Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
featured_image

Çocukluk Çağı Travmaları: Yetişkinlikteki Etkileri

7 Eylül 2021 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma, Travma ve Bedensel Bellek 0 Yorum
Çocukluk çağı travmaları, yalnızca geçmişte kalan zor deneyimler değildir; kişinin duygularını düzenleme biçimini, ilişki kurma örüntülerini, kendilik algısını ve dünyaya duyduğu güveni yetişkinlikte de etkileyebilir. İhmal, istismar, aile içi şiddet, duygusal olarak görülmeme ya da uzun süreli güvensizlik bu kapsamda değerlendirilir. Etkilerin görülmesi kaçınılmaz değildir; destekleyici ilişkiler ve terapi süreci bu izlerin işlenmesine alan açabilir.

Çocuk, yaşadığını anlamlandıracak kavramsal araçlara henüz sahip değildir. Bu nedenle olan biteni çoğu zaman kendi üzerinden okur: “Demek ki ben yeterince iyi değilim.” Bu erken sonuç, yıllar sonra bile kişinin kendisiyle kurduğu ilişkide sürebilir.

Çocukluk Travması Neyi Kapsar?

Travma denince akla çoğunlukla tek ve büyük bir olay gelir. Oysa çocukluk çağında etkisi en uzun süren deneyimler çoğu zaman süreklilik taşıyanlardır: duygusal ihmal, öngörülemeyen bir ebeveyn tutumu, sürekli eleştiri, çatışmalı bir ev ortamı ya da çocuğun ihtiyaçlarının fark edilmemesi. Fiziksel ya da cinsel istismar, kayıp ve ayrılıklar da bu başlık altında ele alınır.

Belirleyici olan olayın “büyüklüğü” değil, çocuğun o an baş edebilme kapasitesi ve yanında güvenli bir yetişkinin bulunup bulunmadığıdır.

Yetişkinlikte Nasıl Görünür?

Etkiler kişiden kişiye değişir; hiçbiri herkeste görülmek zorunda değildir. Sık karşılaşılan örüntüler şunlardır:

  • Duyguları fark etmekte ya da adlandırmakta zorlanma
  • Yakınlık kurulduğunda tedirginlik, mesafe ihtiyacı ya da terk edilme kaygısı
  • Sürekli tetikte olma, gürültüye ve ani değişimlere aşırı tepki
  • Kendine yönelik sert bir iç ses, süregen yetersizlik hissi
  • Çatışmada donma, susma ya da hızla uyum sağlama eğilimi
  • Bedensel belirtiler: uyku sorunları, kronik gerginlik, açıklanamayan ağrılar

Neden Bugüne Kadar Taşınır?

Erken dönemde kurulan ilişki örüntüleri, çocuğun hayatta kalmasına ve o ortamda idare etmesine yarayan çözümlerdir. Öfkesini göstermeyen bir çocuk, belki de gösterdiğinde daha kötü sonuçlarla karşılaştığı için susmayı öğrenmiştir. Sorun, koşullar değiştikten sonra da bu çözümün otomatik olarak işlemeye devam etmesidir.

Bu nedenle yetişkinlikteki tepkiler çoğu zaman “abartılı” değil, geçmişte anlamlı olmuş yanıtların bugüne taşınmış hâlidir.

Her Zor Çocukluk Travma mıdır?

Hayır. Zorlayıcı deneyimler yaşamış her çocuk travmatize olmaz. Güvenli bir bağın varlığı, duyguların konuşulabildiği bir ortam ve destekleyici ilişkiler koruyucu etki gösterir. Aynı olay iki çocukta çok farklı izler bırakabilir.

Terapi Süreci Ne Sunabilir?

Terapi geçmişi değiştirmez; ancak geçmişin bugünü nasıl düzenlediğini görünür kılar. Psikodinamik çalışmada bu örüntülerin nereden geldiği ve ilişkilerde nasıl tekrar ettiği ele alınır. Travmatik anıların bedensel ve duygusal izleri belirginse EMDR gibi yaklaşımlar; katılaşmış inanç kalıpları öndeyse şema terapi kavramları çerçeve sunabilir.

Sık Sorulan Sorular

Çocukluğumu hatırlamıyorum, travma yaşamış olabilir miyim?

Hatırlamamak tek başına bir kanıt değildir. Erken çocukluk anılarının silik olması olağandır. Belirleyici olan hatırlananlar değil, bugün tekrar eden örüntüler ve bedensel tepkilerdir.

Ailemi suçlamak zorunda mıyım?

Hayır. Terapi süreci suçlu aramaz. Amaç, olanı anlamak ve bugünkü etkisini fark etmektir; bu çoğu zaman öfkeyi değil, netliği artırır.

Bu etkiler geçer mi?

Örüntüler sabit değildir. Yeni ve güvenli ilişki deneyimleri ile terapi süreci, bu izlerin işlenmesine ve kişinin farklı biçimde tepki verebilmesine alan açabilir.

Ne zaman destek almalıyım?

İlişkilerde tekrar eden zorlanmalar, sürekli tetikte olma hâli, uyku sorunları ya da geçmişin istemsiz biçimde geri dönmesi gündelik yaşamı etkiliyorsa bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşmek yerinde olur.

İlgili Yazılar

Travma Bağı, Bağlanma Stilleri ve Duygusal Olarak Olgunlaşmamış Ebeveynler.

Beden Neyi Hatırlar?

Erken dönem yaşantıları çoğu zaman sözel bir anlatı olarak değil; bedensel tepkiler, refleksler ve duygu durumları olarak kaydedilir. Bu nedenle kişi neden gerildiğini bilmeden gerilebilir, tanıdık bir ses tonunda irkilebilir ya da yakınlık kurulduğunda daralabilir.

Bu tepkiler “abartı” değildir; geçmişte anlamlı olmuş bir uyarı sisteminin bugün de çalışmaya devam etmesidir.

Kuşaklararası Aktarım

Travmatik deneyimlerin etkisi bazen bir sonraki kuşağa da taşınır. Bu aktarım gizemli bir yolla değil; bakım verme biçimleri, konuşulmayan konular, aile içindeki sessizlikler ve öğrenilen baş etme kalıpları üzerinden gerçekleşir. Ailede hiç anlatılmamış bir kayıp ya da göç, çocukta adı konmamış bir tetikte olma hâli olarak sürebilir.

İyileşme Neye Benzer?

İyileşme, yaşananın unutulması ya da etkisinin tümüyle silinmesi değildir. Daha çok, geçmişin bugünü yönetmekten çıkıp anlatılabilir bir hikâyeye dönüşmesidir. Kişi aynı olayı hatırlar; ancak hatırlarken artık o anın içinde değildir.

Görüşme talepleri ve sorularınız için İletişim sayfasındaki bilgilerden ulaşabilirsiniz.

Bu yazıyı paylaş

Bu içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez.

Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Dişi Narsisizm ve Erkek Narsisizmi Nedir?
Dişi Narsisizm ve Erkek Narsisizmi Nedir?
18 Ağustos 2025

Dişi narsisizm, psikoterapist Bärbel Wardetzki’nin ilişkilerde narsisistik...

Devamı
Doğum Sonrası Depresyon: Belirtiler, Tarama ve Psikolojik Destek
Doğum Sonrası Depresyon: Belirtiler, Tarama ve Psikolojik Destek
20 Haziran 2026

Doğum sonrası depresyon, doğumun ardından haftalar ya da aylar içinde...

Devamı
Her Şey Yolundayken Mutsuz Hissetmek
Her Şey Yolundayken Mutsuz Hissetmek
27 Ocak 2026

Her şey yolundayken mutsuz hissetmek, kişinin yaşamında görünürde önemli bir...

Devamı
Sağlıklı İlişkide İletişim Nasıl Olmalı?
Sağlıklı İlişkide İletişim Nasıl Olmalı?
1 Ekim 2025

Sağlıklı ilişkide iletişim, yalnızca konuşmak ya da sorunları çözmek anlamına...

Devamı

Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, s Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, sonsuz kez daha yaşamak zorunda olsaydınız ne hissederdiniz?
Bu soru Nietzsche’ye ait. Bengi dönüş dediği düşünce deneyinde, bir iblis gece yarısı yanınıza sokulur ve der ki: Bu hayatı, her acısı, her sevinci, her sıradan ayrıntısıyla sonsuz kez daha yaşayacaksın. 
Nietzsche sorar: Yere kapanıp lanet mi edersiniz, yoksa “bundan daha güzel bir şey duymadım” diyebileceğiniz bir an yaşadınız mı hiç?
Psikiyatr Irvin Yalom bu soruyu terapide bir turnusol kâğıdı gibi kullanır. Çünkü aynı hayatı tekrar yaşama fikri size dayanılmaz geliyorsa, bunun çoğu zaman tek bir açık nedeni vardır: Hayatınızı henüz iyi yaşamadığınıza inanıyorsunuzdur. Yalom’un dikkat çektiği şey de budur: Ölümden en çok korkan, hayatı en çok seven değil, çoğu zaman hayatını en az yaşamış olandır.
Ama sorunun amacı sizi geçmişin pişmanlığında boğmak değil. Yön ileri: Bundan sonra hayatımı nasıl yaşamalıyım ki, beş yıl sonra dönüp baktığımda yeni pişmanlıklar biriktirmemiş olayım?
Bengi dönüş iblisi bu gece kapınızı çalsa, ona ne cevap verirdiniz?
Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derin Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derinlerde saklı duran karanlık bir depo, mistik bir hayal gücü veya açılmayı bekleyen gizli bir kutu gelir. Özellikle Jung ve romantik filozoflar, bilinçdışını her şeyin içine tıkıştırıldığı karmaşık bir yığın veya “karanlık bir irade” olarak resmetmişlerdir. Ancak Jacques Lacan, bu yaygın inancı kökünden sarsar.
Lacan’a göre bilinçdışı varlıksal (ontolojik) bir madde veya mekân değil; bir boşluk, bir yarık ve bir kesintidir. Kusursuzca işlediğini sandığımız günlük hayatımızda, düzgün akan bir cümlemizde aniden ortaya çıkan bir tökezleme, bir duraksama ya da rüyamızdaki mantıksız bir kopuş basit bir yorgunluk belirtisi değildir. 
Lacan, Freud’un tam da bu aksayan yerde, söylemdeki o delikte ya da boşlukta ne bulduğunu sorar ve şu sarsıcı cevabı verir: Henüz gerçekleşmemiş bir şey.
Bilinçdışı bize kendini “doğmamış olanın alanında askıda bekleyen” bir şey olarak gösterir. Bu yüzden dilimiz sürçtüğünde yaşadığımız o anlık bocalama, aslında o tanımsız boşluktan kelimenin tam anlamıyla doğan bir “buluş” veya bize beklediğimizden hem daha azını hem de daha fazlasını veren bir “sürpriz” niteliğindedir.
Ancak bu sürpriz kalıcı değildir. Lacan’ın vurguladığı gibi, bilinçdışının adeta ritmik bir nabız atışı işlevi vardır; o yarıktan bir anlığına gün ışığına çıkar, gerçekleşmemiş arzunun hakikatini fısıldar ve hemen ardından tekrar kendi üstüne kapanıp kaybolmaya yazgılıdır. O kapanmadan önceki kısacık an, kendimizi en çok ele verdiğimiz andır.
Yani bir dahaki sefere diliniz sürçtüğünde veya tuhaf bir rüya gördüğünüzde bunu sıradan bir “hata” diyerek geçiştirmeyin. Çünkü tam o anda, içinizde henüz gerçekleşmemiş bir arzu, o kısacık boşluktan size bir şeyler anlatmaya çalışıyor olabilir.
🌷
#psikoloji
Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.
Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.
Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.
Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.
🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
🩵 Günlük hayatın içinde çoğu zaman kendimizi duyma 🩵 Günlük hayatın içinde çoğu zaman kendimizi duymadan, duygularımızı fark etmeden ilerleriz. Oysa küçük bir mola verip içimize döndüğümüzde değişimin ilk adımını atmış oluruz. Kendine Dönüş Rehberi, bu yolculukta sana eşlik etmesi için hazırlandı.
🦋 Yedi gün boyunca kısa okumalar, egzersizler ve sorularla kendine daha yakından bakmayı, duygularını tanımayı ve içindeki farklı sesleri keşfetmeyi deneyimleyeceksin. Bazen güçlü yanlarını hatırlayacak, bazen sınır koymayı çalışacak, bazen de içindeki küçük çocukla buluşacaksın. Her gün 10–15 dakikanı ayırman, kendinle kurduğun bağı güçlendirmek için yeterli.
✨Bu rehber terapi yerine geçmez. Ama farkındalığını artırmana, kendine daha şefkatli yaklaşmana ve geleceğe dair yeni niyetler koymana destek olabilir. 
🦋✨ Yolculuğun sonunda kendi notlarınla şekillenen kişisel bir defterin olacak: sana ait, sana yol gösteren bir pusula.
7 Gün 7 Adım: Kendine Dönüş Rehberi
1.	Kendine Bakışın
2.	Duyguların Haritası
3.	İç Sesini Resmet
4.	Güçlü Yanlarının Kolajı
5.	“Hayır” Günlüğü
6.	Küçük Çocuğa Mektup
7.	Gelecek Benliğe Niyet
🔗 Kendine Dönüş Rehberi’ne profilimdeki linkten ulaşıp indirebilirsin 🩵
Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar 
#psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.