Tuğçe Turanlar
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
Tuğçe Turanlar
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
featured_image

Şema Terapi – Uyumsuz Şemalar ve Nedenleri

29 Mayıs 2024 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar Travma ve Bedensel Bellek 0 Yorum

Şema Terapi

Şema terapi, bireylerin çocukluk döneminde geliştirdiği ve yetişkinlik döneminde de devam eden, yaşam kalitesini olumsuz etkileyen kalıcı düşünce, duygu ve davranış kalıplarını anlamayı ve değiştirmeyi amaçlayan bir terapi yaklaşımıdır. Jeffrey Young tarafından geliştirilen bu terapi yöntemi, toplam 18 temel şema üzerine odaklanır.

Bu şemalar, kişinin geçmiş deneyimlerinin bir yansıması olarak, genellikle bilinçdışı düzeyde işleyerek, tekrarlayan olumsuz döngüler yaratır. Şema terapisi, bireyin bu kalıpları fark etmesini, kökenlerini anlamasını ve sağlıklı başa çıkma stratejileri geliştirmesini hedefler. Bu yazıda, 18 temel şemanın her birini detaylıca inceleyecek ve bu şemaların bireyin yaşamını nasıl etkilediğini araştıracağız.

Uyumsuz Şemalar

Duygusal Yoksunluk Şeması

Duygusal Yoksunluk şeması, bireylerin ihtiyaç duydukları duygusal desteği, anlayışı ve empatiyi alamadıkları inancını taşımalarına neden olur. Bu şemaya sahip kişiler, başkalarından bekledikleri duygusal ilgiyi, sıcaklığı ve desteği alamayacaklarına inanırlar.

Nedenleri

  • Çocukluk döneminde ebeveynlerden yeterli duygusal destek, ilgi ve anlayış görmemek.
  • Aile içinde duygusal olarak mesafeli veya soğuk bir ortamda büyümek.
  • Ebeveynlerin duygusal olarak erişilemez veya ilgisiz olması.

Araştırmalar

  • Young, Klosko ve Weishaar (2003), duygusal yoksunluk şemasının çocukluk dönemindeki ihmal ve duygusal desteğin yetersiz olmasından kaynaklandığını belirtmiştir.
  • Schmidt ve ark. (1995) bu şemanın, depresyon ve anksiyete gibi psikolojik rahatsızlıklarla ilişkili olduğunu bulmuştur.

Terk Edilme Şeması

Terk Edilme şeması, bireyin önemli kişiler tarafından terk edileceği ve yalnız kalacağı korkusunu taşır. Bu şemaya sahip bireyler, sevdikleri kişilerin onları bırakacağına veya öleceğine inanırlar.

Nedenleri

  • Çocukluk döneminde ebeveyn kaybı, boşanma veya sürekli ayrılıklar yaşamak.
  • Güvenli bağlanma geliştirememek.
  • Sürekli değişen bakım verenler.

Araştırmalar

  • Young ve ark. (2003) terk edilme şemasının, çocukluk döneminde yaşanan kayıplar ve ayrılıklarla bağlantılı olduğunu göstermiştir.
  • Renner ve Holmes (2005), terk edilme şemasının ilişkisel problemlerle yakından ilişkili olduğunu bulmuşlardır.

Kuşkuculuk Şeması

Kuşkuculuk şeması, bireylerin başkalarının niyetlerine karşı sürekli şüphe duymalarına neden olur. Bu şemaya sahip kişiler, başkalarının kendilerini kandıracağına, zarar vereceğine veya kötü niyetli olduğuna inanırlar.

Nedenleri

  • Çocuklukta ihanet veya aldatma deneyimleri.
  • Güvensiz aile ortamı.
  • Ebeveynlerin manipülatif davranması veya yalan söylemesi.

Araştırmalar

  • Young ve ark. (2003), kuşkuculuk şemasının çocukluk döneminde yaşanan güvensizlik ve ihanet deneyimlerinden kaynaklandığını belirtmiştir.
  • Giesen-Bloo ve ark. (2006), bu şemanın paranoid düşünce ve davranışlarla ilişkili olduğunu bulmuşlardır.

Sosyal İzolasyon Şeması

Sosyal İzolasyon şeması, bireyin sosyal çevresinden dışlandığı ve ait olmadığı duygusunu yaşamasına neden olur. Bu şemaya sahip kişiler, toplum tarafından kabul edilmediklerine inanırlar.

Nedenleri

  • Çocuklukta sosyal dışlanma veya zorbalık deneyimleri.
  • Aile tarafından yetersiz sosyal destek.
  • Sosyal becerilerin yetersiz gelişimi.

Araştırmalar

  • Young ve ark. (2003), sosyal izolasyon şemasının sosyal reddedilme ve dışlanma deneyimlerinden kaynaklandığını belirtmiştir.
  • Calvete ve ark. (2005), bu şemanın sosyal anksiyete ve depresyonla ilişkili olduğunu bulmuşlardır.

Kusurluluk Şeması

Kusurluluk şeması, bireyin kendisini içsel olarak kusurlu, yetersiz ve değersiz hissetmesine neden olur. Bu şemaya sahip kişiler, başkalarının kendilerini kabul etmeyeceğine inanırlar.

Nedenleri

  • Ebeveynler tarafından sürekli eleştirilme.
  • Aile içinde sürekli yetersiz ve kusurlu hissettirilme.
  • Çocuklukta aşağılanma ve küçük düşürülme deneyimleri.

Araştırmalar

  • Young ve ark. (2003), kusurluluk şemasının çocukluk döneminde yaşanan eleştiri ve aşağılamalarla ilişkili olduğunu belirtmiştir.
  • Pinto-Gouveia ve ark. (2006), bu şemanın düşük benlik saygısı ve depresyonla ilişkili olduğunu bulmuşlardır.

Başarısızlık Şeması

Başarısızlık şeması, bireyin kendisini yetersiz, başarısız ve yeteneksiz olarak görmesine neden olur. Bu şemaya sahip kişiler, hayatta başarılı olamayacaklarına inanırlar.

Nedenleri

  • Çocukluk döneminde ebeveynlerden gelen yüksek beklentiler ve baskılar.
  • Sürekli başarısızlık ve hayal kırıklığı deneyimleri.
  • Ebeveynlerin çocuklarını sürekli başkalarıyla kıyaslaması.

Araştırmalar

  • Young ve ark. (2003), başarısızlık şemasının çocukluk döneminde yaşanan yüksek beklentiler ve sürekli eleştirilerle ilişkili olduğunu belirtmiştir.
  • Riso ve Hudson (2006), bu şemanın düşük benlik saygısı ve performans kaygısıyla ilişkili olduğunu bulmuşlardır.

Bağımlılık Şeması

Bağımlılık şeması, bireyin kendi başına karar veremeyeceğine ve işlerini tek başına halledemeyeceğine inanmasına neden olur. Bu şemaya sahip kişiler, sürekli başkalarının desteğine ihtiyaç duyarlar.

Nedenleri

  • Ebeveynlerin aşırı koruyucu ve kontrolcü olması.
  • Çocuklukta bağımsızlık ve özerklik geliştirme fırsatlarının engellenmesi.
  • Ebeveynlerin çocukları sürekli yönlendirmesi ve bağımsızlıklarını sınırlaması.

Araştırmalar

  • Young ve ark. (2003), bağımlılık şemasının aşırı koruyucu ebeveynlik ve bağımsızlık fırsatlarının engellenmesiyle ilişkili olduğunu belirtmiştir.
  • Renner ve Holmes (2005), bu şemanın bağımsızlık ve özerklikle ilgili problemlerle ilişkili olduğunu bulmuşlardır.

Dayanıksızlık Şeması

Dayanıksızlık şeması, bireyin kendisini fiziksel veya duygusal olarak savunmasız hissetmesine neden olur. Bu şemaya sahip kişiler, hastalanacakları, zarar görecekleri veya başlarına kötü bir şey geleceği korkusunu taşırlar.

Nedenleri

  • Ebeveynlerin aşırı koruyucu ve endişeli olması.
  • Çocuklukta travmatik olaylar yaşamak.
  • Ebeveynlerin sürekli tehlikelere karşı uyarması ve korkutması.

Araştırmalar

  • Young ve ark. (2003), dayanıksızlık şemasının aşırı koruyucu ve endişeli ebeveynlik tarzıyla ilişkili olduğunu belirtmiştir.
  • Schmidt ve ark. (1995), bu şemanın anksiyete bozukluklarıyla ilişkili olduğunu bulmuşlardır.

İç İçelik/Gelişmemiş Benlik Şeması

İç İçelik/Gelişmemiş Benlik şeması, bireyin kimlik duygusunu geliştirememesi ve diğerleriyle aşırı derecede iç içe geçmiş hissetmesine neden olur. Bu şemaya sahip kişiler, bağımsız bir kimlik geliştirmekte zorlanırlar.

Nedenleri

  • Ebeveynlerin aşırı müdahaleci ve kontrolcü olması.
  • Çocuklukta bağımsız kimlik geliştirme fırsatlarının engellenmesi.
  • Aile içinde aşırı derecede iç içe geçmiş ilişkiler.

Araştırmalar

  • Young ve ark. (2003), iç içelik/gelişmemiş benlik şemasının aşırı müdahaleci ve kontrolcü ebeveynlikle ilişkili olduğunu belirtmiştir.
  • Calvete ve ark. (2005), bu şemanın kimlik sorunları ve ilişki bağımlılığıyla ilişkili olduğunu bulmuşlardır.

Boyun Eğicilik Şeması

Boyun Eğicilik şeması, bireyin kendi ihtiyaçlarını ve duygularını sürekli olarak diğerlerinin ihtiyaçları ve talepleri karşısında ikinci plana atmasına neden olur. Bu şemaya sahip kişiler, sürekli başkalarının isteklerine boyun eğerler.

Nedenleri

  • Ebeveynlerin çocuklarına sürekli boyun eğdirmesi ve kendi isteklerini dayatması.
  • Çocuklukta kendi ihtiyaçlarının ve duygularının sürekli göz ardı edilmesi.
  • Ebeveynlerin otoriter ve kontrolcü olması.

Araştırmalar

  • Young ve ark. (2003), boyun eğicilik şemasının otoriter ve kontrolcü ebeveynlik tarzıyla ilişkili olduğunu belirtmiştir.
  • Schmidt ve ark. (1995), bu şemanın düşük benlik saygısı ve depresyonla ilişkili olduğunu bulmuşlardır.

Kendini Feda Etme Şeması

Kendini Feda Etme şeması, bireyin kendi ihtiyaçlarını göz ardı ederek başkalarının ihtiyaçlarına odaklanmasına neden olur. Bu şemaya sahip kişiler, başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koyarlar.

Nedenleri

  • Çocuklukta ebeveynlerin sürekli fedakarlık yapma ve diğerlerinin ihtiyaçlarını karşılama yönünde telkinlerde bulunması.
  • Aile içinde kendi ihtiyaçlarının değersiz veya önemsiz hissettirilmesi.
  • Kendi duygusal ihtiyaçlarının ihmal edilmesi.

Araştırmalar

  • Young ve ark. (2003), kendini feda etme şemasının, çocukluk döneminde başkalarının ihtiyaçlarını karşılama yönünde baskı yaşamakla ilişkili olduğunu belirtmiştir.
  • Harris ve Curtin (2002), bu şemanın, yetişkinlikte ilişkisel problemler ve tükenmişlik ile ilişkili olduğunu bulmuşlardır.

Duyguları Bastırma Şeması

Duyguları Bastırma şeması, bireyin duygularını ve ihtiyaçlarını ifade etmekten kaçınmasına ve bastırmasına neden olur. Bu şemaya sahip kişiler, duygusal ifadelerini kontrol ederler ve başkalarına karşı duygusal olarak mesafeli olurlar.

Nedenleri

  • Ebeveynlerin duygusal ifadeleri onaylamaması veya cezalandırması.
  • Çocuklukta duyguların ifade edilmesinin zayıflık veya sorun olarak görülmesi.
  • Aile içinde duygusal ifadelerin sınırlı olması.

Araştırmalar

  • Young ve ark. (2003), duyguları bastırma şemasının, duygusal ifadelerin onaylanmadığı ve cezalandırıldığı bir aile ortamında geliştiğini belirtmiştir.
  • Gross ve John (2003), duyguları bastırmanın, depresyon ve anksiyete gibi psikolojik rahatsızlıklarla ilişkili olduğunu bulmuşlardır.

Yüksek Standartlar Şeması

Yüksek Standartlar şeması, bireyin kendisi için aşırı yüksek beklentiler belirlemesine ve mükemmeliyetçi olmasına neden olur. Bu şemaya sahip kişiler, sürekli mükemmel olma çabası içindedirler ve kendi başarılarını yeterli bulmazlar.

Nedenleri

  • Ebeveynlerin çocuklarına karşı aşırı yüksek beklentiler içinde olması.
  • Sürekli olarak başarılı olma baskısı yaşamak.
  • Başarısızlık veya hata yapmanın kabul edilmediği bir aile ortamında büyümek.

Araştırmalar

  • Young ve ark. (2003), yüksek standartlar şemasının, çocukluk döneminde aşırı yüksek beklentilerle ilişkili olduğunu belirtmiştir.
  • Egan, Wade ve Shafran (2011), mükemmeliyetçiliğin, anksiyete ve depresyon ile yakından ilişkili olduğunu bulmuşlardır.

Haklılık Şeması

Haklılık şeması, bireyin kendisini diğerlerinden üstün görmesine ve kurallara uymadan ayrıcalıklı bir şekilde davranma hakkına sahip olduğuna inanmasına neden olur. Bu şemaya sahip kişiler, başkalarından özel muamele beklerler.

Nedenleri

  • Ebeveynlerin çocuğa sürekli olarak üstün ve özel olduğu mesajını vermesi.
  • Aile içinde ayrıcalıklı muamele görmek.
  • Ebeveynlerin çocuğun sınırlarını ve kuralları göz ardı etmesi.

Araştırmalar

  • Young ve ark. (2003), haklılık şemasının, çocukluk döneminde ayrıcalıklı muamele görmekle ilişkili olduğunu belirtmiştir.
  • Campbell ve ark. (2004), narsisistik eğilimler ve haklılık duygusu arasındaki ilişkiyi araştırmış ve bu şemanın narsisistik kişilik özellikleriyle ilişkili olduğunu bulmuşlardır.

Yetersiz Özdenetim Şeması

Yetersiz Özdenetim şeması, bireyin dürtülerini ve duygusal tepkilerini kontrol etmede zorlanmasına neden olur. Bu şemaya sahip kişiler, anlık tatmin peşinde koşar ve uzun vadeli hedeflere ulaşmada zorlanırlar.

Nedenleri

  • Ebeveynlerin çocuğa sınır koymada yetersiz kalması.
  • Disiplin ve özdenetim konularında tutarsızlık.
  • Aile içinde kurallara ve sınırlara yeterince önem verilmemesi.

Araştırmalar

  • Young ve ark. (2003), yetersiz özdenetim şemasının, çocukluk döneminde sınır koymada yetersizlik ve disiplin eksikliği ile ilişkili olduğunu belirtmiştir.
  • Tangney, Baumeister ve Boone (2004), düşük özdenetimin, çeşitli davranışsal ve psikolojik sorunlarla ilişkili olduğunu bulmuşlardır.

Onay Arama Şeması

Onay Arama şeması, bireyin başkalarının onayını ve beğenisini kazanma ihtiyacı duymasına neden olur. Bu şemaya sahip kişiler, kendilik değerini başkalarının onayı üzerinden belirlerler.

Nedenleri

  • Ebeveynlerin çocuğu sürekli onaylama ve beğeni üzerinden motive etmesi.
  • Aile içinde başarıların ve davranışların sürekli onaylanması.
  • Kendi değerini başkalarının onayı üzerinden belirlemeye yönlendirilmek.

Araştırmalar

  • Young ve ark. (2003), onay arama şemasının, çocukluk döneminde sürekli onaylanma ihtiyacı ile ilişkili olduğunu belirtmiştir.
  • Lopez ve ark. (2001), onay arama davranışlarının, düşük benlik saygısı ve sosyal anksiyete ile ilişkili olduğunu bulmuşlardır.

Karamsarlık Şeması

Karamsarlık şeması, bireyin geleceğe dair sürekli olumsuz beklentiler taşımasına ve kötü şeyler olacağına inanmasına neden olur. Bu şemaya sahip kişiler, sürekli olarak en kötü senaryoları düşünürler.

Nedenleri

  • Aile içinde sürekli olarak olumsuz ve karamsar bir bakış açısının olması.
  • Çocuklukta sürekli kötü şeylerin olacağına dair uyarılar ve korkutmalar.
  • Ebeveynlerin geleceğe dair sürekli olumsuz beklentileri olması.

Araştırmalar

  • Young ve ark. (2003), karamsarlık şemasının, çocukluk döneminde sürekli olumsuz ve karamsar bir bakış açısı ile ilişkili olduğunu belirtmiştir.
  • Alloy ve ark. (1990), depresif eğilimler ve karamsar düşünce kalıpları arasındaki ilişkiyi araştırmış ve bu şemanın depresyonla ilişkili olduğunu bulmuşlardır.

Cezalandırıcılık Şeması

Cezalandırıcılık şeması, bireyin kendisine ve başkalarına karşı sert ve cezalandırıcı olmasına neden olur. Bu şemaya sahip kişiler, hataların affedilmemesi gerektiğine inanırlar.

Nedenleri

  • Ebeveynlerin çocuklarına karşı sert ve cezalandırıcı tutum sergilemesi.
  • Hata ve başarısızlıkların aile içinde ağır şekilde cezalandırılması.
  • Mükemmeliyetçi ve katı bir aile ortamında büyümek.

Araştırmalar

  • Young ve ark. (2003), cezalandırıcılık şemasının, çocukluk döneminde sert ve cezalandırıcı ebeveynlik ile ilişkili olduğunu belirtmiştir.
  • Brewin, Andrews ve Gotlib (1993), cezalandırıcı düşünce kalıplarının, depresyon ve düşük benlik saygısı ile ilişkili olduğunu bulmuşlardır.

Şema terapi, bireylerin hayatını olumsuz etkileyen köklü düşünce ve davranış kalıplarını anlamada ve değiştirmede güçlü bir araç sunar. Bu yazıda ele aldığımız 18 temel şema, bireyin geçmiş deneyimlerinin ve duygusal yaralarının nasıl şekillendiğini ve bu şemaların yaşam kalitesine nasıl etki ettiğini ortaya koymaktadır. Her bir şema, bireyin özgün hikayesini yansıtır ve kişisel gelişim yolculuğunda önemli ipuçları barındırır. Şema terapisi ile bu derinlemesine anlama süreci, bireylerin daha sağlıklı ve tatmin edici bir yaşam sürmelerine olanak tanır. Bu süreçte, kendinizi ve duygusal ihtiyaçlarınızı daha iyi tanıyarak, sağlıklı başa çıkma stratejileri geliştirebilir ve yaşamınıza olumlu yönde yön verebilirsiniz.

Şema Terapi – Uyumsuz Şemalar ve Nedenleri

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar

Referanslar

Ar, Y. (2014). Büyüklenmecilik ya da İncinebilirlik: NarsisistikKişilik Örgütlenmesinin Şema Terapi Yaklaşımı Çerçevesinde Ele Alınması. Ayna Klinik Psikoloji Dergisi, 1(3), 29-43. https://doi.org/10.31682/ayna.470593

Young, J. E., Klosko, J. S., & Weishaar, M. E. (2003). Schema Therapy: A Practitioner’s Guide. Guilford Press.

Görüşme talepleri ve sorularınız için İletişim sayfasındaki bilgilerden ulaşabilirsiniz.

Bu yazıyı paylaş

Bu içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez.

Bireysel psikoterapi Çocukluk Travmaları Online Bireysel Terapi
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Kişilik Bozukluklarında EMDR Terapisi
Kişilik Bozukluklarında EMDR Terapisi
3 Ekim 2025

EMDR terapisi, travmatik anıların işlenmesine yardımcı olmak için geliştirilen...

Devamı
Yetişkinlerde Travma: Belirtileri ve Etkileri
Yetişkinlerde Travma: Belirtileri ve Etkileri
15 Ocak 2024

Yetişkinlerde travma, kişinin baş etme kapasitesini aşan bir olayın ardından...

Devamı
Dopamin Detoksu Nedir? Gerçekten İşe Yarar mı?
Dopamin Detoksu Nedir? Gerçekten İşe Yarar mı?
18 Haziran 2024

Dopamin detoksu, adının aksine beyni dopaminden arındırmak değildir; böyle bir...

Devamı
Kuşkuculuk Şeması Nedir? Güvensizlik ve Suistimal Şeması
Kuşkuculuk Şeması Nedir? Güvensizlik ve Suistimal Şeması
19 Haziran 2024

Kuşkuculuk (güvensizlik/suistimal) şeması, kişinin başkalarının kendisini...

Devamı

Yani, “Yaşamın anlamı nedir?” sorusu her zaman cev Yani, “Yaşamın anlamı nedir?” sorusu her zaman cevaplanmak için sorulmuyor. Bazen merakla, bazen de hayattan kopunca soruluyor. Hangisi olduğunu soru değil, soranın hayatı gösteriyor.
Son zamanlarda insanların okumakta ve okuduklarını Son zamanlarda insanların okumakta ve okuduklarını anlamakta zorlandığını görüyorum. Ve bunu genellikle ADHD’ye bağlıyorlar. Fakat her odaklanma güçlüğü ADHD değil. ADHD nörogelişimsel bir tablo; bambaşka bir şey. Benim gördüğüm şey daha çok bir alışkanlık meselesi: Sürekli hızlı, değişken ve yüksek uyarımlı içeriklere maruz kalmak, dikkatimizi kullanma biçimimizi değiştiriyor.
Bir de yapay zekâyla birlikte insanlar düşünmeye daha az ihtiyaç duymaya başladı. Üzerine çok düşünmeden her sorunun cevabını ondan alabiliyorsunuz.  Düşünsenize, sizin yerinize düşünen bir zekâ.
Ama esas kaybettiğimiz şeyin düşünme alışkanlığından çok “bilmeme halinde durabilmek” olduğunu düşünüyorum.
Eskiden metacognition, yani ne düşündüğünü düşünme kavramı benim çok hoşuma giderdi. İlişkisel psikanaliz üzerine aldığım eğitimlerde de seans odasında bunun nasıl işlediğini çok konuşurduk. Ne düşünüyorum? Neden böyle düşünüyorum? Bu düşünce nereden geliyor? Gördüğüm şey gerçekten orada mı, yoksa ben mi ona bir anlam yüklüyorum?
Ve ben bu kavramla etrafa baktığımda insanların bundan ne kadar uzaklaştığını görüyorum.
Biz düşünmezsek nasıl var olacağız? :)
Okumazsak nasıl neden-sonuç ilişkisi kuracağız? Bir fikrin nereden geldiğini, hangi düşünceye dayandığını, neyle çeliştiğini nasıl anlayacağız?
Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, s Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, sonsuz kez daha yaşamak zorunda olsaydınız ne hissederdiniz?
Bu soru Nietzsche’ye ait. Bengi dönüş dediği düşünce deneyinde, bir iblis gece yarısı yanınıza sokulur ve der ki: Bu hayatı, her acısı, her sevinci, her sıradan ayrıntısıyla sonsuz kez daha yaşayacaksın. 
Nietzsche sorar: Yere kapanıp lanet mi edersiniz, yoksa “bundan daha güzel bir şey duymadım” diyebileceğiniz bir an yaşadınız mı hiç?
Psikiyatr Irvin Yalom bu soruyu terapide bir turnusol kâğıdı gibi kullanır. Çünkü aynı hayatı tekrar yaşama fikri size dayanılmaz geliyorsa, bunun çoğu zaman tek bir açık nedeni vardır: Hayatınızı henüz iyi yaşamadığınıza inanıyorsunuzdur. Yalom’un dikkat çektiği şey de budur: Ölümden en çok korkan, hayatı en çok seven değil, çoğu zaman hayatını en az yaşamış olandır.
Ama sorunun amacı sizi geçmişin pişmanlığında boğmak değil. Yön ileri: Bundan sonra hayatımı nasıl yaşamalıyım ki, beş yıl sonra dönüp baktığımda yeni pişmanlıklar biriktirmemiş olayım?
Bengi dönüş iblisi bu gece kapınızı çalsa, ona ne cevap verirdiniz?
Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derin Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derinlerde saklı duran karanlık bir depo, mistik bir hayal gücü veya açılmayı bekleyen gizli bir kutu gelir. Özellikle Jung ve romantik filozoflar, bilinçdışını her şeyin içine tıkıştırıldığı karmaşık bir yığın veya “karanlık bir irade” olarak resmetmişlerdir. Ancak Jacques Lacan, bu yaygın inancı kökünden sarsar.
Lacan’a göre bilinçdışı varlıksal (ontolojik) bir madde veya mekân değil; bir boşluk, bir yarık ve bir kesintidir. Kusursuzca işlediğini sandığımız günlük hayatımızda, düzgün akan bir cümlemizde aniden ortaya çıkan bir tökezleme, bir duraksama ya da rüyamızdaki mantıksız bir kopuş basit bir yorgunluk belirtisi değildir. 
Lacan, Freud’un tam da bu aksayan yerde, söylemdeki o delikte ya da boşlukta ne bulduğunu sorar ve şu sarsıcı cevabı verir: Henüz gerçekleşmemiş bir şey.
Bilinçdışı bize kendini “doğmamış olanın alanında askıda bekleyen” bir şey olarak gösterir. Bu yüzden dilimiz sürçtüğünde yaşadığımız o anlık bocalama, aslında o tanımsız boşluktan kelimenin tam anlamıyla doğan bir “buluş” veya bize beklediğimizden hem daha azını hem de daha fazlasını veren bir “sürpriz” niteliğindedir.
Ancak bu sürpriz kalıcı değildir. Lacan’ın vurguladığı gibi, bilinçdışının adeta ritmik bir nabız atışı işlevi vardır; o yarıktan bir anlığına gün ışığına çıkar, gerçekleşmemiş arzunun hakikatini fısıldar ve hemen ardından tekrar kendi üstüne kapanıp kaybolmaya yazgılıdır. O kapanmadan önceki kısacık an, kendimizi en çok ele verdiğimiz andır.
Yani bir dahaki sefere diliniz sürçtüğünde veya tuhaf bir rüya gördüğünüzde bunu sıradan bir “hata” diyerek geçiştirmeyin. Çünkü tam o anda, içinizde henüz gerçekleşmemiş bir arzu, o kısacık boşluktan size bir şeyler anlatmaya çalışıyor olabilir.
🌷
#psikoloji
Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.