bir konu hakkında değil; sağlık, iş, para, aile, ilişkiler, güvenlik, gelecek ve günlük sorumluluklar gibi birçok farklı alanda yoğun endişe yaşayabilir. Bu endişe çoğu zaman “ya kötü bir şey olursa?” sorusu etrafında döner.

Bu yazıda yaygın anksiyete bozukluğunu, normal stresle farkını, belirtilerini, nedenlerini ve destekleyici müdahale yollarını ele alacağız.

Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nedir?

Yaygın anksiyete bozukluğu, belirli bir durumla sınırlı olmayan, birçok farklı konuya yayılan ve kontrol edilmesi zor hale gelen yoğun endişe haliyle tanımlanır. Kişi çoğu zaman endişesinin aşırı olduğunu fark edebilir; fakat buna rağmen zihnini sakinleştirmekte zorlanır.

Bu durum yalnızca “çok düşünmek” ya da “evhamlı olmak” değildir. Yaygın anksiyete bozukluğunda kaygı, kişinin yaşam biçimini etkileyen sürekli bir içsel gerginlik haline gelebilir.

Kişi sabah uyandığında zihni çoktan çalışmaya başlamış olabilir:

“Bugün kötü bir şey olacak mı?”
“Bir şeyi unuttum mu?”
“Ya birinin başına bir şey gelirse?”
“Ya yanlış karar verirsem?”
“Ya her şey kontrolden çıkarsa?”

Bu endişeler bazen gerçek sorunlarla bağlantılıdır; bazen de ortada belirgin bir tehlike yokken ortaya çıkar. Kişinin zihni sürekli olası riskleri tarıyor gibi çalışabilir.

Sürekli Endişe Ne Zaman Sorun Haline Gelir?

Endişe her zaman sorun değildir. Önemli bir sınav, iş görüşmesi, sağlık kontrolü ya da yaşam değişikliği öncesinde kaygılanmak doğaldır. Bu tür kaygı çoğu zaman belirli bir durumla ilişkilidir ve durum netleştiğinde azalır.

Yaygın anksiyete bozukluğunda ise endişe daha yaygın, daha uzun süreli ve daha kontrol edilemez bir hale gelir. Kişi bir konu çözüldüğünde kısa süre rahatlayabilir; fakat zihin hızla başka bir endişe konusu bulur.

Bu nedenle ayırt edici soru şudur:

“Bu endişe bana yardımcı mı oluyor, yoksa yaşamımı daraltıyor mu?”

Eğer kaygı kişinin uykusunu, ilişkilerini, işini, bedenini, karar verme kapasitesini ve gündelik yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa, profesyonel değerlendirme anlamlı olabilir.

Yaygın Anksiyete Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?

Yaygın anksiyete bozukluğu belirtileri hem zihinsel hem bedensel düzeyde görülebilir. Kişi sürekli endişeli hissetmenin yanı sıra, bedensel olarak da uzun süreli gerginlik yaşayabilir.

Sık görülen belirtiler şunlardır:

Sürekli ve kontrol edilmesi zor endişe.
Birçok farklı konuda en kötü ihtimali düşünme.
Huzursuzluk, tetikte olma veya gevşeyememe.
Kolay yorulma.
Odaklanmakta zorlanma.
Zihnin sürekli kaygı düşünceleriyle dolu olması.
Sinirlilik veya tahammülsüzlük.
Kas gerginliği, özellikle boyun, omuz ve sırt bölgesinde gerginlik.
Uykuya dalmakta zorlanma, gece uyanma veya dinlenmiş uyanamama.
Mide rahatsızlıkları, baş ağrısı, titreme, terleme veya sık tuvalete çıkma ihtiyacı gibi bedensel belirtiler.

Bu belirtiler tek başına tanı koymak için yeterli değildir. Tanı, belirtilerin süresi, yoğunluğu, kişinin yaşamını ne kadar etkilediği ve eşlik eden başka ruhsal ya da tıbbi durumlar dikkate alınarak klinik değerlendirme içinde konur.

Normal Stres ile Anksiyete Bozukluğu Arasındaki Fark Nedir?

Stres genellikle dışsal bir durumla ilişkilidir. Yaklaşan bir teslim tarihi, iş yoğunluğu, sınav, aile içi sorumluluklar ya da sağlıkla ilgili bir durum stres yaratabilir. Stres kaynağı azaldığında, kişinin gerginliği de genellikle azalır.

Anksiyete ise bazen belirgin bir dışsal tehdit olmadan da devam edebilir. Kişi mantıksal olarak “şu an büyük bir sorun yok” dese bile, bedeni ve zihni sanki bir tehlike varmış gibi çalışabilir.

Yaygın anksiyete bozukluğunda kişi yalnızca mevcut sorunlara tepki vermez; olabilecek, ihtimal dahilinde olan ya da henüz gerçekleşmemiş durumlara da yoğun biçimde hazırlanır.

Bu nedenle kaygı şu hale gelebilir:

“Bir şey olmasa bile, olabilecek her şeye hazır olmalıyım.”

Bu cümle kısa vadede güvenlik hissi yaratabilir. Fakat uzun vadede kişinin zihnini sürekli tetikte tutar.

Endişe Konuları Neye Göre Değişir?

Yaygın anksiyete bozukluğunda endişe konuları kişiden kişiye değişebilir. Ancak çoğu zaman günlük yaşamın sıradan alanları bile yoğun kaygı kaynağına dönüşebilir.

Yetişkinlerde sık görülen endişe konuları şunlardır:

İş performansı ve hata yapma korkusu.
Sağlıkla ilgili kaygılar.
Aile bireylerinin güvenliği.
Maddi konular, faturalar ve gelecek planları.
İlişkilerde sorun çıkacağı korkusu.
Randevulara, toplantılara veya sorumluluklara yetişememe kaygısı.
Ev işleri, düzen, planlama ve günlük görevleri tamamlayamama endişesi.

Çocuklar ve ergenlerde ise kaygı daha çok okul başarısı, sınavlar, arkadaş ilişkileri, aile beklentileri, hata yapma korkusu veya gelecekle ilgili belirsizlikler etrafında yoğunlaşabilir.

Bu noktada önemli olan endişe konusundan çok, endişenin yoğunluğu, süresi ve kişinin yaşamını ne ölçüde etkilediğidir.

Yaygın Anksiyete Bozukluğu Neden Olur?

Yaygın anksiyete bozukluğu tek bir nedene bağlı olarak açıklanamaz. Genellikle biyolojik yatkınlık, mizaç özellikleri, erken dönem yaşantılar, aile tutumları, stresli yaşam olayları ve kişinin baş etme biçimleri birlikte rol oynar.

Kaygıya yatkın bir mizaca sahip olmak, ailede anksiyete öyküsü bulunması, uzun süreli stres, travmatik deneyimler, belirsizliğe tahammülsüzlük ve kontrol ihtiyacı bu örüntüyü besleyebilir.

Psikolojik açıdan bakıldığında, yaygın anksiyete çoğu zaman zihnin belirsizliği kontrol etme çabasıyla ilişkilidir. Kişi endişelenerek kendini kötü ihtimallere hazırladığını düşünebilir. Endişe, bir tür zihinsel prova gibi çalışır.

İçeride şu inanç bulunabilir:

“Endişelenirsem hazırlıklı olurum.”
“Her ihtimali düşünürsem kötü bir şeyin önüne geçebilirim.”
“Rahat bırakırsam kontrolü kaybederim.”

Bu inançlar kişiyi kısa süreli olarak güvende hissettirebilir. Ancak uzun vadede kaygı döngüsünü sürdürebilir.

Yaygın Anksiyete Bozukluğunda Beden Neden Yorulur?

Yaygın anksiyete yalnızca zihinsel bir durum değildir; beden de bu sürece katılır. Kişi uzun süre boyunca tetikte kaldığında, bedeni de gevşemekte zorlanabilir.

Kas gerginliği, çene sıkma, omuzlarda sertlik, mide sorunları, baş ağrısı, yorgunluk, uyku sorunları ve huzursuzluk bu nedenle görülebilir. Beden, sanki sürekli bir hazırlık halinde kalır.

Bu durum kişinin kendini “hep yorgun ama aynı zamanda hep tetikte” hissetmesine yol açabilir. Dinlenmek bile kolay olmayabilir; çünkü zihin dinlenme anında da endişe üretmeye devam eder.

Bu nedenle yaygın anksiyete bozukluğu değerlendirilirken yalnızca düşünceler değil, bedenin verdiği sinyaller de dikkate alınmalıdır.

Tanı Nasıl Konur?

Yaygın anksiyete bozukluğu tanısı, kişinin uzun süre boyunca birçok konuda aşırı endişe yaşaması ve bu endişeyi kontrol etmekte zorlanması durumunda klinik değerlendirme ile ele alınır.

Tanı sürecinde belirtilerin ne kadar zamandır sürdüğü, hangi alanlarda ortaya çıktığı, kişinin işlevselliğini nasıl etkilediği ve eşlik eden başka ruhsal ya da tıbbi durumların olup olmadığı değerlendirilir.

Klinik değerlendirmede şu alanlara bakılabilir:

Endişenin süresi ve sıklığı.
Endişenin kontrol edilip edilemediği.
Uyku, odaklanma ve bedensel gerginlik düzeyi.
Kaygının iş, okul, aile ve ilişkiler üzerindeki etkisi.
Eşlik eden depresyon, panik belirtileri, travma belirtileri veya başka kaygı bozuklukları.
Tıbbi nedenlerin ya da madde/ilaç etkilerinin dışlanması.

Bu nedenle tanı, yalnızca internetten okunan belirtilere bakılarak konmamalıdır. Ruh sağlığı alanında yetkin bir uzman tarafından kapsamlı değerlendirme yapılması gerekir.

Tanı Neden Gecikebilir?

Yaygın anksiyete bozukluğu bazen uzun süre fark edilmeyebilir. Çünkü kişi yaşadığı durumu “ben zaten hep böyleyim”, “çok sorumluluk sahibiyim” ya da “evhamlı biriyim” diye açıklayabilir.

Ayrıca bedensel belirtiler ön plandaysa, kişi önce mide, baş ağrısı, kas gerginliği, çarpıntı ya da yorgunluk şikâyetleriyle farklı sağlık alanlarına başvurabilir. Bu elbette anlaşılır bir durumdur; çünkü kaygı bedende de güçlü biçimde hissedilebilir.

Ancak tıbbi değerlendirmelerde belirgin bir neden bulunamadığında ve kaygı yaşamı etkilemeye devam ettiğinde, ruh sağlığı açısından değerlendirme yapmak önemlidir.

Yaygın Anksiyete Bozukluğu Başka Durumlarla Birlikte Görülebilir mi?

Evet. Yaygın anksiyete bozukluğu bazı kişilerde depresyon, panik bozukluk, sosyal kaygı bozukluğu, travma sonrası stres belirtileri, obsesif düşünceler ya da uyku sorunlarıyla birlikte görülebilir.

Bu durum tedavinin daha karmaşık olduğu anlamına gelebilir; ancak aynı zamanda daha kapsamlı bir değerlendirme yapılmasını da sağlar. Çünkü kişinin yalnızca kaygı düzeyine değil, genel ruhsal işleyişine, ilişkilerine, yaşam öyküsüne ve bedensel belirtilerine birlikte bakmak gerekir.

Eşlik eden belirtiler olduğunda tedavi planı da buna göre düzenlenir.

Yaygın Anksiyete Bozukluğu Nasıl Tedavi Edilir?

Yaygın anksiyete bozukluğu tedavi edilebilir ve yönetilebilir bir durumdur. Tedavi kişiye göre değişebilir; psikoterapi, ilaç tedavisi veya bu ikisinin birlikte kullanılması gündeme gelebilir.

Tedavi planı belirtilerin şiddetine, kişinin yaşam koşullarına, eşlik eden başka ruhsal belirtilere, tıbbi durumlara ve kişinin ihtiyaçlarına göre belirlenmelidir.

NIMH, yaygın anksiyete bozukluğunun psikoterapi, ilaç tedavisi veya bu ikisinin birlikte kullanımıyla ele alınabileceğini belirtir. NICE ise yetişkinlerde yaygın anksiyete bozukluğu için basamaklı bakım modelini ve BDT temelli psikolojik müdahaleleri önerir.

Psikoterapi Nasıl Yardımcı Olur?

Psikoterapi, yaygın anksiyete bozukluğunda kişinin endişe döngülerini, düşünce kalıplarını, bedensel alarm sistemini ve belirsizlikle kurduğu ilişkiyi anlamasına yardımcı olabilir.

Bilişsel Davranışçı Terapi, yaygın anksiyete bozukluğunda en çok araştırılan psikoterapi yaklaşımlarından biridir. Bu yaklaşımda kişi kaygıyı besleyen düşünce kalıplarını fark etmeyi, endişe döngüsünü tanımayı, kaçınma ve güvence arama davranışlarını düzenlemeyi ve daha işlevsel baş etme yolları geliştirmeyi öğrenir.

Kabul ve Kararlılık Terapisi gibi yaklaşımlar ise kişinin kaygılı düşüncelerle savaşmak yerine onlarla daha farklı bir ilişki kurmasına ve değerleri doğrultusunda hareket etmesine yardımcı olabilir.

Psikodinamik yönelimli çalışmalarda ise kaygının yalnızca bugünkü streslerle değil, kişinin ilişkisel örüntüleri, erken dönem deneyimleri, bastırılmış duyguları, kontrol ihtiyacı ve içsel çatışmalarıyla bağlantısı ele alınabilir.

İlaç Tedavisi Ne Zaman Gündeme Gelir?

Bazı durumlarda yaygın anksiyete bozukluğu tedavisinde ilaç tedavisi de gerekebilir. İlaç tedavisi psikiyatrist tarafından değerlendirilir ve kişinin belirtilerine, tıbbi durumuna ve ihtiyaçlarına göre düzenlenir.

SSRI ve SNRI grubu antidepresanlar yaygın anksiyete bozukluğunda sık kullanılan ilaç grupları arasındadır. Bu ilaçların etkisinin ortaya çıkması birkaç hafta sürebilir ve yan etkiler kişiden kişiye değişebilir. NIMH de SSRI ve SNRI’ların yaygın anksiyete belirtilerinde kullanılabildiğini, etkilerinin birkaç hafta içinde ortaya çıkabileceğini belirtir.

Benzodiazepin grubu ilaçlar bazı durumlarda kısa süreli rahatlama sağlayabilir; ancak bağımlılık ve tolerans riski nedeniyle uzun süreli kullanımda dikkat gerektirir. NICE, yaygın anksiyete bozukluğunda benzodiazepinlerin kriz dönemleri dışında önerilmemesi gerektiğini belirtir.

Bu nedenle ilaç kullanımı mutlaka doktor önerisiyle, belirlenen doz ve süre içinde yürütülmelidir. Kişinin kendi kendine ilaç başlatması, bırakması ya da doz değiştirmesi uygun değildir.

Yaşam Tarzı Değişiklikleri Kaygıyı Azaltır mı?

Yaşam tarzı değişiklikleri tek başına her zaman yeterli olmayabilir; ancak tedavi sürecini destekleyebilir. Özellikle uyku, kafein, hareket ve stres yönetimi kaygı belirtileri üzerinde etkili olabilir.

Yardımcı olabilecek bazı düzenlemeler şunlardır:

Kafein tüketimini gözden geçirmek.
Düzenli uyku rutini oluşturmak.
Düzenli fiziksel hareketi yaşamın parçası haline getirmek.
Nefes, gevşeme veya farkındalık egzersizleri uygulamak.
Gün içinde endişeye ayrılan zamanı sınırlamak.
Sosyal destek kaynaklarını güçlendirmek.
Haber, sosyal medya ve yoğun dijital uyaranlara sınır koymak.

Bu öneriler kaygıyı “tamamen ortadan kaldırmak” için değil, sinir sisteminin daha düzenli çalışmasına destek olmak için düşünülmelidir.

Bir Yakınınıza Nasıl Destek Olabilirsiniz?

Yaygın anksiyete bozukluğu yaşayan birine destek olurken “Abartıyorsun”, “Bunu düşünme”, “Sakin ol” gibi cümleler çoğu zaman yeterli olmaz. Hatta kişi kendini daha da anlaşılmamış hissedebilir.

Bunun yerine daha destekleyici bir tutum şunları içerebilir:

Onu dinlemek.
Kaygısını küçümsememek.
Sürekli güvence vermek yerine profesyonel destek almasını teşvik etmek.
Kendi sınırlarınızı da korumak.
Kaygının kişinin karakter kusuru olmadığını hatırlamak.
Küçük ilerlemeleri fark etmek.

Destek olmak, kişinin tüm kaygısını sizin taşımanız anlamına gelmez. Bazen en iyi destek, kişinin profesyonel yardım almasını kolaylaştırmaktır.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Kaygı günlük yaşamı belirgin biçimde etkilemeye başladıysa profesyonel destek almak önemlidir. Özellikle şu durumlarda değerlendirme yararlı olabilir:

Endişe çoğu gün devam ediyorsa.
Kaygıyı kontrol etmek zorlaşıyorsa.
Uyku düzeni bozuluyorsa.
İş, okul, aile ya da ilişkiler etkileniyorsa.
Bedensel gerginlik ve yorgunluk sürekli hale geliyorsa.
Panik belirtileri, depresif duygudurum ya da yoğun çaresizlik eşlik ediyorsa.
Kişi kaygı nedeniyle yaşamını daraltmaya başladıysa.

Yardım aramak zayıflık değildir. Aksine, kişinin yaşam kalitesini artırmak için attığı önemli bir adımdır.

Sürekli Endişe Kader Değildir

Yaygın anksiyete bozukluğu, kişinin yaşamını zorlayabilen ama anlaşılabilir ve desteklenebilir bir durumdur. Sürekli endişe, çoğu zaman kişinin dünyayı kontrol ederek güvende kalmaya çalıştığını gösterir. Ancak zihin her ihtimali kontrol etmeye çalıştıkça daha fazla yorulabilir.

Kaygıyla çalışmak, onu tamamen yok etmek değil; onunla daha sağlıklı bir ilişki kurmayı öğrenmektir. Kişi zamanla her düşüncenin gerçek olmadığını, her ihtimalin çözülmek zorunda olmadığını ve belirsizliğe bir miktar alan açabileceğini deneyimleyebilir.

Yaygın anksiyete bozukluğu, kişinin kaderi ya da karakterinin değişmez bir parçası olmak zorunda değildir. Doğru destek, psikoterapi, gerektiğinde psikiyatrik değerlendirme ve yaşam düzenlemeleriyle kaygı daha yönetilebilir hale gelebilir.

Okuyucu İçin Not

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır. Tanı, tedavi ya da ilaç düzenlemesi yerine geçmez. Ruh sağlığınızla ilgili yoğun kaygı, uyku bozulması, işlevsellik kaybı ya da çaresizlik yaşıyorsanız bir ruh sağlığı uzmanına başvurmanız önerilir.

Kaynak: Generalized Anxiety Disorder: What You Need to Know

Anksiyete
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Çocuk – Ebeveyn Güç Çatışması
Çocuk – Ebeveyn Güç Çatışması
27 Mart 2022

Çocuk - Ebeveyn Güç Çatışması: Kazan kaybet yaklaşımı ebeveynlerin zaman zaman...

Devamı
Maladaptive Daydreaming Nedir?
Maladaptive Daydreaming Nedir?
9 Ekim 2025

Maladaptive daydreaming, Türkçede çoğunlukla uyumsuz hayal kurma olarak ifade...

Devamı
DEHB’li Biriyle İlişki Yaşamak
DEHB’li Biriyle İlişki Yaşamak
19 Ocak 2025

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), hem çocukluk hem de...

Devamı
Psikoterapi ve Koçluk Arasındaki Fark Nedir?
Psikoterapi ve Koçluk Arasındaki Fark Nedir?
10 Ağustos 2024

Psikoterapi ve koçluk arasındaki farkları anlamak, kişisel gelişim, mental sağlık...

Devamı

Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçl Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçlarımızı geri çeker, kendimizden vazgeçeriz?
Bu bölümde Küçük Deniz Kızı masalını; İngiliz Psikanalist Winnicott’ın gerçek/sahte benlik ayrımı ve Klinik Psikolog Dana Crowley Jack’in kendini susturma kavramı üzerinden ele alıyoruz. 
Çünkü bazen mesele aşk için fedakârlık değil; sevilmek uğruna kendi sesini kaybetmektir.
Yeni bölüm Spotify ve Apple Podcasts’te.
Yeni bölümlerden haberdar olmak için Seans Odası Sakinleri podcastini takip edebilirsiniz ❤️
#podcast #psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
“İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimiz “İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimizde, onu dış dünyada kaderimizmiş gibi yaşarız.” - Jung
Bazen benzer ilişkilere çekilir, benzer insanlara öfkelenir, benzer durumlarda geri çekilir ya da aynı tür hayal kırıklıklarını farklı sahnelerde yeniden yaşarız. Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar şanssızlık, kader ya da hayatın bize hazırladığı bir tekrar gibi görünebilir. Oysa dış dünyada sürekli karşımıza çıkan şey, bazen içimizde henüz fark edilmemiş olanın izidir.
Bilinçdışı, yalnızca bastırılmış anılardan ya da unutulmuş deneyimlerden oluşmaz. Çocuklukta geliştirdiğimiz savunmalar, ilişkiler içinde öğrendiğimiz roller, kendimize dair inançlarımız, korkularımız, arzularımız ve gölgede kalan yanlarımız da bilinçdışının parçalarıdır. 
Örneğin “Ben hep terk ediliyorum” diye düşündüğünüzde, farkında olmadan terk edilmeyi bekleyen, yakınlığı tehdit gibi algılayan ya da ilişkilerde kendinizi sürekli aynı mesafeye yerleştiren bir iç düzenekle hareket ediyor olabilirsiniz. 
Bu yaşadığınız acının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, acının yalnızca dış koşullardan değil, içsel tekrar örüntülerinden de beslendiğini gösterir. Elbette her şeyin nedeni bilinçdışı değildir. Toplumsal koşullar, travmalar, kayıplar, ekonomik gerçekler ve başkalarının davranışları yaşamımız üzerinde gerçek bir etkiye sahiptir.
Fark edilmeyen duygu çoğu zaman davranışa dönüşür. Kabul edilmeyen öfke pasif saldırganlık olarak ortaya çıkabilir. Tanınmayan değersizlik hissi sürekli onay arayışına dönüşebilir. Yüzleşilmeyen korku ise kontrol ihtiyacı olarak ilişkilerimize sızabilir. 
Bilinçli hale getirmek, yalnızca zihinsel olarak “anlamak” değildir. Kendi iç dünyamızı gözlemleyebilmek, duygularımıza isim verebilmek, tetiklendiğimiz anları fark edebilmek ve eski tepkilerimizle bugünkü gerçekliği ayırt edebilmektir. 
Terapi de çoğu zaman tam olarak bu alanda çalışır: kader sandığımız tekrarları psikolojik bir dile çevirmek. İç dünyamızı tanımaya başladığımızda dış dünya tamamen değişmeyebilir. Ancak biz, aynı dünyaya aynı bilinçdışı zorunluluklarla cevap vermek zorunda kalmayız. 🌷
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar
#psikoloji
Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.