Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Psikolog Tuğçe Turanlar | Çalışma Alanları

5 Eylül 2021 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar Psikanalitik Düşünce 0 Yorum

“İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimizde, onu dış dünyada kaderimizmiş gibi yaşarız.”

C. G. Jung

Terapi, insanın tekrar eden döngülerini suçlamak için değil; onları anlamak, dönüştürmek ve kendi hikâyesiyle daha bilinçli bir ilişki kurabilmesi için alan açar.

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar

Klinik psikolog çalışma alanları, kişinin yaşadığı duygusal, ilişkisel, davranışsal ve yaşamla ilgili zorlanmalara göre farklı başlıklar altında ele alınabilir. Her danışanın terapiye geliş nedeni, yaşam öyküsü, ihtiyaçları ve terapi hedefleri farklıdır. Bu nedenle psikolojik destek süreci, tek bir sorun başlığına indirgenmeden kişinin bütün yaşam bağlamı içinde değerlendirilir.

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar; bireysel terapi, çift terapisi, EMDR, travma, bağlanma sorunları, ilişki dinamikleri, yas ve kayıp, kaygı, depresif belirtiler ve rüya analizi gibi alanlarda çalışmaktadır.

Bu sayfada terapi sürecinde ele alınabilecek başlıca çalışma alanlarını ve hangi durumlarda destek almanın düşünülebileceğini bulabilirsiniz.

Eğitim geçmişi, akademik çalışmalar, kuramsal yaklaşım ve yayınlar hakkında daha fazla bilgi için Hakkımda sayfasını inceleyebilirsiniz.

Bireysel Terapi Alanları

Bireysel terapi, kişinin kendisini, duygularını, ilişkilerini, tekrar eden yaşam örüntülerini ve başa çıkma biçimlerini daha derinlikli anlamasına yardımcı olan psikolojik destek sürecidir.

Bireysel terapide şu alanlar ele alınabilir:

Kaygı ve yoğun endişe hali.
Depresif belirtiler ve yaşam enerjisinde azalma.
Özdeğer ve yetersizlik duyguları.
Duygu düzenleme güçlükleri.
Sınır koymakta zorlanma.
Tekrar eden ilişki döngüleri.
Karar verme süreçlerinde zorlanma.
Yaşam geçişleri ve uyum sorunları.
İş hayatı, tükenmişlik ve performans baskısı.
Kendini tanıma ve içsel farkındalık ihtiyacı.

Terapi sürecinde amaç yalnızca belirtileri azaltmak değildir. Kişinin yaşadığı zorlanmaların hangi duygusal, ilişkisel ve geçmiş yaşantısal bağlamlar içinde ortaya çıktığını anlamak da önemlidir.

Kaygı, Depresyon ve Duygu Düzenleme Güçlükleri

Kaygı, depresif belirtiler ve duygu düzenleme güçlükleri, terapiye başvuru nedenleri arasında sık görülür. Kişi yoğun endişe, iç sıkıntısı, huzursuzluk, kararsızlık, isteksizlik, yorgunluk, değersizlik hissi ya da kendini sürekli tetikte hissetme gibi deneyimler yaşayabilir.

Bu belirtiler bazen güncel stresle ilişkili olabilir. Bazen de geçmiş deneyimler, ilişki örüntüleri, bastırılmış duygular, yoğun sorumluluk hissi veya içsel eleştirel seslerle bağlantılı olabilir.

Terapi sürecinde şu sorular ele alınabilir:

“Kaygım bana ne anlatıyor?”
“Bu duygu hangi durumlarda yoğunlaşıyor?”
“Kendime nasıl davranıyorum?”
“Hangi düşünce ve ilişki döngüleri beni zorluyor?”
“Duygularımı bastırmadan nasıl düzenleyebilirim?”

Bu alan, klinik psikolog çalışma alanları içinde kişinin hem güncel belirtilerini hem de bu belirtilerin arkasındaki duygusal anlamları anlamaya yardımcı olur.

Travma ve EMDR Çalışmaları

Travmatik yaşam deneyimleri, kişinin yalnızca geçmişini değil; bugünkü beden tepkilerini, ilişkilerini, güven duygusunu ve kendilik algısını da etkileyebilir. Travma her zaman tek bir büyük olaydan ibaret değildir. Çocukluk çağı ihmal ve istismarları, kayıplar, kazalar, şiddet, afetler, yoğun korku deneyimleri veya uzun süreli duygusal yoksunluk da travmatik izler bırakabilir.

EMDR terapisi, travmatik ya da işlenmeden kalmış anıların bugünkü yaşam üzerindeki duygusal ve bedensel etkilerini azaltmaya yönelik yapılandırılmış bir terapi yaklaşımıdır.

Travma ve EMDR çalışmalarında şu alanlar ele alınabilir:

Çocukluk çağı travmaları.
Travma sonrası stres belirtileri.
Yoğun tetiklenmeler.
Kabuslar veya istemsiz hatırlamalar.
Bedensel gerginlik ve alarm hali.
Güven duygusunda zedelenme.
Bağlanma ve ilişki sorunları.
Yas ve kayıp süreçleri.
Deprem, kaza, şiddet veya afet sonrası zorlanmalar.

Travma çalışmaları kişinin güvenlik, düzenleme ve dayanıklılık kapasitesi gözetilerek ilerlemelidir. Her travma çalışması aynı hızda ilerlemez; kişinin ihtiyacına göre hazırlık, stabilizasyon ve güvenli alan çalışmaları önem taşıyabilir.

Bağlanma Sorunları ve Çocukluk Çağı Deneyimleri

Bağlanma örüntüleri, kişinin ilişkilerde yakınlık, güven, terk edilme korkusu, bağımsızlık, sınır ve duygusal temas kurma biçimini etkileyebilir.

Bazı kişiler ilişkilerde sürekli terk edileceğini hissedebilir. Bazıları çok yakınlaşınca geri çekilebilir. Bazıları ise karşı tarafı memnun etmek için kendi ihtiyaçlarını bastırabilir. Bu örüntüler çoğu zaman yalnızca bugünkü ilişkiyle değil, erken dönem ilişkisel deneyimlerle de bağlantılıdır.

Terapi sürecinde şu alanlar çalışılabilir:

Terk edilme korkusu.
Değersizlik ve sevilmeme hissi.
Yoğun onay ihtiyacı.
Yakın ilişkilerde güvensizlik.
Kendini sürekli açıklama ihtiyacı.
İlişkilerde fazla sorumluluk alma.
Hayır demekte ve sınır koymakta zorlanma.
Çocuklukta karşılanmamış duygusal ihtiyaçlar.

Bağlanma ve çocukluk çağı deneyimleri üzerine çalışmak, kişinin bugünkü ilişkilerinde tekrar eden döngüleri daha iyi anlamasına yardımcı olabilir.

İlişki Sorunları ve Çift Terapisi

İlişki sorunları, yalnızca tartışılan konularla sınırlı değildir. Para, aileler, çocuklar, ev düzeni, cinsellik, kıskançlık veya mesajlara geç cevap verme gibi görünen sorunların altında çoğu zaman daha temel duygusal ihtiyaçlar bulunur: görülmek, önemsenmek, anlaşılmak, güvende hissetmek veya yalnız bırakılmamak.

Çift terapisi, partnerlerin ilişki içinde tekrar eden döngülerini anlamalarına, iletişim biçimlerini fark etmelerine ve duygusal temasın nerede koptuğunu görmelerine yardımcı olabilir.

Çiftlerle çalışmalarda şu başlıklar ele alınabilir:

Tekrar eden tartışmalar.
İletişim sorunları.
Duygusal uzaklaşma.
Güven kırılmaları.
Aldatma sonrası süreç.
Kıskançlık ve kontrol davranışları.
Ailelerle sınırlar.
Çocuk yetiştirme ve sorumluluk paylaşımı.
Evlilik öncesi ilişki dinamikleri.
Ayrılık kararsızlığı veya ilişkiyi yeniden değerlendirme.

Bu sayfa genel çalışma alanlarını tanıtır. Çiftlerle yürütülen süreç hakkında daha fazla bilgi almak için ilgili hizmet sayfasını inceleyebilirsiniz.

Psikodinamik Terapi ve Rüya Analizi

Psikodinamik terapi, kişinin bugünkü duygu, düşünce, ilişki ve davranış örüntülerinin geçmiş deneyimler, bilinçdışı süreçler ve içsel çatışmalarla nasıl bağlantılı olabileceğini anlamaya çalışan bir terapi yaklaşımıdır.

Bu yaklaşımda yalnızca görünen belirtiye değil, belirtinin arkasındaki duygusal anlamlara da bakılır. Kişinin neden benzer ilişki döngülerine girdiği, hangi duygulardan kaçındığı, hangi içsel çatışmaları yaşadığı ve kendisini nasıl konumlandırdığı birlikte ele alınabilir.

Rüya analizi de psikodinamik ve analitik psikoloji çerçevesinde değerlendirilebilecek alanlardan biridir. Rüyalar, kişinin bilinçdışı temaları, duygusal çatışmaları, sembolik anlatımları ve içsel süreçleri hakkında düşünmeye yardımcı olabilir.

Bu alanda şu başlıklar çalışılabilir:

Bilinçdışı örüntüler.
Tekrar eden ilişki dinamikleri.
Rüyalar ve sembolik anlatımlar.
İçsel çatışmalar.
Erken dönem ilişkisel deneyimler.
Kendilik algısı ve özdeğer.
Bastırılan veya ifade edilmekte zorlanılan duygular.
Jungiyen ve psikodinamik bakışla içsel süreçler.

Bu çalışma alanı, kişinin yalnızca ne yaşadığını değil, yaşadıklarının iç dünyasında nasıl anlamlandığını keşfetmesine yardımcı olabilir.

Yas, Kayıp ve Yaşam Geçişleri

Yas yalnızca ölüm kaybıyla sınırlı değildir. Ayrılık, boşanma, iş kaybı, göç, sağlık sorunları, kimlik değişimleri, çocukların evden ayrılması veya yaşamda yeni bir döneme geçmek de yas benzeri süreçler yaratabilir.

Kayıp ve yaşam geçişleri sırasında kişi şu duygularla karşılaşabilir:

Boşluk hissi.
Anlam kaybı.
Öfke, suçluluk veya pişmanlık.
Geleceğe dair belirsizlik.
Geçmişe takılı kalma.
Kendini yeniden tanımlamakta zorlanma.
İlişkilerde geri çekilme.
Yaşam enerjisinde azalma.

Terapi süreci, kişinin kaybı yok saymadan, acıyı anlamlandırarak ve yeni yaşam düzenine daha sağlıklı uyum sağlayarak ilerlemesine destek olabilir.

Aile, Ebeveynlik ve Yaşam Döngüsü

Aile ve ebeveynlik alanındaki zorlanmalar, bireysel ruhsal süreçlerle yakından ilişkilidir. Kişi kendi çocukluk deneyimlerini, aile içinde öğrendiği ilişki kalıplarını veya ebeveynlik sırasında tetiklenen duyguları fark etmeye ihtiyaç duyabilir.

Bu alanda şu konular ele alınabilir:

Ebeveyn danışmanlığı.
Aile içi sınırlar.
Çocuklarla iletişim.
Boşanma süreci sonrası çocukların uyumu.
Ergenlik dönemiyle ilgili zorlanmalar.
Aile içinde tekrar eden çatışmalar.
Kuşaklar arası aktarılan ilişki kalıpları.
Ebeveynlikte suçluluk, kaygı ve yetersizlik duyguları.

Aile ve ebeveynlik süreçlerinde amaç, kusursuz ebeveynlik değil; daha farkında, daha düzenleyici ve daha güvenli ilişki biçimleri geliştirebilmektir.

Psikoloji Yazıları ve Podcast İçerikleri

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar, terapi çalışmalarının yanı sıra psikoloji, ilişkiler, bağlanma, travma, rüyalar ve psikodinamik süreçler üzerine yazılar ve podcast içerikleri üretmektedir.

Seans Odası Sakinleri adlı podcastte rüyalar, bağlanma dinamikleri, ilişkilerde tekrar eden örüntüler, travmatik bağlanma, aile ilişkileri, şemalar ve psikolojik farkındalık gibi konular ele alınmaktadır.

Podcast ve yazılar, terapi yerine geçmez. Ancak psikolojik kavramları daha anlaşılır hale getirmek, kişinin kendi deneyimlerini düşünmesine alan açmak ve ruhsal süreçlere dair farkındalığı artırmak için destekleyici olabilir.

Bu içeriklerde şu temalar sıkça yer alır:

Jung ve analitik psikoloji.
Rüyalar ve semboller.
Bağlanma örüntüleri.
İlişkilerde tekrar eden döngüler.
Travma ve beden.
Çocukluk çağı deneyimleri.
Şemalar ve içsel modlar.
Psikodinamik bakışla ruhsal süreçler.

Hangi Konuda Destek Alacağınızı Nasıl Anlayabilirsiniz?

Hangi konuda destek alacağınızı belirlemek her zaman kolay olmayabilir. Bazen kişi yalnızca “iyi değilim” der ama bunun kaygı mı, yas mı, ilişki sorunu mu, travmatik bir tetiklenme mi yoksa uzun süredir bastırılmış bir duygu mu olduğunu ayırt etmekte zorlanabilir.

Şu sorular yardımcı olabilir:

Son dönemde beni en çok ne zorluyor?
Bu sorun ne zamandır devam ediyor?
İlişkilerimde tekrar eden bir döngü var mı?
Geçmişte yaşadığım bazı deneyimler bugünümü etkiliyor olabilir mi?
Duygularımı düzenlemekte zorlanıyor muyum?
Kendimi sık sık değersiz, suçlu, kaygılı veya tükenmiş hissediyor muyum?
Sınır koymakta veya ihtiyaçlarımı ifade etmekte zorlanıyor muyum?
Bu durum işlevselliğimi, ilişkilerimi veya yaşam kalitemi etkiliyor mu?

Bu sorulara verilen yanıtlar, terapi sürecinde hangi alanların öncelikli olarak ele alınabileceğini anlamaya yardımcı olabilir.

Klinik Psikolog Çalışma Alanları Nasıl Belirlenir?

Klinik psikolog çalışma alanları, yalnızca tanı başlıklarından oluşmaz. Kişinin yaşam öyküsü, ilişkileri, duygusal ihtiyaçları, tekrar eden örüntüleri, başa çıkma biçimleri ve terapi hedefleri birlikte değerlendirilir.

Bu nedenle terapiye başvuran kişinin “hangi kategoriye girdiğini” bulmaktan çok, yaşadığı zorlanmanın kendi hayatında nasıl bir anlam taşıdığını anlamak önemlidir.

Bir danışan kaygı nedeniyle terapiye başvurabilir; ancak süreç içinde bu kaygının ilişki dinamikleri, çocukluk deneyimleri, özdeğer sorunları veya yaşam geçişleriyle bağlantılı olduğu görülebilir. Başka bir danışan ilişki sorunu nedeniyle gelebilir; ancak altta bağlanma yaraları, sınır koyma güçlüğü veya travmatik deneyimler yer alabilir.

Bu nedenle çalışma alanları birbirinden tamamen ayrı kutular değildir. Terapi süreci, kişinin ihtiyacına göre şekillenen bütüncül bir değerlendirme alanı sunar.

Randevu ve İletişim

Terapi süreci hakkında bilgi almak, görüşme koşullarını öğrenmek veya hangi alanda destek almanız gerektiğini değerlendirmek için Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar’a iletişim sayfası üzerinden ulaşabilirsiniz.

Görüşmeler, başvuru nedeni ve ihtiyaca göre bireysel terapi, çift terapisi, EMDR çalışmaları veya online terapi seçenekleri çerçevesinde değerlendirilebilir.

Okuyucu İçin Not

Bu sayfa genel bilgilendirme amacı taşır. Tanı, tedavi ya da terapi önerisi yerine geçmez.

Ek kaynak: Psikoterapinin ne olduğu ve farklı terapi yaklaşımlarının nasıl ele alınabileceği hakkında daha fazla bilgi için National Institute of Mental Health’in psikoterapi sayfasına bakılabilir.

Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Arketipler: Modern Psikolojideki Etkisi
Arketipler: Modern Psikolojideki Etkisi
18 Ocak 2024

Arketiplerin modern psikolojideki etkisi, özellikle Carl Jung'un çalışmaları...

Devamı
Carl Gustav Jung ve Bilinmeyen Yönleri
Carl Gustav Jung ve Bilinmeyen Yönleri
21 Aralık 2024

Carl Gustav Jung, İsviçreli bir psikiyatrist ve psikanalist, psikolojiye...

Devamı
Rüya Analizi: Freud ve Jung’un Karşılaştırmalı Görüşleri
Rüya Analizi: Freud ve Jung’un Karşılaştırmalı Görüşleri
29 Ekim 2023

Rüya Analizi Freud'a Göre Rüyalar Ne Anlama Geliyor? Hepimiz rüya görüyoruz,...

Devamı
Jung’un Kırmızı Kitabı: 5 Bölümlük Podcast Serisi
Jung’un Kırmızı Kitabı: 5 Bölümlük Podcast Serisi
22 Nisan 2026

Jung’un Kırmızı Kitabı, yalnızca psikoloji tarihinin dikkat çekici metinlerinden...

Devamı

Instagram

“İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimiz “İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimizde, onu dış dünyada kaderimizmiş gibi yaşarız.” - Jung
Bazen benzer ilişkilere çekilir, benzer insanlara öfkelenir, benzer durumlarda geri çekilir ya da aynı tür hayal kırıklıklarını farklı sahnelerde yeniden yaşarız. Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar şanssızlık, kader ya da hayatın bize hazırladığı bir tekrar gibi görünebilir. Oysa dış dünyada sürekli karşımıza çıkan şey, bazen içimizde henüz fark edilmemiş olanın izidir.
Bilinçdışı, yalnızca bastırılmış anılardan ya da unutulmuş deneyimlerden oluşmaz. Çocuklukta geliştirdiğimiz savunmalar, ilişkiler içinde öğrendiğimiz roller, kendimize dair inançlarımız, korkularımız, arzularımız ve gölgede kalan yanlarımız da bilinçdışının parçalarıdır. 
Örneğin “Ben hep terk ediliyorum” diye düşündüğünüzde, farkında olmadan terk edilmeyi bekleyen, yakınlığı tehdit gibi algılayan ya da ilişkilerde kendinizi sürekli aynı mesafeye yerleştiren bir iç düzenekle hareket ediyor olabilirsiniz. 
Bu yaşadığınız acının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, acının yalnızca dış koşullardan değil, içsel tekrar örüntülerinden de beslendiğini gösterir. Elbette her şeyin nedeni bilinçdışı değildir. Toplumsal koşullar, travmalar, kayıplar, ekonomik gerçekler ve başkalarının davranışları yaşamımız üzerinde gerçek bir etkiye sahiptir.
Fark edilmeyen duygu çoğu zaman davranışa dönüşür. Kabul edilmeyen öfke pasif saldırganlık olarak ortaya çıkabilir. Tanınmayan değersizlik hissi sürekli onay arayışına dönüşebilir. Yüzleşilmeyen korku ise kontrol ihtiyacı olarak ilişkilerimize sızabilir. 
Bilinçli hale getirmek, yalnızca zihinsel olarak “anlamak” değildir. Kendi iç dünyamızı gözlemleyebilmek, duygularımıza isim verebilmek, tetiklendiğimiz anları fark edebilmek ve eski tepkilerimizle bugünkü gerçekliği ayırt edebilmektir. 
Terapi de çoğu zaman tam olarak bu alanda çalışır: kader sandığımız tekrarları psikolojik bir dile çevirmek. İç dünyamızı tanımaya başladığımızda dış dünya tamamen değişmeyebilir. Ancak biz, aynı dünyaya aynı bilinçdışı zorunluluklarla cevap vermek zorunda kalmayız. 🌷
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar
#psikoloji
Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
“Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zam “Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zaman çocuklukta duygusal olarak yeterince görülmemiş olmanın izlerini taşır. Duygusal olarak yeterince ulaşılabilir olmayan ebeveynlerle büyüyen çocuk, sorunu kendinde arar. Daha uyumlu, daha başarılı, daha sessiz ya da daha az talepkar olursa sevileceğine inanır. Bu strateji çocuklukta ilişkiyi koruyarak hayatta kalmayı sağlar; ancak yetişkinlikte kişinin kendi ihtiyaçlarını bastırmasına, ilişkilerde fazla sorumluluk almasına ve sürekli onay aramasına yol açabilir.
İyileşme, geçmişte hayatta kalmanızı sağlayan bu eski örüntüyü fark etmekle başlar. Yetişkinlikte sağlıklı ve güvenli bağlar kurmak; kusursuz bir rol yapmayı değil, kendi sınırlarınız ve ihtiyaçlarınızla sahici bir şekilde var olabilmeyi gerektirir. Unutmayın, sevgi kazanılması gereken bir ödül değildir. Değeriniz, ne kadar faydalı olduğunuzla değil; var olmanızla ilgilidir. 🩵
#psikoloji
Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize yakıştıramayız.
Öfke, kıskançlık, kırılganlık ya da güç arzusu bazen ‘ben böyle biri değilim’ diyerek bilinçdışına itilir. Ama bastırılan şey kaybolmaz; çoğu zaman başka insanlarda bizi en çok rahatsız eden şey olarak geri döner. Jung buna gölge der. Dr. Jekyll ve Bay Hyde hikayesi de tam olarak bunu anlatır: insanın kendinden ayırmaya çalıştığı karanlık yan, yok olmaz; güçlenerek geri döner. 
Bu bölümde gölgeyi, projeksiyonu ve neden bazı yanlarımızı inkar ettiğimizi bu hikaye üzerinden anlatıyorum. 
Bu sorunun cevabını Jung’un gölge kavramı üzerinden daha derinlemesine anlamak isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. 
Bölümü Apple Podcasts ve Spotify’dan dinleyebilirsiniz 🎙️
#psikoloji #podcast
Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sah Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sahici bir yakınlık kuramamaktan doğar. Bu nedenle insan bazen kalabalıkların içinde, ilişkilerin ortasında ve sürekli iletişim hâlindeyken bile kendini derinden yalnız hisseder. 
Sorun her zaman çevrede kaç kişinin olduğu değildir; o ilişkilerin ne kadar güvenli, karşılıklı ve duygusal olarak taşıyıcı olduğudur.
Sosyal medya çağında bu ayrım daha da belirginleşti. İnsanlar hiç olmadığı kadar görünür, ulaşılabilir ve bağlantı içinde. Ancak bağlantının artması, yakınlığın da arttığı anlamına gelmiyor. Mesajlaşmak, birbirini izlemek ya da sürekli çevrimiçi kalmak; anlaşılma, görülme ve duygusal olarak karşılık bulma ihtiyacını her zaman karşılamıyor. Bu yüzden kişi çok sayıda ilişki içinde olsa bile, gerçek bir temas yaşamadığında yalnızlık sürüyor.
Yalnızlığı ağırlaştıran bir başka etken de, tek başına olmaya yüklenen anlamdır. Çünkü tek başınalık ile yalnızlık aynı şey değildir. Tek başına olmak kimi zaman içe dönüş, dinlenme ve ruhsal toparlanma alanı sunabilir. Yalnızlık ise ilişki içinde de hissedilebilen bir kopukluk hâlidir. İnsan her yalnız kaldığında zarar görmez; ama kendisi olarak var olamadığı ilişkiler içinde giderek daha fazla yalnızlaşabilir.
Bu yüzden yalnızlığı yalnızca daha fazla sosyalleşme ihtiyacı olarak görmek yeterli değildir. Bazen ihtiyaç duyulan şey daha çok insan değil, daha sahici temas; bazen de yakınlıkla, mesafeyle ve tek başınalıkla kurulan içsel ilişkiyi yeniden düşünmektir🌷
#psikoloji
Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı Külkedisi Sendromu, kadınların bağımsızlığa karşı geliştirdikleri bilinçdışı korkuyu ve bir başkası tarafından korunma, yönlendirilme ya da “kurtarılma” arzusunu anlatmak için kullanılan bir kavramdır. Bu nedenle, bir klinik tanıdan çok, belirli bir psikolojik ve toplumsal örüntüye işaret eder.
Bu örüntüde kişi, yaşamını dönüştürecek gücü kendi içinde değil, dışarıda aramaya başlayabilir. İlişkilerde partnerin idealize edilmesi, aşırı uyum sağlama, kendi benliğini geri plana itme ve güvende hissetmek için bir başkasının varlığına ihtiyaç duyma bu yapının sık görülen görünümlerindendir.
Kavramın dikkat çekici yanı, yalnızca bireysel psikolojiyle değil; masallar, kültürel anlatılar ve toplumsallaşma süreçleriyle de ilişkili olmasıdır. 
Külkedisi masalında olduğu gibi, kadın bekler, sabreder, uyum gösterir; değişim ise kendi eyleminden çok dışarıdan gelen bir figürle mümkün olur. Böylece bağımsızlık, özgürleştirici bir alan olmaktan çıkıp kaygı uyandıran bir alana dönüşebilir.
Psikodinamik açıdan bakıldığında ise bu örüntü, bağımsızlıkla ilgili çatışmalı duyguların bastırılması üzerinden de okunabilir.
🌷
#psikoloji
Instagram'da takip et

Konular

  • İlişkisel Örüntüler
  • Bağlanma ve Yakınlık Sorunları
  • Travma ve Psikolojik İzler
  • Kişilik Yapıları
  • İçsel Çatışmalar ve Anlam Arayışı
  • Kaygı, Kontrol ve Aşırı Düşünme
  • Rüyalar ve Bilinçdışı Süreçler

İletişim

📍 Adres: Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

📞 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com

Yasal Uyarı

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır. Yazılı izin alınmaksızın kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz.