Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Serbest Çağrışım Nedir? Freud’un Tekniği Nasıl Uygulanır?

27 Mart 2024 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum

Serbest çağrışım, psikanalizin en temel ve en çok bilinen tekniklerinden biridir. İlk bakışta oldukça basit görünür: danışan aklına gelen her şeyi, mantıklı olup olmadığına bakmadan, iyi–kötü, doğru–yanlış ayrımı yapmadan ifade eder. Ancak bu “basitlik”, aslında oldukça derin bir klinik sürecin kapısını aralar.

Psikanalitik kuram, bireyin ruhsal yaşamında büyük bir kısmın bilinçdışı süreçler tarafından belirlendiğini öne sürer. Günlük hayatta aklımıza gelen bir düşünceyi hemen bastırmamız, bazı anıları hatırlamakta zorlanmamız ya da bir olay karşısında aşırı tepkiler vermemiz bu bilinçdışı içeriklerin işaretleridir. Serbest çağrışım, danışanın zihinsel “sansürünü” devre dışı bırakarak bu içeriklerin açığa çıkmasını sağlar.

Özellikle terapi sürecinde danışanın aklından geçen her şey, yüzeyde alakasız görünse bile, terapistin dikkatle analiz ettiği bir “ipucu ağı” oluşturur. Bu ağ, bastırılmış anılara, çözümlenmemiş duygusal çatışmalara ve kişinin kendine dair farkındalık geliştirmesine götüren bir yol haritası gibidir.


Ortaya Çıkışı

Sigmund Freud, 19. yüzyılın sonlarında serbest çağrışımı psikanalizin merkezine yerleştirdi. Başlangıçta, Josef Breuer ile birlikte çalıştığı ünlü “Anna O.” vakasında hipnoz yöntemini kullanıyordu. Anna O., hipnoz sırasında dile getirdiği bastırılmış anılar sayesinde bedensel semptomlarında rahatlama yaşıyordu. Freud, bu deneyimi “katarsis” yani duygusal boşalım olarak tanımladı.

Fakat Freud, hipnozun her zaman işe yaramadığını fark etti. Her danışan hipnoza girmiyor, girse bile etkiler kalıcı olmuyordu. Bunun üzerine danışanın hipnoz altında değil, tamamen uyanıkken aklına gelenleri serbestçe anlatmasının daha güçlü sonuçlar doğurduğunu keşfetti. İşte bu gözlem, serbest çağrışım tekniğinin temelini oluşturdu.

Freud’a göre kişinin zihninden geçen en “önemsiz” görünen düşünceler bile değerliydi. Çünkü bu düşünceler, bilinçdışı çatışmaların yüzeye yansıması olabilirdi. Örneğin, danışanın birdenbire aklına gelen çocukluk anısı, terapide incelendiğinde güncel kaygılarının kaynağını açıklayabilirdi.

Bu noktada Freud’un çağdaşlarıyla ayrışmaları da dikkat çekicidir:

  • Carl Gustav Jung, serbest çağrışımı kullanmış ancak daha çok “kolektif bilinçdışı” kavramıyla ilişkilendirmiştir.

  • Alfred Adler ise daha çok kişinin sosyal bağları ve “aşağılık duygusu” üzerinde durmuş, serbest çağrışımı ikincil bir teknik olarak görmüştür.

  • Freud ise serbest çağrışımı, psikanalizin adeta “olmazsa olmazı” haline getirmiştir.

Bugün psikanalizin tarihine bakıldığında, serbest çağrışım yalnızca bir yöntem değil, aynı zamanda Freud’un insan ruhsallığını anlamaya yönelik bakış açısının somutlaşmış hali olarak görülür.


Serbest Çağrışım Tekniği Nasıl Uygulanır?

Serbest çağrışım, dışarıdan bakıldığında danışanın “rastgele konuşması” gibi görünebilir. Fakat terapötik bağlamda oldukça sistematik ve yönlendirilmiş bir süreçtir. Psikanalitik seanslarda danışanın özgürce çağrışım yapabilmesi için belli koşulların sağlanması gerekir.

Rahat ve Güvenli Bir Ortam

Terapide ilk adım, danışanın kendini güvende hissedeceği bir ortam yaratmaktır. Genellikle sessiz, dikkat dağıtıcı unsurlardan uzak, özel bir mekân tercih edilir. Danışanın rahatça oturması veya uzanması sağlanır. Freud’un ünlü “analiz divanı” da bu rahatlığın sembollerinden biridir.

Terapistin Konumu

Psikanalitik seanslarda terapist çoğunlukla danışanın görüş alanının dışında oturur. Bunun nedeni, danışanın terapistin yüz ifadelerine ya da beden diline odaklanarak düşüncelerini filtrelemeye başlamasını engellemektir. Böylece danışan yalnızca kendi iç dünyasına yönelir.

Yönlendirmenin Verilmesi

Terapist, danışana sürecin amacını açıklar: “Aklınıza ne gelirse, mantıklı olup olmadığına bakmadan söyleyin.” Buradaki en önemli nokta, düşüncelerin “önemsiz, ayıp ya da saçma” görünse bile dile getirilmesidir. Çünkü psikanalize göre en değerli ipuçları çoğu zaman danışanın sansürlemek istediği içerikte saklıdır.

Çağrışımın Başlatılması

Danışan aklına gelen ilk düşünceden başlayarak konuşmaya başlar. Bu bazen güncel bir olay, bazen çocukluk anısı, bazen de görünürde alakasız bir kelime olabilir. Örneğin danışan “Bugün gelirken yolda bir kedi gördüm” diyebilir. Terapist için bu ifade, yalnızca kediden bahsetmek değil; belki çocukluk anıları, bakım, sevgi ya da kayıp temalarına açılan bir kapıdır.

Terapistin Dinlemesi ve Not Alması

Serbest çağrışım sırasında terapist çoğunlukla sessiz kalır, yalnızca gerektiğinde açıklayıcı küçük sorular sorar. Danışanın ifadeleri arasındaki tekrar eden temalar, ani duraksamalar, konudan sapmalar ya da duygusal yoğunluk dikkatle not edilir.

Analiz ve Yorumlama

Seans sonrasında veya süreç içinde terapist bu ifadeleri analiz eder. Çağrışımlar arasında görünmez bağlar kurarak danışanın bilinçdışı çatışmalarını anlamaya çalışır. Örneğin, sürekli tekrarlanan bir kelime bastırılmış bir anıya işaret edebilir.

Geri Bildirim

Terapinin ilerleyen aşamalarında terapist bu analizleri danışanla paylaşır. Böylece danışan kendi iç dünyasını daha iyi anlamaya başlar ve farkındalık kazanır. Bu, değişim ve iyileşme sürecinde kritik bir adımdır.


Teorik Çerçeve: Psikanalitik Kavramlar

Serbest çağrışım, yalnızca bir konuşma tekniği değil, psikanalizin temel kavramlarıyla doğrudan bağlantılı bir yöntemdir. Freud’un insan zihnini açıklamak için geliştirdiği kuramsal yapı, bu tekniğin neden bu kadar güçlü bir araç olduğunu anlamamızı sağlar.

Bilinç ve Bilinçdışı

Freud, zihni bir buzdağına benzetir: Su üstünde görünen kısım bilinçtir; düşünceler, kararlar ve farkında olunan duygular burada yer alır. Ancak buzdağının asıl büyük kısmı suyun altındadır, yani bilinçdışı. Bastırılmış anılar, arzular, korkular ve çözümlenmemiş çatışmalar burada bulunur. Serbest çağrışım, danışanın sansürünü devre dışı bırakarak bu bilinçdışı malzemeye ulaşmayı amaçlar.

Bastırma

Freud’un en önemli kavramlarından biri bastırmadır. Kişi, kabul edilemez bulduğu ya da rahatsızlık veren duygu ve düşünceleri bilinçdışına iter. Bu içerikler unutulmuş gibi görünse de davranışları, ilişkileri ve duygusal tepkileri etkilemeye devam eder. Serbest çağrışım sayesinde bu bastırılmış içerik yeniden bilinç düzeyine çıkabilir.

Direnç

Serbest çağrışım sırasında danışan bazen birdenbire duraklar, konuyu değiştirir ya da “aklıma hiçbir şey gelmiyor” der. Bu durum psikanalizde direnç olarak adlandırılır. Direnç, bilinçdışındaki içeriğin açığa çıkmasına karşı gösterilen psikolojik savunmadır. Terapist için bu anlar çok değerlidir, çünkü çoğunlukla danışanın en derin çatışmalarının ipuçlarını verir.

Sansür

Serbest çağrışımı güçleştiren bir diğer mekanizma sansürdür. Kişi aklına geleni dile getirmeden önce zihinsel bir filtreden geçirir: “Bunu söylesem ayıp olur, saçma olur, terapist ne düşünür?” gibi kaygılar ortaya çıkar. Oysa serbest çağrışımın özü, bu sansürü aşabilmektir.

Rüya ve Çağrışım İlişkisi

Freud, rüyaların da bilinçdışına açılan bir kapı olduğunu savunmuştur. Rüya analizi sırasında danışandan rüyasındaki sembolleri serbest çağrışımla açıklaması istenir. Örneğin bir rüyada görülen “tren” çağrışımlar yoluyla yolculuk, ayrılık ya da ölüm temalarına bağlanabilir. Böylece rüya, kişinin içsel çatışmalarını anlamada bir araç haline gelir.


Serbest Çağrışımın Sağladığı Faydalar

Serbest çağrışım, psikanalitik terapinin kalbi olarak kabul edilir. Çünkü bu yöntem yalnızca danışanın “aklına gelenleri söylemesi” değil, aynı zamanda ruhsal iyileşme sürecinde kritik bir adımdır. Bastırılmış duyguların açığa çıkması, kişinin kendini daha iyi anlaması ve içsel çatışmaların çözülmesi bu teknik sayesinde mümkün hale gelir.

Derin İçgörü Kazanımı

Danışan, serbest çağrışım sırasında bilinçdışından gelen materyallerle yüzleşir. Çoğu zaman hayatındaki tekrar eden sorunların ya da ilişkilerindeki zorlukların kökenini fark eder. Örneğin, sürekli terk edilme kaygısı yaşayan bir kişi, çağrışımlar sırasında çocuklukta yaşadığı ayrılık deneyimlerine ulaşabilir.

Bastırılmış Anıların Ortaya Çıkışı

Freud’un gözlemlerine göre, danışanlar çoğunlukla “unutulmuş” ya da “önemsiz” sandıkları anıları serbest çağrışım sırasında hatırlar. Bu anılar, ruhsal çatışmaların merkezinde olabilir. Hatırlamak ve bu anılarla çalışmak, iyileşmenin önemli bir parçasıdır.

Duygusal Boşalım ve Rahatlama

Psikanalizde bu sürece katarsis denir. Bastırılmış duygular dile geldiğinde kişi duygusal bir boşalma yaşar. Ağlamak, öfkelenmek ya da rahatlama hissetmek bu sürecin doğal parçasıdır. Danışan, yüklerinden kurtuldukça daha hafif hisseder.

Kendini Tanıma ve Farkındalık

Serbest çağrışım, kişinin kendi iç dünyasını daha iyi görmesini sağlar. Günlük yaşamda fark etmediği tekrarlayan düşünce kalıplarını, bilinçsiz seçimlerini ya da duygusal tepkilerini anlamaya başlar. Bu farkındalık, daha bilinçli kararlar almasına ve daha sağlıklı ilişkiler kurmasına yardımcı olur.

İlişkisel Dinamiklerin Anlaşılması

Danışan, çağrışımlar sırasında ebeveynleriyle, partneriyle veya çocukluğundaki önemli figürlerle ilişkilerini gündeme getirebilir. Terapist bu anlatıları yorumlayarak danışanın bugün yaşadığı sorunların geçmişle bağlantısını ortaya koyar. Böylece kişi ilişkilerindeki tekrar eden döngüleri fark eder.


Serbest Çağrışımın Zorlukları

Her ne kadar serbest çağrışım psikanalitik terapinin en güçlü tekniklerinden biri olsa da uygulama süreci her zaman kolay değildir. Danışanların bilinçdışı materyalle yüzleşmesi yoğun duygular doğurabilir; terapist açısından ise süreci doğru şekilde yönetmek büyük bir sorumluluk gerektirir.

Dirençle Karşılaşmak

Serbest çağrışımın en sık karşılaşılan zorluğu, danışanın bir noktada konuşmayı durdurması ya da konuyu değiştirmesidir. “Aklıma hiçbir şey gelmiyor” ya da “Bunu söylemek istemiyorum” gibi ifadeler direncin göstergesidir. Direnç, aslında bilinçdışında çözülmemiş bir çatışmanın işaretidir. Ancak bu durum seansın ilerlemesini zorlaştırabilir.

Yoğun Duygusal Tepkiler

Bastırılmış anılar ve duygular açığa çıktığında danışanlarda kaygı, üzüntü, öfke ya da suçluluk gibi yoğun duygular görülebilir. Bu yüzleşme her zaman kolay değildir. Bazen danışan süreci yarıda bırakmak isteyebilir. Terapistin burada güven verici ve tutarlı bir şekilde süreci yönetmesi çok önemlidir.

Sansür ve Kontrol Eğilimi

Danışan, aklına geleni olduğu gibi söylemekte zorlanabilir. “Terapist ne düşünür?” ya da “Bu çok saçma” gibi düşünceler, bilinçdışı sansürün göstergesidir. Bu durum çağrışımın akışını engelleyebilir. Terapist, yargılamayan ve kabul edici bir tavırla bu engeli aşmaya yardımcı olur.

Yorumlama Riskleri

Serbest çağrışım sırasında ortaya çıkan materyal, her zaman doğrudan anlaşılır değildir. Terapistin yanlış yorum yapma riski vardır. Yanlış ya da aceleci yorumlar danışanda güvensizlik yaratabilir. Bu nedenle psikanalitik çalışmada terapistin eğitim, deneyim ve etik sorumlulukları hayati önem taşır.

Zaman ve Sabır Gerektirmesi

Serbest çağrışım tekniği hızlı sonuçlar veren bir yöntem değildir. Bazen haftalar, hatta aylar boyunca sürdürülen seanslardan sonra belirgin bir içgörü ortaya çıkabilir. Bu durum, kısa sürede çözüm arayan danışanlar için zorlayıcı olabilir.


Günümüzde Serbest Çağrışımın Kullanımı

Serbest çağrışım, yalnızca Freud’un dönemine ait bir yöntem değildir. Aradan geçen bir asırdan fazla zamana rağmen, psikanalitik ve psikodinamik terapilerin merkezinde yer almaya devam eder. Bununla birlikte, yöntem modern psikoloji ve hatta farklı disiplinlerde de esin kaynağı olmuştur.

Psikanalitik ve Psikodinamik Terapilerde

Günümüzde psikanalitik terapistler hâlâ serbest çağrışımı danışanın bilinçdışına ulaşmak için kullanır. Yöntem, özellikle aktarım, direnç ve savunma mekanizmalarının anlaşılmasında büyük önem taşır. Psikodinamik terapilerde ise daha kısa süreli çalışmalara uyarlanmış versiyonları vardır; burada çağrışımlar belli temalara odaklanarak kullanılır.

Rüya Analizi ile Birlikte

Freud’un mirası olan rüya analizi hâlen serbest çağrışımla birlikte uygulanır. Danışandan rüyasındaki semboller üzerine çağrışım yapması istenir. Böylece bilinçdışındaki sembolik anlamlar ortaya çıkarılır.

Yaratıcı Alanlarda İlham

Serbest çağrışım yalnızca terapi odasıyla sınırlı kalmamıştır.

  • Yaratıcı yazarlıkta “otomatik yazı” tekniği, serbest çağrışımın bir uyarlamasıdır. Yazarlar kalemi kâğıda koyar ve akıllarına gelenleri durmaksızın yazarak bilinçdışı malzemeyi ortaya çıkarmaya çalışır.

  • Sanat terapisi uygulamalarında da bireyden özgürce çizim yapması veya aklına gelen imgeleri ifade etmesi istenir.

Modern Psikoterapilerle Bağlantılar

Günümüzün farklı terapi yaklaşımlarında da serbest çağrışımın izleri görülebilir:

  • Mindfulness ve farkındalık temelli terapilerde, kişinin aklından geçenleri yargısızca gözlemlemesi teşvik edilir. Bu, serbest çağrışımın temel felsefesine oldukça yakındır.

  • Bilişsel terapilerde, danışanın otomatik düşüncelerini dile getirmesi de benzer bir işlev görür: zihinsel filtrelerin fark edilmesi.

Kültürel ve Akademik Etki

Serbest çağrışım, psikolojinin ötesinde edebiyat, felsefe ve sanat dünyasına da girmiştir. 20. yüzyılın ünlü akımı sürrealizm, bilinçdışını sanata yansıtmak için serbest çağrışımı yaratıcı bir yöntem olarak benimsemiştir.


Pratik Bir Deneme: Kendi Kendine Serbest Çağrışım

Serbest çağrışım esasen bir terapi tekniğidir ve profesyonel bir terapist eşliğinde uygulandığında derin bir anlam kazanır. Ancak farkındalık çalışması ya da kişisel gelişim amacıyla, basit bir egzersiz olarak kendi kendinize de deneyebilirsiniz. Bu uygulama, bilinçdışı dünyanızı keşfetmek için küçük bir adım niteliği taşır.

Nasıl Yapılır?

Sessiz Bir Ortam Seçin
Dikkatinizin dağılmayacağı, kendinizi rahat hissedeceğiniz bir yer bulun. Telefonunuzu sessize alın, dış uyaranları en aza indirin.

Bir Zaman Sınırı Koyun
5–10 dakika ile başlayabilirsiniz. Bu süre içinde yapacağınız tek şey, aklınıza gelenleri hiç durmadan yazmak ya da sesli olarak dile getirmek olsun.

Sansürü Devre Dışı Bırakın
“Bu saçma oldu, bunu yazmayayım” gibi düşünceler aklınıza gelebilir. Bunları fark edin ama durmayın. Önemli olan, zihninizi filtrelemeden akıtabilmenizdir.

Sonuçları Yargılamayın
Egzersiz bittikten sonra yazdıklarınızı ya da söylediklerinizi incelemek zorunda değilsiniz. Önemli olan ortaya çıkan içeriği “doğru” ya da “yanlış” olarak etiketlemeden deneyimlemektir.

Ne İşe Yarar?

Zihninizin sürekli ürettiği düşünce akışını fark etmenizi sağlar.

Günlük yaşamda bastırdığınız duyguların küçük izlerini görebilirsiniz.

Kendinize dair farkındalık geliştirmek için basit ama güçlü bir adım olur.

🔔 Not: Bu egzersiz bir terapi yerine geçmez. Bastırılmış anılar ya da yoğun duygularla karşılaşırsanız, bunları güvenli bir şekilde çalışabilmek için bir terapistten destek almak önemlidir.


Serbest çağrışım, Freud’un psikanalize kazandırdığı en önemli tekniklerden biridir. Danışanın aklına gelen her şeyi sansürsüz biçimde ifade etmesine dayanan bu yöntem, bilinçdışının kapılarını aralar. Bastırılmış duyguların, unutulmuş anıların ve çözümlenmemiş çatışmaların ortaya çıkması, hem terapötik sürecin ilerlemesini sağlar hem de kişinin kendini daha iyi tanımasına imkân verir.

Bugün serbest çağrışım hâlâ psikanalitik terapilerin temelini oluştururken; sanat, edebiyat ve modern psikoterapilerde de etkisini göstermektedir. Yaratıcı yazarlıkta, mindfulness pratiklerinde veya sanat terapilerinde karşımıza çıkan özgür ifade biçimleri, bu tekniğin ilham verici yönünü ortaya koyar.

Elbette serbest çağrışım kolay bir süreç değildir. Direnç, sansür ve yoğun duygularla yüzleşmek zaman zaman zorlayıcı olabilir. Ancak terapistin rehberliği ve danışanın süreçteki cesareti, bu zorlukların aşılmasını mümkün kılar.

Sonuç olarak serbest çağrışım, insanın kendi iç dünyasına yapacağı derin bir yolculuktur. Bu yolculuk, yalnızca ruhsal sıkıntıların anlaşılmasına değil, aynı zamanda bireyin kendini keşfetmesine de hizmet eder. Freud’un yüzyıl önce başlattığı bu yöntem, bugün hâlâ insan ruhsallığını anlamada en güçlü araçlardan biri olmaya devam etmektedir.


Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar, psikodinamik yönelim ağırlıklı çalışmaktadır. Travmalarla çalışırken EMDR yöntemini, kişilik örüntüleriyle çalışırken Şema Terapiyi, ilişkilerde ise Gottman Çift Terapisi yaklaşımını kullanmaktadır. Özellikle narsisizm, bağlanma sorunları ve ilişkisel dinamikler üzerine yoğunlaşır. Yazılarında hem klinik deneyimlerinden hem de bilimsel araştırmalardan beslenerek psikolojik kavramları herkesin anlayabileceği bir dille aktarmayı amaçlar.


Kaynaklar

Geçtan, E. (2017). Psikanaliz ve Sonrası. İstanbul: Metis Yayınları.

Öztürk, M. O. (2015). Psikanaliz ve Psikodinamik Kuramlar. Ankara: Nobel Akademik Yayıncılık.

Freud Serbest Çağrışım Tekniği
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

ADHD – Yetişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu
ADHD – Yetişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu
18 Ağustos 2023

Yetişkin Bireylerde ADHD Türkçe karşılığı, “DEHB, Dikkat eksikliği hiperaktivite...

Devamı
Borderline Kişilik Yapısı: DSM-5 Tanı Ölçütlerine Klinik Bir Bakış
Borderline Kişilik Yapısı: DSM-5 Tanı Ölçütlerine Klinik Bir Bakış
19 Ocak 2023

Borderline kişilik yapısı, Amerikan Psikiyatri Birliği tarafından yayımlanan...

Devamı
Yetişkinlerde Bağlanma Biçimleri: Sizinki Hangisi?
Yetişkinlerde Bağlanma Biçimleri: Sizinki Hangisi?
8 Ocak 2024

Yetişkinlerde bağlanma biçimleri, John Bowlby'nin geliştirdiği Bağlanma...

Devamı
Esrar (Cannabis) Kullanımının Olumsuz Etkileri
Esrar (Cannabis) Kullanımının Olumsuz Etkileri
7 Eylül 2021

Esrar Kullanımının Psikolojik Etkileri ve Yoksunluk Belirtileri Psikolojik...

Devamı

Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçl Sevilmek için neden bazen sesimizi kısar, ihtiyaçlarımızı geri çeker, kendimizden vazgeçeriz?
Bu bölümde Küçük Deniz Kızı masalını; İngiliz Psikanalist Winnicott’ın gerçek/sahte benlik ayrımı ve Klinik Psikolog Dana Crowley Jack’in kendini susturma kavramı üzerinden ele alıyoruz. 
Çünkü bazen mesele aşk için fedakârlık değil; sevilmek uğruna kendi sesini kaybetmektir.
Yeni bölüm Spotify ve Apple Podcasts’te.
Yeni bölümlerden haberdar olmak için Seans Odası Sakinleri podcastini takip edebilirsiniz ❤️
#podcast #psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
“İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimiz “İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimizde, onu dış dünyada kaderimizmiş gibi yaşarız.” - Jung
Bazen benzer ilişkilere çekilir, benzer insanlara öfkelenir, benzer durumlarda geri çekilir ya da aynı tür hayal kırıklıklarını farklı sahnelerde yeniden yaşarız. Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar şanssızlık, kader ya da hayatın bize hazırladığı bir tekrar gibi görünebilir. Oysa dış dünyada sürekli karşımıza çıkan şey, bazen içimizde henüz fark edilmemiş olanın izidir.
Bilinçdışı, yalnızca bastırılmış anılardan ya da unutulmuş deneyimlerden oluşmaz. Çocuklukta geliştirdiğimiz savunmalar, ilişkiler içinde öğrendiğimiz roller, kendimize dair inançlarımız, korkularımız, arzularımız ve gölgede kalan yanlarımız da bilinçdışının parçalarıdır. 
Örneğin “Ben hep terk ediliyorum” diye düşündüğünüzde, farkında olmadan terk edilmeyi bekleyen, yakınlığı tehdit gibi algılayan ya da ilişkilerde kendinizi sürekli aynı mesafeye yerleştiren bir iç düzenekle hareket ediyor olabilirsiniz. 
Bu yaşadığınız acının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, acının yalnızca dış koşullardan değil, içsel tekrar örüntülerinden de beslendiğini gösterir. Elbette her şeyin nedeni bilinçdışı değildir. Toplumsal koşullar, travmalar, kayıplar, ekonomik gerçekler ve başkalarının davranışları yaşamımız üzerinde gerçek bir etkiye sahiptir.
Fark edilmeyen duygu çoğu zaman davranışa dönüşür. Kabul edilmeyen öfke pasif saldırganlık olarak ortaya çıkabilir. Tanınmayan değersizlik hissi sürekli onay arayışına dönüşebilir. Yüzleşilmeyen korku ise kontrol ihtiyacı olarak ilişkilerimize sızabilir. 
Bilinçli hale getirmek, yalnızca zihinsel olarak “anlamak” değildir. Kendi iç dünyamızı gözlemleyebilmek, duygularımıza isim verebilmek, tetiklendiğimiz anları fark edebilmek ve eski tepkilerimizle bugünkü gerçekliği ayırt edebilmektir. 
Terapi de çoğu zaman tam olarak bu alanda çalışır: kader sandığımız tekrarları psikolojik bir dile çevirmek. İç dünyamızı tanımaya başladığımızda dış dünya tamamen değişmeyebilir. Ancak biz, aynı dünyaya aynı bilinçdışı zorunluluklarla cevap vermek zorunda kalmayız. 🌷
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar
#psikoloji
Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.
Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.
Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵
#podcast #psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.