Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
featured_image

Her Şey Yolundayken Mutsuz Hissetmek

27 Ocak 2026 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum

Her şey yolundayken mutsuz hissetmek, kişinin yaşamında görünürde önemli bir sorun yokken içsel olarak huzursuz, sıkışmış, suçlu ya da kaygılı hissetmesiyle ortaya çıkabilir. Dışarıdan bakıldığında “her şey iyi” gibi görünür; fakat kişi kendi içinde bir eksiklik, tehdit beklentisi ya da açıklamakta zorlandığı bir mutsuzluk hissedebilir.

Bu durum çoğu zaman basit bir “memnuniyetsizlik” hali değildir. Klinik açıdan bakıldığında; erken dönem bağlanma deneyimleri, bilinçdışı suçluluk duyguları, felaket beklentisi, kendini sabote etme eğilimi ve kişinin alışık olduğu duygusal zemine geri dönme ihtiyacıyla ilişkili olabilir.

Bazı insanlar için huzur güvenli bir alan gibi değil, yabancı ve tekinsiz bir sessizlik gibi hissedilir. Çünkü sinir sistemi her zaman iyi olana değil, tanıdık olana yönelir. Eğer kişinin iç dünyası uzun süre belirsizlik, çatışma, reddedilme ya da kaos içinde şekillendiyse, sakinlik bile kaygı yaratabilir.

Her Şey Yolundayken Mutsuz Hissetmek Ne Anlama Gelir?

Her şey yolundayken mutsuz hissetmek, kişinin dış koşulları ile içsel deneyimi arasında bir uyumsuzluk yaşaması anlamına gelir. İşler iyi gidiyor olabilir, ilişkide görünür bir sorun olmayabilir, mesleki ya da kişisel hedeflerde ilerleme olabilir. Buna rağmen kişi kendini huzurlu, güvende ya da tatmin olmuş hissedemeyebilir.

Bu noktada önemli olan şudur: Dış gerçeklik ile iç gerçeklik her zaman aynı hızda değişmez. Hayatta bir şeyler yoluna girdiğinde bile, kişinin sinir sistemi hâlâ eski tehdit beklentilerine göre çalışıyor olabilir.

Kişi kendine şunları sorabilir:

“Her şey yolundayken neden huzursuzum?”
“Neden mutlu olmam gerekirken içimde bir sıkıntı var?”
“İyi giden şeylerin bozulacağını neden hissediyorum?”
“Neden tam rahatlayacakken kendimi geri çekiyorum?”

Bu sorular, çoğu zaman kişinin bugünkü yaşamından çok, geçmişte oluşmuş duygusal öğrenmeleriyle ilgilidir.

İçsel Huzur Neden Bazı İnsanlar İçin Kaygı Vericidir?

Birçok kişi için kriz, belirsizlik ya da çatışma yorucu olsa da tanıdık bir zemindir. Kişi kaosun içinde ne yapacağını bilir; tetikte kalır, kontrol eder, hazırlık yapar, olası tehlikeleri önceden düşünür. Fakat huzur geldiğinde bu sistem boşa düşer.

Bu durumda kişi sakinliği bir güvenlik hali olarak değil, “bir şey olacak” hissiyle birlikte yaşayabilir. Huzur, tekinsiz bir boşluk gibi algılanabilir.

Bunun birkaç temel nedeni olabilir.

Birincisi, felaket beklentisidir. Kişi, iyi giden şeylerin mutlaka kötü bir sonla biteceğine inanabilir. “Bu kadar iyiyse arkasından kötü bir şey gelir” düşüncesi, kişinin mutluluğa yerleşmesini engeller.

İkincisi, duygusal aşinalıktır. Eğer kişi gelişim döneminde sürekli kriz, reddedilme, belirsizlik ya da çatışma içinde büyüdüyse, kaos onun için yabancı değil, tanıdık bir duygusal iklimdir. Huzur ise yeni, bilinmeyen ve bu nedenle tehdit edici olabilir.

Üçüncüsü, bilinçdışı suçluluk duygusudur. Bazı kişiler mutlu olduklarında, başarılı olduklarında ya da rahatladıklarında suçluluk hissedebilir. Özellikle aile içinde mutsuzluk, fedakârlık ya da acı çekme güçlü bir bağ kurma biçimi haline geldiyse, kişinin kendi mutluluğu bilinçdışı düzeyde bir “ihanet” gibi deneyimlenebilir.

Bu nedenle kişi huzurlu anlarda bile farkında olmadan kaygı düzeyini artırabilir. Böylece tanıdığı duygusal zemine geri döner.

Kendini Sabote Etme Nedir?

Kendini sabote etme, kişinin bilinçli olarak istediği bir şeye yaklaşırken, farkında olmadan o şeyi zorlaştıran davranışlar geliştirmesidir. Kişi başarı, yakınlık, huzur ya da mutluluk ister; fakat tam bu alanlara yaklaşırken geri çekilir, ertelemeye başlar, çatışma çıkarır ya da kendi potansiyelini sınırlayan seçimler yapar.

Bu süreç çoğu zaman bilinçli bir tercih değildir. Kişi kendini sabote ettiğini sonradan fark eder. “Aslında bunu istiyordum ama yine bozmuş gibi oldum” diyebilir.

Kendini sabote etme şu şekillerde görülebilir:

Önemli bir fırsat yakalandığında ertelemek.
Yakınlık arttığında ilişkiyi zorlayacak çatışmalar yaratmak.
Destek tekliflerini geri çevirip sonra yalnız hissetmek.
Başarıya yaklaşıldığında dikkatin dağılması ya da motivasyonun düşmesi.
İyi giden bir ilişki içinde sürekli sorun aramak.

Klinik açıdan bakıldığında kendini sabote etme, kişiyi olası hayal kırıklığından, terk edilmeden, başarısızlık utancından ya da suçluluk duygusundan korumaya çalışan bir savunma olabilir. Ancak kısa vadede koruyucu görünen bu mekanizma, uzun vadede kişinin yaşamını daraltabilir.

Mutluluk Neden Suçluluk Duygusu Yaratabilir?

Bazı insanlar için mutluluk yalnızca iyi hissetmek anlamına gelmez; aynı zamanda suçluluk, borçluluk ya da huzursuzluk da yaratabilir. Bu durum özellikle erken dönem ilişkilerde mutsuzluk, fedakârlık veya acı çekme sevgiyle iç içe geçtiğinde daha belirgin olabilir.

Örneğin çocuklukta mutsuz, tükenmiş ya da fedakârlık üzerinden bağ kuran bir ebeveynle büyüyen kişi, yetişkinlikte kendi mutluluğunu o ebeveynden uzaklaşmak gibi hissedebilir. İç dünyasında şu tür bilinçdışı düşünceler oluşabilir:

“Ben mutlu olursam onu geride bırakmış olurum.”
“Ben iyi olursam ona ihanet etmiş olurum.”
“Ben rahat edersem bencil olurum.”

Bu düşünceler her zaman açık biçimde fark edilmez. Fakat kişi tam iyi hissetmeye başladığında içinden bir sıkıntı, suçluluk ya da huzursuzluk yükselebilir.

Psikanalitik açıdan bu durum bazen bilinçdışı sadakatle ilişkilidir. Kişi, sevdiği ama acı çeken figürlerle bağını sürdürmek için kendi mutluluğunu sınırlayabilir. Böylece mutsuzluk, farkında olmadan bir bağ kurma biçimine dönüşebilir.

İlişkilerde İyi Giden Şeyi Neden Bozarız?

Yakın ilişkilerde her şey iyi giderken huzursuzluk hissetmek oldukça yaygın bir deneyimdir. Kişi sevilmek, görülmek ve yakınlık ister; fakat yakınlık arttıkça kaygı da artabilir.

Bu durum çoğu zaman bağlanma örüntüleriyle ilişkilidir. Erken dönemde sevgi tutarsız, koşullu ya da kaygı verici biçimde deneyimlendiyse, yetişkinlikte güvenli yakınlık bile yabancı gelebilir.

Kişi partneriyle yakınlaştığında şu korkular tetiklenebilir:

“Terk edileceğim.”
“Fazla bağlanırsam zarar görürüm.”
“Beni gerçekten tanırsa uzaklaşır.”
“Bu kadar iyi gidiyorsa yakında bozulur.”

Bu korkular, ilişki içinde savunma davranışlarına dönüşebilir. Kişi mesafe koyabilir, partnerini test edebilir, küçük sorunları büyütebilir, sürekli güvence isteyebilir ya da tam tersine duygusal olarak kapanabilir.

Böylece kişi farkında olmadan korktuğu sonucu üretir. Yakınlık bozulur, ilişki gerilir ve içsel inanç doğrulanmış gibi olur:

“Zaten sonunda böyle olacaktı.”

Oysa burada mesele yalnızca partnerin davranışı değildir. Harekete geçen şey, kişinin yakınlık karşısında devreye giren eski duygusal haritasıdır.

Acıya Tutunmak Bir Savunma Biçimi Olabilir mi?

Bazı kişiler için acı çekmek, yalnızca olumsuz bir duygu değil; aynı zamanda bir ilişki kurma, kendini anlatma ya da varlığını kanıtlama biçimi haline gelebilir. Klinik literatürde mazoşistik kişilik özellikleri bu bağlamda ele alınır. Burada kastedilen fiziksel acıdan haz almak değil, duygusal acının bir savunma ve ilişki dili haline gelmesidir.

Bu yapıda kişi çoğu zaman kendi ihtiyaçlarını geri plana atar, haksızlığa uğradığını hisseder, fazla fedakârlık yapar ve sonra anlaşılmadığını düşünür. Acı çekmek, bir yandan kişinin bağ kurma biçimi olurken diğer yandan gizli bir öfke ve kırgınlık da yaratabilir.

Bu dinamikte şu eğilimler görülebilir:

Kişi çevredeki olumsuzlukları kendi hatası gibi içselleştirebilir.
Haksızlığa uğramış olma üzerinden ahlaki bir üstünlük duygusu geliştirebilir.
Çevresini kendisine acımaya, kızmaya ya da onu kurtarmaya zorlayabilir.
“Kimseden bir şey istemiyorum” derken aslında görülmeyi yoğun biçimde arzulayabilir.

Bu tür örüntüler damgalayıcı biçimde değil, kişinin geçmişte geliştirdiği savunmalar olarak anlaşılmalıdır. Çünkü çoğu zaman bu davranışlar, sevgiye ve güvenli ilişkiye ulaşmanın geçmişte öğrenilmiş yollarıdır.

Sağlıklı Fedakârlık ile Kendini Feda Etmek Arasındaki Fark Nedir?

Fedakârlık her zaman sağlıksız değildir. Sağlıklı fedakârlık, kişinin kendi sınırlarını ve ihtiyaçlarını tamamen yok saymadan, gönüllü olarak yaptığı bir seçimdir. İçinde esneklik, karşılıklılık ve bilinçli rıza vardır.

Kendini feda etme ise farklıdır. Kişi burada kendi ihtiyaçlarını sistematik olarak yok sayar. Bunu çoğu zaman sevgi görmek, terk edilmemek, suçluluk hissetmemek ya da ilişkiyi sürdürmek için yapar.

Sağlıklı fedakârlık sonrasında kişi içsel olarak daha bağlı, anlamlı ya da huzurlu hissedebilir. Kendini feda etme sonrasında ise genellikle kırgınlık, öfke, tükenmişlik ve görülmeme duygusu birikir.

Bu nedenle ayırt edici soru şudur:

“Bunu gerçekten seçtiğim için mi yapıyorum, yoksa sevilmek ya da terk edilmemek için yapmak zorunda mı hissediyorum?”

Toksik İlişkiler ve Kurban Rolü Arasındaki Bağlantı

Popüler kültürde sıkça kullanılan “toksik ilişki” ifadesi, klinik açıdan çoğu zaman disfonksiyonel, yıpratıcı ya da tekrar eden ilişki döngülerini anlatmak için kullanılır. Bu ilişkilerde kişi kendini sürekli haksızlığa uğrayan, anlaşılmayan, değersizleştirilen ya da kurtarılması gereken biri olarak deneyimleyebilir.

Kurban rolü her zaman bilinçli bir manipülasyon değildir. Bazen kişinin kendi yetersizlik, suçluluk ya da değersizlik duygularıyla baş etme biçimidir. Kişi acı çektiğinde kendini daha “haklı”, daha “iyi” ya da daha “vazgeçilmez” hissedebilir.

Fakat bu rol uzun vadede kişinin gücünü azaltır. Çünkü kişi kendi seçimlerini, sınırlarını ve ihtiyaçlarını fark etmek yerine, sürekli karşı tarafın davranışları üzerinden kendini tanımlar.

Bu noktada önemli olan, kişinin gerçekten zarar gördüğü durumları küçümsemek değildir. Aksine, zarar veren ilişkileri daha açık görebilmek için kişinin kendi tekrar eden konumunu da anlaması gerekir.

Huzursuzluk Hissiyle Nasıl Baş Edilebilir?

Her şey yolundayken mutsuz hissetmekle baş etmek, öncelikle bu duygunun mutlaka bir tehlike sinyali olmadığını fark etmekle başlar. Bazen huzursuzluk, bugünkü yaşamdan çok geçmişte öğrenilmiş bir alarm sisteminin devreye girmesidir.

Bu süreçte şu adımlar yardımcı olabilir:

Duyguyu bastırmak yerine gözlemlemek.
Kaygının şu anki gerçeklikle mi, geçmişten gelen bir alışkanlıkla mı ilişkili olduğunu ayırt etmek.
İyi giden şeyleri hemen bozma, geri çekilme ya da sorun arama dürtüsünü fark etmek.
Huzurun yarattığı boşluk hissiyle hemen eyleme geçmeden kalabilmek.
Yakın ilişkilerde test etme, uzaklaşma ya da çatışma yaratma davranışlarını izlemek.
Gerekirse profesyonel destek almak.

Psikoterapi sürecinde bu döngüler yalnızca düşünce düzeyinde değil, duygusal ve ilişkisel düzeyde de çalışılır. Kişi, huzuru tehdit olarak kodlayan eski sistemini fark ettikçe, güvenli olanı daha fazla taşıyabilir hale gelir.

Her Şey Yolundayken Mutsuz Hissetmek Değişebilir mi?

Evet, değişebilir. Fakat değişim çoğu zaman yalnızca “pozitif düşünmekle” gerçekleşmez. Çünkü bu tür örüntüler kişinin bilinçli düşüncelerinden daha derinde, bağlanma deneyimleri, bedensel alarm sistemleri ve bilinçdışı duygusal öğrenmelerle ilişkilidir.

Bu nedenle ilk adım, kişinin kendini suçlamadan şunu fark etmesidir:

“Ben mutsuzluğu seçmiyorum; tanıdık olan duygusal zemine geri dönüyorum.”

Bu farkındalık, dönüşüm için önemlidir. Çünkü kişi huzursuzluğu bir karakter kusuru olarak değil, anlaşılabilir bir ruhsal örüntü olarak görmeye başladığında, onunla daha farklı bir ilişki kurabilir.

Her şey yolundayken mutsuz hissetmek, bazen iç dünyada hâlâ yolunda gitmeyi bekleyen eski bir hikâyenin işaretidir. Bu hikâye anlaşıldıkça, huzur yabancı bir tehdit olmaktan çıkıp daha güvenli bir içsel deneyime dönüşebilir.

Kaynakça: Bu içerik Nancy McWilliams’ın psikanalitik tanı ve karakter örgütlenmelerine dair klinik gözlemleri ile genel psikoloji literatürü dikkate alınarak bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır.

Ek kaynak: İlişkilerde kendini sabote etme ve bağlanma örüntüleri hakkında daha ayrıntılı bilgi için The Relationship Sabotage Scale çalışmasına bakılabilir.

Görüşme talepleri ve sorularınız için İletişim sayfasındaki bilgilerden ulaşabilirsiniz.

Bu yazıyı paylaş

Bu içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez.

bilinçdışı suçluluk Mutluluk Korkusu Psikodinamik Psikoterapi
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Oversharing (Aşırı Paylaşım) Nedir ve Nasıl Başa Çıkılır?
Oversharing (Aşırı Paylaşım) Nedir ve Nasıl Başa Çıkılır?
30 Ocak 2025

Oversharing (aşırı paylaşım), kişinin duygusal ya da özel bilgilerini, ilişkinin...

Devamı
İlişkilerde Pygmalion Etkisi: Beklentilerimiz Bizi Nasıl Şekillendirir?
İlişkilerde Pygmalion Etkisi: Beklentilerimiz Bizi Nasıl Şekillendirir?
9 Ağustos 2025

Pygmalion etkisi, bir kişiye yönelik beklentilerin zamanla o kişinin...

Devamı
Mikro Aldatma ve İlişkiler
Mikro Aldatma ve İlişkiler
19 Ağustos 2025

Mikro aldatma, fiziksel bir ihanet olmasa da ilişkideki sadakat sınırını zorlayan...

Devamı
Ghosting Nedir ve Neden Yapılır
Ghosting Nedir ve Neden Yapılır
15 Haziran 2024

Ghosting, bir kişiyle olan iletişimin aniden ve açıklama yapmadan kesilmesi...

Devamı

Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, s Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, sonsuz kez daha yaşamak zorunda olsaydınız ne hissederdiniz?
Bu soru Nietzsche’ye ait. Bengi dönüş dediği düşünce deneyinde, bir iblis gece yarısı yanınıza sokulur ve der ki: Bu hayatı, her acısı, her sevinci, her sıradan ayrıntısıyla sonsuz kez daha yaşayacaksın. 
Nietzsche sorar: Yere kapanıp lanet mi edersiniz, yoksa “bundan daha güzel bir şey duymadım” diyebileceğiniz bir an yaşadınız mı hiç?
Psikiyatr Irvin Yalom bu soruyu terapide bir turnusol kâğıdı gibi kullanır. Çünkü aynı hayatı tekrar yaşama fikri size dayanılmaz geliyorsa, bunun çoğu zaman tek bir açık nedeni vardır: Hayatınızı henüz iyi yaşamadığınıza inanıyorsunuzdur. Yalom’un dikkat çektiği şey de budur: Ölümden en çok korkan, hayatı en çok seven değil, çoğu zaman hayatını en az yaşamış olandır.
Ama sorunun amacı sizi geçmişin pişmanlığında boğmak değil. Yön ileri: Bundan sonra hayatımı nasıl yaşamalıyım ki, beş yıl sonra dönüp baktığımda yeni pişmanlıklar biriktirmemiş olayım?
Bengi dönüş iblisi bu gece kapınızı çalsa, ona ne cevap verirdiniz?
Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derin Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derinlerde saklı duran karanlık bir depo, mistik bir hayal gücü veya açılmayı bekleyen gizli bir kutu gelir. Özellikle Jung ve romantik filozoflar, bilinçdışını her şeyin içine tıkıştırıldığı karmaşık bir yığın veya “karanlık bir irade” olarak resmetmişlerdir. Ancak Jacques Lacan, bu yaygın inancı kökünden sarsar.
Lacan’a göre bilinçdışı varlıksal (ontolojik) bir madde veya mekân değil; bir boşluk, bir yarık ve bir kesintidir. Kusursuzca işlediğini sandığımız günlük hayatımızda, düzgün akan bir cümlemizde aniden ortaya çıkan bir tökezleme, bir duraksama ya da rüyamızdaki mantıksız bir kopuş basit bir yorgunluk belirtisi değildir. 
Lacan, Freud’un tam da bu aksayan yerde, söylemdeki o delikte ya da boşlukta ne bulduğunu sorar ve şu sarsıcı cevabı verir: Henüz gerçekleşmemiş bir şey.
Bilinçdışı bize kendini “doğmamış olanın alanında askıda bekleyen” bir şey olarak gösterir. Bu yüzden dilimiz sürçtüğünde yaşadığımız o anlık bocalama, aslında o tanımsız boşluktan kelimenin tam anlamıyla doğan bir “buluş” veya bize beklediğimizden hem daha azını hem de daha fazlasını veren bir “sürpriz” niteliğindedir.
Ancak bu sürpriz kalıcı değildir. Lacan’ın vurguladığı gibi, bilinçdışının adeta ritmik bir nabız atışı işlevi vardır; o yarıktan bir anlığına gün ışığına çıkar, gerçekleşmemiş arzunun hakikatini fısıldar ve hemen ardından tekrar kendi üstüne kapanıp kaybolmaya yazgılıdır. O kapanmadan önceki kısacık an, kendimizi en çok ele verdiğimiz andır.
Yani bir dahaki sefere diliniz sürçtüğünde veya tuhaf bir rüya gördüğünüzde bunu sıradan bir “hata” diyerek geçiştirmeyin. Çünkü tam o anda, içinizde henüz gerçekleşmemiş bir arzu, o kısacık boşluktan size bir şeyler anlatmaya çalışıyor olabilir.
🌷
#psikoloji
Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
🩵 Günlük hayatın içinde çoğu zaman kendimizi duyma 🩵 Günlük hayatın içinde çoğu zaman kendimizi duymadan, duygularımızı fark etmeden ilerleriz. Oysa küçük bir mola verip içimize döndüğümüzde değişimin ilk adımını atmış oluruz. Kendine Dönüş Rehberi, bu yolculukta sana eşlik etmesi için hazırlandı.
🦋 Yedi gün boyunca kısa okumalar, egzersizler ve sorularla kendine daha yakından bakmayı, duygularını tanımayı ve içindeki farklı sesleri keşfetmeyi deneyimleyeceksin. Bazen güçlü yanlarını hatırlayacak, bazen sınır koymayı çalışacak, bazen de içindeki küçük çocukla buluşacaksın. Her gün 10–15 dakikanı ayırman, kendinle kurduğun bağı güçlendirmek için yeterli.
✨Bu rehber terapi yerine geçmez. Ama farkındalığını artırmana, kendine daha şefkatli yaklaşmana ve geleceğe dair yeni niyetler koymana destek olabilir. 
🦋✨ Yolculuğun sonunda kendi notlarınla şekillenen kişisel bir defterin olacak: sana ait, sana yol gösteren bir pusula.
7 Gün 7 Adım: Kendine Dönüş Rehberi
1.	Kendine Bakışın
2.	Duyguların Haritası
3.	İç Sesini Resmet
4.	Güçlü Yanlarının Kolajı
5.	“Hayır” Günlüğü
6.	Küçük Çocuğa Mektup
7.	Gelecek Benliğe Niyet
🔗 Kendine Dönüş Rehberi’ne profilimdeki linkten ulaşıp indirebilirsin 🩵
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar 
#psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.