Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Borderline Kişilik Bozukluğu Nedir? Belirtileri ve Nedenleri

17 Ocak 2023 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum

Borderline Kişilik Bozukluğu Nedir? Belirtileri ve Tedavi Süreci

Borderline kişilik bozukluğu, kişinin duygularını düzenlemekte, ilişkilerde güvenli bir denge kurmakta ve kendilik algısını tutarlı biçimde sürdürmekte zorlandığı bir ruhsal örüntüdür. Günlük dilde çoğu zaman “ani duygu değişimleri” ya da “ilişkilerde dengesizlik” gibi ifadelerle anlatılır. Ancak klinik açıdan bakıldığında tablo bundan daha geniştir.

Borderline kişilik bozukluğu; duyguların yoğun yaşanması, terk edilme korkusu, ilişkilerde hızlı iniş çıkışlar, kimlik karmaşası, boşluk hissi, dürtüsel davranışlar ve bazı durumlarda kendine zarar verme davranışlarıyla ilişkilidir. Fakat bu belirtilerin varlığı tek başına tanı koymak için yeterli değildir. Tanı, kişinin yaşam öyküsü, belirtilerin süresi, şiddeti, işlevselliğe etkisi ve klinik değerlendirme ile birlikte ele alınır.

Bu nedenle borderline kişilik bozukluğu bir “etiket” gibi düşünülmemelidir. Kişinin kim olduğunu bütünüyle tanımlayan değişmez bir kimlik değildir. Daha çok, kişinin kendisiyle, duygularıyla ve yakın ilişkileriyle kurduğu bağda tekrar eden bazı zorlanmaları anlamaya yarayan klinik bir çerçevedir.

Borderline Kişilik Bozukluğu Nedir?

Borderline kişilik bozukluğu, kişinin kendilik algısı, duygu düzenleme kapasitesi ve yakın ilişkilerinde belirgin dalgalanmalarla seyreden bir kişilik örüntüsüdür. Kişi bir dönem kendini güçlü, değerli ve ilişkide güvende hissederken; kısa süre sonra yoğun bir değersizlik, terk edilme korkusu veya öfke yaşayabilir.

Bu dalgalanmalar dışarıdan bazen “abartılı tepki” gibi görünür. Oysa içeriden bakıldığında kişi çoğu zaman çok yoğun ve hızla yükselen duygularla baş etmeye çalışır. Küçük görünen bir söz, bir gecikme, mesajın cevapsız kalması ya da ilişkideki belirsizlik; kişinin zihninde çok daha büyük bir kayıp, reddedilme veya terk edilme anlamı kazanır.

Borderline kişilik bozukluğu olan herkes aynı belirtileri aynı biçimde yaşamaz. Bazı kişilerde ilişki dalgalanmaları ön plandayken, bazı kişilerde boşluk hissi, kimlik karmaşası, öfke, dürtüsellik ya da kendine zarar verme davranışları daha belirgindir. Bu yüzden tanı, yalnızca birkaç belirtiye bakılarak değil, kişinin genel ruhsal işleyişi içinde değerlendirilir.

Borderline Kişilik Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?

Borderline kişilik bozukluğu belirtileri kişiden kişiye değişir. Yine de klinik olarak sık görülen bazı alanlardan söz edilebilir.

Yakın ilişkilerde yoğun bağlanma, hayal kırıklığı ve uzaklaşma döngüleri öne çıkar. Kişi birini çok güvenilir, çok yakın ya da vazgeçilmez hissederken; kısa süre sonra aynı kişiye karşı yoğun kırgınlık, öfke veya güvensizlik yaşayabilir.

Duygular hızlı ve yoğun biçimde değişir. Üzüntü, öfke, kaygı, utanç veya panik duyguları bazen kişinin baş etmekte zorlanacağı düzeye çıkar.

Kişinin kendilik algısında dalgalanmalar görülür. “Ben kimim?”, “Ne istiyorum?”, “Nasıl biriyim?” gibi sorulara verilen yanıtlar sık sık değişir. Bu durum eğitim, iş, ilişkiler ve yaşam hedefleri üzerinde de etkili olur.

Boşluk hissi sık görülen bir başka deneyimdir. Bu his yalnız kalınca, ilişkide belirsizlik olduğunda veya kişi kendini görülmemiş hissettiğinde daha belirgin hale gelir.

Dürtüsel davranışlar da bu tabloya eşlik eder. Ani harcamalar, riskli ilişkiler, madde kullanımı, hızlı kararlar, öfkeyle hareket etme veya kişinin sonradan pişman olduğu davranışlar bu kapsamda değerlendirilir.

Bazı kişilerde kendine zarar verme davranışları veya intihar düşünceleri görülür. Bu durum mutlaka ciddiye alınmalıdır ve profesyonel değerlendirme gerektirir.

Borderline kişilik bozukluğunun DSM-5 tanı ölçütlerini daha ayrıntılı okumak isterseniz, “Borderline Kişilik Bozukluğu DSM-5 Tanı Ölçütleri” yazısına bakabilirsiniz.

Terk Edilme Korkusu ve İlişkilerde Dalgalanma

Borderline kişilik bozukluğunda en zorlayıcı alanlardan biri yakın ilişkilerdir. Kişi sevildiğinden emin olmak ister; fakat aynı anda terk edilme, değersiz görülme veya bir anda gözden çıkarılma korkusu yaşar.

Bu korku her zaman açıkça “terk edileceğim” düşüncesiyle gelmez. Bazen yoğun kaygı, öfke, kırgınlık, kontrol etme isteği, geri çekilme ya da karşı tarafı sınama davranışlarıyla ortaya çıkar. Örneğin mesajın geç yanıtlanması, planın değişmesi ya da partnerin yorgun görünmesi bile kişi için “artık beni istemiyor” anlamına gelebilir.

Bu noktada ilişki içinde iki uç arasında gidip gelme görülür. Bir yanda çok güçlü bir yakınlık arzusu vardır; diğer yanda incinme ve terk edilme ihtimaline karşı yoğun bir savunma gelişir. Kişi bir an ilişkide çok güvende hissederken, başka bir anda aynı ilişkiyi tehdit edici algılar.

Bu dalgalanmalar kişinin “kötü niyetli” ya da “manipülatif” olduğu anlamına gelmez. Daha çok, yakınlık ve ayrılık duygularını aynı anda taşımanın zorlaştığı bir ruhsal düzenlenme güçlüğüne işaret eder. Klinik çalışmada amaç, kişinin bu döngüyü fark etmesi, duyguların yükseldiği anlarda kendini düzenleyebilmesi ve ilişkilerde daha güvenli bir iç zemin kurabilmesidir.

Kimlik Karmaşası ve Boşluk Hissi

Borderline kişilik bozukluğunda kimlik algısı dalgalıdır. Kişi bazı dönemlerde kendini güçlü, kararlı ve ne istediğini bilen biri gibi hissederken; başka dönemlerde kendini değersiz, yönsüz veya tanımsız hisseder.

Bu durum yalnızca kararsızlık değildir. Daha derinde, kişinin kendisini süreklilik içinde hissedememesiyle ilgilidir. “Ben nasıl biriyim?”, “Hayatta ne istiyorum?”, “İlişkilerde neye ihtiyacım var?” gibi soruların yanıtı sık sık değişir. Bu da kişinin hem kendisiyle hem de başkalarıyla kurduğu ilişkiyi zorlaştırır.

Boşluk hissi de bu tabloya eşlik eder. Kişi dışarıdan işlevsel görünebilir; çalışabilir, ilişki sürdürebilir, sosyal hayatta aktif olabilir. Fakat içeride derin bir anlamsızlık, yalnızlık veya kopukluk hissi taşır.

Bu boşluk bazen yoğun ilişkilere, hızlı kararlara, ani değişikliklere veya dürtüsel davranışlara yöneltir. Ama çoğu zaman asıl mesele, kişinin kendi iç dünyasında güvenli ve süreklilik taşıyan bir kendilik duygusu kurmakta zorlanmasıdır.

Duygu Düzenleme Güçlüğü ve Yoğun Öfke

Borderline kişilik bozukluğunda duygular yalnızca yoğun değildir; aynı zamanda hızlı yükselir ve zor yatışır. Kişi bir olay karşısında çok güçlü bir üzüntü, öfke, kaygı, utanç veya panik hisseder. Bu duygu yükseldiğinde düşünmek, beklemek, karşı tarafın niyetini değerlendirmek veya kendini sakinleştirmek zorlaşır.

Yoğun öfke de bu tablo içinde anlaşılmalıdır. Öfke çoğu zaman yalnızca “sinirlilik” değildir. Arkasında incinme, görülmeme, reddedilme, haksızlığa uğrama veya terk edilme korkusu bulunur. Kişi öfkelendiğinde karşısındakini uzaklaştırır; sonra da tam olarak korktuğu şeyi, yani yalnız kalmayı daha yoğun yaşar.

Bu nedenle duygu düzenleme çalışması tedavide önemli bir yer tutar. Amaç duyguları bastırmak değildir. Amaç, duyguyu tanımak, bedende ve zihinde nasıl yükseldiğini fark etmek, duyguyla davranış arasına bir mesafe koymak ve kişinin kendisine ya da ilişkilerine zarar vermeden bu yoğunluğu taşıyabilmesini sağlamaktır.

Dürtüsellik ve Kendine Zarar Verme Davranışları

Borderline kişilik bozukluğunda bazı kişiler yoğun duygularla baş etmek için dürtüsel davranışlara yönelir. Ani harcamalar, riskli cinsel davranışlar, madde kullanımı, kontrolsüz öfke patlamaları, hızlı ilişki kararları veya kişinin sonradan pişman olduğu davranışlar bu alanda görülür.

Dürtüsellik çoğu zaman “sonucunu düşünmemek” gibi görünür. Fakat içeriden bakıldığında kişi o anda dayanılması güç bir duyguyu yatıştırmaya çalışır. Sorun, bu davranışların kısa süreli rahatlama sağlasa bile uzun vadede suçluluk, utanç, ilişki sorunları veya daha büyük riskler yaratmasıdır.

Kendine zarar verme davranışları ise özellikle dikkatle ele alınmalıdır. Bu davranışlar bazen yoğun duygusal acıyı azaltma, içsel gerilimi boşaltma veya kişinin kendisini yeniden hissetme çabasıyla ilişkilidir. Ancak nedeni ne olursa olsun, kendine zarar verme davranışı mutlaka ciddiye alınmalıdır.

Kendine zarar verme düşüncesi, intihar düşüncesi, planı ya da kişinin güvenliğini tehdit eden bir durum varsa bu bir acil destek konusudur. Böyle bir durumda gecikmeden bir ruh sağlığı uzmanına, psikiyatri birimine veya en yakın acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır. Bu yazı genel bilgilendirme amaçlıdır; kriz ya da akut risk durumlarında bireysel profesyonel değerlendirme gerekir.

Borderline Kişilik Bozukluğu Neden Ortaya Çıkar?

Borderline kişilik bozukluğunun tek bir nedeni yoktur. Genellikle biyolojik yatkınlık, mizaç özellikleri, erken dönem ilişkiler, bağlanma deneyimleri, travmatik yaşantılar ve çevresel koşullar birlikte değerlendirilir.

Bazı kişiler duygusal olarak daha hassas bir mizaca sahiptir. Duygular daha hızlı yükselir, reddedilme ya da tehdit sinyalleri daha güçlü algılanır. Bu biyolojik ya da mizaca bağlı hassasiyet, kişinin erken dönem ilişkisel deneyimleriyle birleştiğinde daha belirgin bir ruhsal örüntüye dönüşür.

Çocukluk döneminde duygusal ihmal, fiziksel ya da cinsel istismar, tutarsız bakım, yoğun aile içi çatışma, kayıplar, güvensiz bağlanma deneyimleri veya çocuğun duygularının sürekli geçersizleştirildiği bir ortam risk etkenleri arasında yer alır. Ancak bu, borderline kişilik bozukluğu olan herkesin aynı geçmişe sahip olduğu anlamına gelmez.

Burada önemli olan tek bir olay aramak değil, kişinin duygularını, kendilik algısını ve ilişkilerini nasıl düzenlemeyi öğrendiğini anlamaktır. Bir çocuk duygularının anlaşılmadığı, ilişkilerin öngörülemez olduğu ya da yakınlığın aynı zamanda tehdit gibi yaşandığı bir ortamda büyüdüğünde, yetişkinlikte de ilişkilerde güvenli bir denge kurmakta zorlanır.

Yine de bu örüntü değişmez değildir. Kişi geçmiş deneyimlerin bugünkü ilişkilerine nasıl yansıdığını anlamaya başladığında, duygularını düzenleme ve daha güvenli ilişki kurma kapasitesini geliştirebilir.

Borderline Kişilik Bozukluğu Tedavi Edilebilir mi?

Evet, borderline kişilik bozukluğu terapi sürecinde ele alınabilir ve zaman içinde belirgin iyileşme görülebilir. Uzun yıllar boyunca “tedavisi zor” bir tanı gibi görülmüş olsa da güncel klinik yaklaşım bu görüşten uzaklaşmıştır. Bugün borderline kişilik bozukluğu, uygun psikoterapi ve doğru klinik değerlendirme ile çalışılabilen bir ruhsal örüntü olarak ele alınır.

Tedavinin merkezinde psikoterapi bulunur. Psikoterapi, kişinin duygularını tanımasına, yoğun duygularla baş etmesine, ilişkilerde tekrar eden döngüleri fark etmesine ve kendilik algısında daha fazla süreklilik geliştirmesine yardımcı olur.

Diyalektik Davranış Terapisi, özellikle duygu düzenleme güçlüğü, dürtüsellik ve kendine zarar verme davranışlarıyla çalışırken kullanılan yapılandırılmış yaklaşımlardan biridir. Kişinin hem kendini anlamasına hem de somut baş etme becerileri geliştirmesine odaklanır.

Mentalizasyon Temelli Terapi, kişinin kendi zihinsel süreçlerini ve başkalarının niyetlerini daha esnek biçimde düşünebilmesini hedefler. Özellikle ilişkilerde yanlış anlama, hızlı anlam yükleme ve duygusal taşma anlarında işlevsel bir çerçeve sunar.

Aktarım Odaklı Psikoterapi, kişinin kendisini ve başkalarını algılama biçimindeki bölünmeleri, yoğun ilişki örüntülerini ve terapi ilişkisinde ortaya çıkan duygusal dinamikleri çalışır. Psikodinamik kökenli yapılandırılmış bir yaklaşımdır.

Şema terapi, erken dönem yaşantılarla ilişkili duygusal ihtiyaçları, şemaları ve modları anlamaya odaklanır. Kişinin tekrar eden ilişki ve duygu düzenleme döngülerini fark etmesine yardımcı olur.

Psikodinamik terapi ise kişinin geçmiş ilişkilerinin, bağlanma deneyimlerinin, savunmalarının ve bilinçdışı ilişki örüntülerinin bugünkü duygusal tepkilerini nasıl etkilediğini anlamaya çalışır. Terapi ilişkisi içinde bu örüntülerin daha güvenli biçimde fark edilmesi ve dönüştürülmesi hedeflenir.

İlaç tedavisi borderline kişilik bozukluğunun temel belirtilerini tek başına tedavi eden bir yöntem olarak düşünülmemelidir. Ancak depresyon, anksiyete, uyku sorunları, yoğun kriz dönemleri veya eşlik eden başka ruhsal durumlar varsa psikiyatrist değerlendirmesiyle ilaç tedavisi gündeme gelir. İlaç kullanımı mutlaka hekim değerlendirmesiyle planlanmalıdır.

Psikoterapi Süreci Nasıl Yardımcı Olur?

Psikoterapi süreci öncelikle kişinin kendisini yargılamadan anlamasına alan açar. Borderline kişilik bozukluğu ile ilişkili belirtiler çoğu zaman kişinin kendisi için de yorucudur. Kişi bir yandan yakınlık isterken, diğer yandan incinmekten ve terk edilmekten korkar. Bir yandan yoğun duygular yaşar, diğer yandan bu duyguların ilişkilerini bozmasından dolayı suçluluk duyar.

Terapi, bu döngülerin daha görünür hale gelmesine yardımcı olur. Kişi hangi durumlarda tetiklendiğini, hangi duyguların hızla yükseldiğini, hangi düşüncelerin devreye girdiğini ve hangi davranışların sonradan ilişkiyi daha da zorlaştırdığını fark etmeye başlar.

Bu farkındalık tek başına yeterli değildir; ama önemli bir başlangıçtır. Zamanla kişi duygularını daha erken tanımayı, kriz anlarında kendine zarar vermeden kalabilmeyi, ilişkilerde daha açık iletişim kurmayı ve karşı tarafı tümüyle iyi ya da tümüyle kötü görmeden düşünebilmeyi öğrenir.

Psikoterapi aynı zamanda kişinin kendilik algısında daha fazla süreklilik geliştirmesine yardımcı olur. Kişi yalnızca o anki duyguya göre değil, daha geniş bir içsel bütünlük duygusuyla kendisini değerlendirmeye başlar. Bu da ilişkilerde daha güvenli, daha gerçekçi ve daha dayanıklı bağlar kurmayı mümkün hale getirir.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Duygular çok yoğun yaşanıyor ve kişi bunları düzenlemekte zorlanıyorsa, ilişkiler sürekli aynı kırılma ve barışma döngüsüne giriyorsa, terk edilme korkusu günlük yaşamı belirgin biçimde etkiliyorsa, boşluk hissi uzun süredir devam ediyorsa ya da dürtüsel davranışlar kişinin güvenliğini, ilişkilerini veya işlevselliğini zorluyorsa profesyonel destek almak önemlidir.

Kendine zarar verme davranışı, intihar düşüncesi, intihar planı, yoğun kriz hali veya kişinin kendisini güvende hissetmediği durumlarda destek almak ertelenmemelidir. Böyle durumlarda psikiyatri değerlendirmesi, kriz desteği ve gerekirse acil sağlık hizmetleri devreye girmelidir.

Borderline kişilik bozukluğu tanısı ancak ruh sağlığı uzmanı tarafından, ayrıntılı klinik değerlendirme sonucunda ele alınabilir. İnternette okunan belirtiler kişinin kendisini anlamasına yardımcı olabilir; fakat tanı yerine geçmez.

Okuyucu İçin Not

Borderline kişilik bozukluğu, bir insanı bütünüyle tanımlayan bir kelime değildir. Kişinin “zor”, “tehlikeli”, “manipülatif” ya da “değişmez” olduğu anlamına gelmez. Bu tür etiketler hem klinik olarak eksiktir hem de damgalayıcıdır.

Daha doğru olan, bu tabloyu kişinin duygularını, ilişkilerini ve kendilik algısını düzenlemekte yaşadığı zorlanmalar üzerinden anlamaktır. Bu zorlanmalar gerçek olabilir; ilişkileri, günlük yaşamı ve kişinin iç dünyasını ciddi biçimde etkileyebilir. Ama aynı zamanda çalışılabilir, anlaşılabilir ve zaman içinde değişebilir.

Psikoterapi süreci, kişinin kendisini daha iyi tanımasına, duygularını düzenleme kapasitesini geliştirmesine ve ilişkilerinde daha güvenli bir zemin kurmasına yardımcı olur. Bu süreç hızlı ya da düz bir çizgide ilerlemek zorunda değildir. Fakat doğru değerlendirme, uygun terapi yaklaşımı ve güvenli bir terapötik ilişkiyle borderline kişilik bozukluğu yalnızca bir tanı adı olmaktan çıkar; kişinin kendi iç dünyasını ve ilişkilerini daha iyi anlamasına açılan bir çalışma alanına dönüşür.

Kaynak: Leichsenring, F., Heim, N., Leweke, F., Spitzer, C., Steinert, C., & Kernberg, O. F. (2023). Borderline personality disorder: A review. JAMA, 329(8), 670–679.

Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Aşırı düşünmeyi nasıl durdurabilirim?
Aşırı düşünmeyi nasıl durdurabilirim?
26 Aralık 2025

Aşırı düşünmeyi nasıl durdurabilirim? Bu soru, zihni aynı konu, ihtimal ya da...

Devamı
Hangi Terapi Yöntemi Bana Uygun?
Hangi Terapi Yöntemi Bana Uygun?
21 Eylül 2025

Hangi terapi yöntemi bana uygun? Terapiye başlamayı düşünen birçok kişi ilk...

Devamı
İnsanlar Değişir mi? Romantik İlişkilerde Değişimin Rolü
İnsanlar Değişir mi? Romantik İlişkilerde Değişimin Rolü
11 Şubat 2025

İnsanların gerçekten değişip değişemeyeceği, psikoloji alanında uzun süredir...

Devamı
Antisosyal Kişilik Bozukluğu ve Suç
Antisosyal Kişilik Bozukluğu ve Suç
5 Eylül 2021

Yaklaşık iki yüz yıldan beri ruhsal hastalık olarak kabul edilen Antisosyal...

Devamı

Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçl Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçlarımızı geri çeker, kendimizden vazgeçeriz?
Bu bölümde Küçük Deniz Kızı masalını; İngiliz Psikanalist Winnicott’ın gerçek/sahte benlik ayrımı ve Klinik Psikolog Dana Crowley Jack’in kendini susturma kavramı üzerinden ele alıyoruz. 
Çünkü bazen mesele aşk için fedakârlık değil; sevilmek uğruna kendi sesini kaybetmektir.
Yeni bölüm Spotify ve Apple Podcasts’te.
Yeni bölümlerden haberdar olmak için Seans Odası Sakinleri podcastini takip edebilirsiniz ❤️
#podcast #psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
“İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimiz “İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimizde, onu dış dünyada kaderimizmiş gibi yaşarız.” - Jung
Bazen benzer ilişkilere çekilir, benzer insanlara öfkelenir, benzer durumlarda geri çekilir ya da aynı tür hayal kırıklıklarını farklı sahnelerde yeniden yaşarız. Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar şanssızlık, kader ya da hayatın bize hazırladığı bir tekrar gibi görünebilir. Oysa dış dünyada sürekli karşımıza çıkan şey, bazen içimizde henüz fark edilmemiş olanın izidir.
Bilinçdışı, yalnızca bastırılmış anılardan ya da unutulmuş deneyimlerden oluşmaz. Çocuklukta geliştirdiğimiz savunmalar, ilişkiler içinde öğrendiğimiz roller, kendimize dair inançlarımız, korkularımız, arzularımız ve gölgede kalan yanlarımız da bilinçdışının parçalarıdır. 
Örneğin “Ben hep terk ediliyorum” diye düşündüğünüzde, farkında olmadan terk edilmeyi bekleyen, yakınlığı tehdit gibi algılayan ya da ilişkilerde kendinizi sürekli aynı mesafeye yerleştiren bir iç düzenekle hareket ediyor olabilirsiniz. 
Bu yaşadığınız acının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, acının yalnızca dış koşullardan değil, içsel tekrar örüntülerinden de beslendiğini gösterir. Elbette her şeyin nedeni bilinçdışı değildir. Toplumsal koşullar, travmalar, kayıplar, ekonomik gerçekler ve başkalarının davranışları yaşamımız üzerinde gerçek bir etkiye sahiptir.
Fark edilmeyen duygu çoğu zaman davranışa dönüşür. Kabul edilmeyen öfke pasif saldırganlık olarak ortaya çıkabilir. Tanınmayan değersizlik hissi sürekli onay arayışına dönüşebilir. Yüzleşilmeyen korku ise kontrol ihtiyacı olarak ilişkilerimize sızabilir. 
Bilinçli hale getirmek, yalnızca zihinsel olarak “anlamak” değildir. Kendi iç dünyamızı gözlemleyebilmek, duygularımıza isim verebilmek, tetiklendiğimiz anları fark edebilmek ve eski tepkilerimizle bugünkü gerçekliği ayırt edebilmektir. 
Terapi de çoğu zaman tam olarak bu alanda çalışır: kader sandığımız tekrarları psikolojik bir dile çevirmek. İç dünyamızı tanımaya başladığımızda dış dünya tamamen değişmeyebilir. Ancak biz, aynı dünyaya aynı bilinçdışı zorunluluklarla cevap vermek zorunda kalmayız. 🌷
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar
#psikoloji
Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.