Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
featured_image

Çocukluk Amnezisi – Erken Yaş Anılarını Neden Hatırlayamayız

8 Kasım 2023 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar Bilinçdışı Süreçler 0 Yorum

Çocukluk amnezisi, bilimsel araştırmalarda sıkça incelenen ve insanların erken yaşlardan kalan anılarını neden hatırlayamadıklarını açıklamaya çalışan bir fenomendir. Bu makale, çocukluk amnezisinin ne olduğunu, nasıl ortaya çıktığını ve hafıza gelişimiyle ilişkisini ele alacak. Ayrıca bastırılmış anılar ve çocukluk travmalarının hafızamız üzerindeki etkilerine de değineceğiz.

Çocukluk Amnezisi Nedir

Çocukluk amnezisi, insanların erken çocukluk yıllarındaki anılarının çoğunu hatırlayamamaları durumudur. Genellikle ilk 3-4 yaşa kadar olan olaylar ve deneyimler unutulur. Bu fenomen, beyindeki hafıza oluşumunu etkileyen nörolojik gelişmeler ve dilin henüz tam gelişmemiş olması gibi faktörlerle ilişkilendirilir.

Belleğin İlk Yılları

Bebeklik ve erken çocukluk dönemlerindeki beyin gelişimi, bellek oluşumunda kilit rol oynar. Bu dönemde yaşanan hafıza gelişimi, ilerleyen yıllarda hangi anıların korunup hangilerinin unutulacağını etkileyebilir.

Çocukluk anılarımızın neden unutulduğunu anlamak için Sinaptik Budama Teorisine değinmekte fayda var. Nöronlar ve sinapslar arasındaki bu süreç, anı kaybıyla doğrudan ilişkilidir. İki yaşına kadar yoğun bir sinaptik gelişme gösteren beyin, daha sonra kullanılmayan bağlantıları budar ve yeni anılar için alan yaratır.

Çocukluk Travmaları ve Bastırılmış Anılar

Çocukluk travmaları ve bastırılmış anılar, çocukluk amnezisi bağlamında önemli konulardır. Çocuklar ciddi travmatik olaylar yaşadıklarında bu olayların hatırlanmasını engelleyecek mekanizmalar devreye girebilir. Bu durum psikolojik savunma mekanizmaları arasında yer alan bastırma ile açıklanabilir: kişi, acı verici veya kaygı yaratan anıları bilinçli farkındalık dışında tutar, böylece bu anılar doğrudan hatırlanamaz hale gelir.

Çocukluk amnezisi, insanların neden ilk yaşam yıllarına dair çok az şey hatırladıklarını kısmen açıklar; ancak bu fenomen, normal nörolojik gelişmenin bir parçası olarak görülür ve genellikle tüm erken çocukluk anılarını kapsar. Öte yandan, belirli travmatik olayların unutulması veya bastırılması, daha çok bu olayların yarattığı psikolojik stresle ilişkilidir ve kişinin daha sonraki yaşlarda da özgül anılarını hatırlayamaması durumuna işaret eder.

Bazı durumlarda, yoğun terapi veya tetikleyici bir olay sonucunda bastırılmış anılar yüzeye çıkabilir ve kişi geçmişte yaşadığı travmayı yeniden yaşayabilir. Ancak bu alanda yapılan araştırmalar, bazı “hatırlanan” travmaların yanlış anılar veya terapötik süreçler sırasında oluşturulan anılar olabileceğini göstermektedir. Bu nedenle, bastırılmış anıların geri kazanılması konusunda dikkatli olmak ve etik profesyonel uygulamaları takip etmek önemlidir.

Dil ve Hikaye Anlatıcılığı Anıların Şekillenmesindeki Rolü

Dil ve hikaye anlatıcılığı, çocukluk amnezisine bağlı olarak anıların şekillenmesinde kilit roller oynar. İlk yıllarda çocukların dil becerileri tam olarak gelişmediğinden yaşadıkları olayları dilsel olarak kodlamak ve ifade etmek için gereken araçlara sahip değillerdir. Dilin gelişimi ile birlikte çocuklar deneyimlerini anlatılabilir hikayeler haline getirmeye başlarlar, bu süreç de hafızanın yapılandırılmasında merkezi bir rol oynar.

Dil geliştikçe bireyler anılarını daha karmaşık ve detaylı bir şekilde ifade edebilirler ve bu da anıların uzun süreli hafızada daha iyi korunmasını sağlayabilir. Örneğin, bir olay hakkında aile içinde tekrar tekrar konuşulması, o olayın anısını güçlendirir ve kişinin onu hatırlama olasılığını artırır.

Hikaye anlatıcılığı, olayların ve deneyimlerin bir bağlam içinde anlam kazanmasına yardımcı olur. Çocuklar ve yetişkinler kişisel anıları hikaye formatında düzenleyerek onlara anlam atfederler. Bu süreç anıların daha tutarlı ve kalıcı hale gelmesine yardımcı olur ve sosyal paylaşım yoluyla anıların pekiştirilmesini sağlar.

Çocukluk amnezisi ile ilgili olarak, erken çocukluk dönemine ait anıların eksikliği, çocukların o dönemde gelişmekte olan dil becerilerinin anıların dilsel olarak kodlanmasını ve korunmasını sınırlamasından kaynaklanabilir. Bir çocuk henüz olayları dil ile etiketleyip anlatımı hikayeler oluşturacak kadar gelişmediğinde, bu anılar daha az spesifik ve daha zor hatırlanır hale gelir. Bu yüzden çocuklar genellikle üç veya dört yaşından öncesine dair net anılara sahip olmazlar.

Hafızanın Güvenilirliği ve Çocukluk Anıları

Hafızanın güvenilirliği ve anıların doğruluğu çocukluk amnezisi bağlamında tartışmalı konulardır. Zamanla değişebilen ve etkilenebilen anılar gerçekliğimizin ve kimliğimizin temel taşlarını oluşturur. Ancak her birimiz farklı deneyimler yaşadığımız için bu anılar aynı zamanda oldukça subjektiftir.

Çocukluk amnezisi ve hafıza gelişimi üzerine yapılan araştırmalar kişisel tarihimizin ve kimliğimizin anlaşılmasında hayati role sahiptir. Bellek sadece geçmişimizi değil aynı zamanda şu anki benliğimizi ve geleceğimizi de şekillendiren karmaşık ve dinamik bir süreçtir. Çocukluk anıları kim olduğumuzu ve nereden geldiğimizi anlamamızda bize rehberlik eden değerli bilgiler sunar.

Çocukluk Amnezisi – Erken Yaş Anılarını Neden Hatırlayamayız


Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar, psikodinamik yönelim ağırlıklı çalışmaktadır. Travmalarla çalışırken EMDR yöntemini, kişilik örüntüleriyle çalışırken Şema Terapiyi, ilişkilerde ise Gottman Çift Terapisi yaklaşımını kullanmaktadır. Özellikle narsisizm, bağlanma sorunları ve ilişkisel dinamikler üzerine yoğunlaşır. Yazılarında hem klinik deneyimlerinden hem de bilimsel araştırmalardan beslenerek psikolojik kavramları herkesin anlayabileceği bir dille aktarmayı amaçlar.

“Çocukluk Anılarımızı Neden Hatırlayamıyoruz “bölümü için Seans Odası Sakinleri (S.O.S.) Podcast Serisinin üçüncü bölümünü aşağıdaki bağlantıya tıklayarak dinleyebilirsiniz.

Seans Odası Sakinleri (S.O.S.) Podcast

Kaynaklar

Alberini, C. M., & Travaglia, A. (2017). Infantile amnesia: a critical period of learning to learn and remember. Journal of Neuroscience, 37(24), 5783-5795.

Travaglia, A., Bisaz, R., Sweet, E. S., Blitzer, R. D., & Alberini, C. M. (2016). Infantile amnesia reflects a developmental critical period for hippocampal learning. Nature neuroscience, 19(9), 1225-1233.

Görüşme talepleri ve sorularınız için İletişim sayfasındaki bilgilerden ulaşabilirsiniz.

Bu yazıyı paylaş

Bu içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez.

Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Psikodinamik Psikoterapi Nedir?
Psikodinamik Psikoterapi Nedir?
25 Ağustos 2024

Psikodinamik psikoterapi, kişinin bugünkü duygu, düşünce, ilişki ve davranış...

Devamı
Maladaptive Daydreaming Nedir?
Maladaptive Daydreaming Nedir?
9 Ekim 2025

Maladaptive daydreaming, Türkçede çoğunlukla uyumsuz hayal kurma olarak ifade...

Devamı

Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, s Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, sonsuz kez daha yaşamak zorunda olsaydınız ne hissederdiniz?
Bu soru Nietzsche’ye ait. Bengi dönüş dediği düşünce deneyinde, bir iblis gece yarısı yanınıza sokulur ve der ki: Bu hayatı, her acısı, her sevinci, her sıradan ayrıntısıyla sonsuz kez daha yaşayacaksın. 
Nietzsche sorar: Yere kapanıp lanet mi edersiniz, yoksa “bundan daha güzel bir şey duymadım” diyebileceğiniz bir an yaşadınız mı hiç?
Psikiyatr Irvin Yalom bu soruyu terapide bir turnusol kâğıdı gibi kullanır. Çünkü aynı hayatı tekrar yaşama fikri size dayanılmaz geliyorsa, bunun çoğu zaman tek bir açık nedeni vardır: Hayatınızı henüz iyi yaşamadığınıza inanıyorsunuzdur. Yalom’un dikkat çektiği şey de budur: Ölümden en çok korkan, hayatı en çok seven değil, çoğu zaman hayatını en az yaşamış olandır.
Ama sorunun amacı sizi geçmişin pişmanlığında boğmak değil. Yön ileri: Bundan sonra hayatımı nasıl yaşamalıyım ki, beş yıl sonra dönüp baktığımda yeni pişmanlıklar biriktirmemiş olayım?
Bengi dönüş iblisi bu gece kapınızı çalsa, ona ne cevap verirdiniz?
Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derin Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derinlerde saklı duran karanlık bir depo, mistik bir hayal gücü veya açılmayı bekleyen gizli bir kutu gelir. Özellikle Jung ve romantik filozoflar, bilinçdışını her şeyin içine tıkıştırıldığı karmaşık bir yığın veya “karanlık bir irade” olarak resmetmişlerdir. Ancak Jacques Lacan, bu yaygın inancı kökünden sarsar.
Lacan’a göre bilinçdışı varlıksal (ontolojik) bir madde veya mekân değil; bir boşluk, bir yarık ve bir kesintidir. Kusursuzca işlediğini sandığımız günlük hayatımızda, düzgün akan bir cümlemizde aniden ortaya çıkan bir tökezleme, bir duraksama ya da rüyamızdaki mantıksız bir kopuş basit bir yorgunluk belirtisi değildir. 
Lacan, Freud’un tam da bu aksayan yerde, söylemdeki o delikte ya da boşlukta ne bulduğunu sorar ve şu sarsıcı cevabı verir: Henüz gerçekleşmemiş bir şey.
Bilinçdışı bize kendini “doğmamış olanın alanında askıda bekleyen” bir şey olarak gösterir. Bu yüzden dilimiz sürçtüğünde yaşadığımız o anlık bocalama, aslında o tanımsız boşluktan kelimenin tam anlamıyla doğan bir “buluş” veya bize beklediğimizden hem daha azını hem de daha fazlasını veren bir “sürpriz” niteliğindedir.
Ancak bu sürpriz kalıcı değildir. Lacan’ın vurguladığı gibi, bilinçdışının adeta ritmik bir nabız atışı işlevi vardır; o yarıktan bir anlığına gün ışığına çıkar, gerçekleşmemiş arzunun hakikatini fısıldar ve hemen ardından tekrar kendi üstüne kapanıp kaybolmaya yazgılıdır. O kapanmadan önceki kısacık an, kendimizi en çok ele verdiğimiz andır.
Yani bir dahaki sefere diliniz sürçtüğünde veya tuhaf bir rüya gördüğünüzde bunu sıradan bir “hata” diyerek geçiştirmeyin. Çünkü tam o anda, içinizde henüz gerçekleşmemiş bir arzu, o kısacık boşluktan size bir şeyler anlatmaya çalışıyor olabilir.
🌷
#psikoloji
Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
🩵 Günlük hayatın içinde çoğu zaman kendimizi duyma 🩵 Günlük hayatın içinde çoğu zaman kendimizi duymadan, duygularımızı fark etmeden ilerleriz. Oysa küçük bir mola verip içimize döndüğümüzde değişimin ilk adımını atmış oluruz. Kendine Dönüş Rehberi, bu yolculukta sana eşlik etmesi için hazırlandı.
🦋 Yedi gün boyunca kısa okumalar, egzersizler ve sorularla kendine daha yakından bakmayı, duygularını tanımayı ve içindeki farklı sesleri keşfetmeyi deneyimleyeceksin. Bazen güçlü yanlarını hatırlayacak, bazen sınır koymayı çalışacak, bazen de içindeki küçük çocukla buluşacaksın. Her gün 10–15 dakikanı ayırman, kendinle kurduğun bağı güçlendirmek için yeterli.
✨Bu rehber terapi yerine geçmez. Ama farkındalığını artırmana, kendine daha şefkatli yaklaşmana ve geleceğe dair yeni niyetler koymana destek olabilir. 
🦋✨ Yolculuğun sonunda kendi notlarınla şekillenen kişisel bir defterin olacak: sana ait, sana yol gösteren bir pusula.
7 Gün 7 Adım: Kendine Dönüş Rehberi
1.	Kendine Bakışın
2.	Duyguların Haritası
3.	İç Sesini Resmet
4.	Güçlü Yanlarının Kolajı
5.	“Hayır” Günlüğü
6.	Küçük Çocuğa Mektup
7.	Gelecek Benliğe Niyet
🔗 Kendine Dönüş Rehberi’ne profilimdeki linkten ulaşıp indirebilirsin 🩵
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar 
#psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.