Tuğçe Turanlar
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
Tuğçe Turanlar
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
featured_image

Narsisistik İlişki Belirtileri Nelerdir?

4 Eylül 2021 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum

Narsisistik ilişki, kişinin kendini zamanla değersiz, suçlu, yetersiz ya da kendi algısından şüphe eder halde bulabildiği zorlayıcı bir ilişki dinamiğini ifade eder. Bu tür ilişkilerde başlangıçta yoğun ilgi, hızlı yakınlaşma ve özel hissettirilme görülebilir. Ancak zamanla idealizasyon, değersizleştirme, sınır ihlalleri, empati eksikliği ve gaslighting gibi örüntüler ilişkiyi yıpratabilir.

Bu yazının amacı kişileri “narsist” diye etiketlemek ya da tanı koymak değildir. Narsisistik kişilik bozukluğu, yalnızca belirli davranışlara bakılarak dışarıdan konulabilecek bir tanı değildir; klinik değerlendirme gerektirir. American Psychiatric Association, narsisistik kişilik bozukluğunda kişinin ilişkilerinde kendine aşırı odaklanma, hayranlık ihtiyacı ve başkalarına karşı duyarlılıkta zorlanma gibi alanlarda güçlükler yaşayabileceğini belirtir.

Burada ele alacağımız şey, tanı koymak değil; ilişkilerde görülebilen narsisistik örüntüleri ve bu örüntülerin ilişki içinde nasıl deneyimlenebileceğini anlamaktır.

 Narsisistik İlişki Ne Demektir?

Bu tür bir ilişki dinamiğinde, bir tarafın ihtiyaçları, duyguları ve benlik dengesi ilişkinin merkezine yerleşebilir. Diğer taraf ise zamanla kendi duygusal alanının daraldığını hissedebilir.

Başlangıçta kişi kendini çok özel, çok görülmüş ve çok değerli hissedebilir. Fakat zamanla ilişkinin dengesi bozulabilir. Bir taraf sürekli onay, hayranlık, uyum ya da ilgi beklerken; diğer taraf giderek kendini açıklamak, yatıştırmak, idare etmek ve ilişkinin duygusal yükünü taşımak zorunda kalabilir.

Bu nedenle mesele yalnızca “kendini beğenen biriyle ilişki” değildir. Daha çok, karşılıklı tanınma, empati ve sorumluluk dengesinin bozulduğu bir ilişkisel örüntüden söz ederiz.

 Narsisistik Örüntüler Nasıl Ortaya Çıkar?

Narsisistik örüntüler, kişinin kendilik değerini koruma, eleştiriye dayanma, kırılganlıkla baş etme ve ilişkide görülme ihtiyacını düzenleme biçimleriyle ilgilidir.

Gündelik dilde narsisizm çoğu zaman bencillik, kendini beğenmişlik ya da üstünlük duygusu gibi anlaşılır. Fakat klinik açıdan tablo daha karmaşıktır. Bazı kişilerde güçlü, özgüvenli ya da mesafeli görünen tutumların arkasında yoğun kırılganlık, utanç, değersizlik hissi ve eleştiriye karşı aşırı hassasiyet bulunabilir.

Bu nedenle ilişkideki narsisistik örüntüleri anlamak için yalnızca dışarıdaki davranışa değil, bu davranışın karşı tarafta nasıl bir etki yarattığına da bakmak gerekir.

Sağlıklı Narsisizm ile Narsisistik Örüntüler Arasındaki Fark

Her narsisizm patolojik değildir. Sağlıklı narsisizm, kişinin kendine değer verebilmesi, sınırlarını hissedebilmesi, başarılarından memnun olabilmesi ve kendini koruyabilmesi açısından önemlidir.

Sorun, kişinin kendi benlik değerini sürdürebilmek için sürekli başkalarının onayına, hayranlığına ya da uyumuna ihtiyaç duymasıyla başlar. Bu durumda partner, ayrı duygu ve ihtiyaçları olan bir kişi olmaktan çok, kişinin kendini iyi hissetmesini sağlayan bir aynaya dönüşebilir.

Sağlıklı ilişkide iki taraf da hem “ben” olabilme kapasitesini korur hem de “biz” olabilmenin yakınlığını yaşar. Bu dengenin bozulduğu ilişkilerde ise bir tarafın duygusal alanı giderek daralabilir.

Narsisistik İlişki Belirtileri Nelerdir?

Narsisistik ilişki belirtileri her ilişkide aynı şekilde görülmez. Ancak bazı ortak dinamikler sık karşımıza çıkabilir:

Başlangıçta yoğun ilgi ve hızlı yakınlaşma.
Partnerin aşırı idealize edilmesi.
Zamanla eleştiri, küçümseme ya da değersizleştirme.
Empatik temasın zayıflaması.
Sınırların ihlal edilmesi.
Kişinin sürekli kendini açıklamak zorunda kalması.
Hataların kabul edilmemesi veya sorumluluğun karşı tarafa yüklenmesi.
Duyguların küçümsenmesi.
Gerçeklik algısından şüphe etmeye başlama.
İlişkide sürekli tetikte olma.
Partnerin ihtiyaçlarına göre şekillenme.
Kendi isteklerini dile getirince suçluluk ya da korku hissetme.

Bu belirtiler tek başına tanı anlamına gelmez. Ancak kişi ilişki içinde sürekli değersiz, suçlu, yetersiz, görünmez ya da kendi algısından şüphe eder haldeyse bu dinamikleri ciddiye almak gerekir.

İdealizasyon ve Değersizleştirme Döngüsü Nasıl İşler?

Bu ilişkilerde en kafa karıştırıcı döngülerden biri idealizasyon ve değersizleştirme döngüsüdür.

İlişkinin başında kişi çok özel, eşsiz, anlaşılmış ve görülmüş hissedebilir. Partner yoğun ilgi gösterebilir, büyük sözler verebilir, ilişki hızlı ve güçlü bir bağ gibi yaşanabilir. Bu dönemde kişi “sonunda beni gerçekten anlayan biriyle karşılaştım” diye düşünebilir.

Ancak zaman içinde partnerin hata yapması, sınır koyması, farklı bir ihtiyaç ifade etmesi ya da beklentileri karşılayamaması ideal imgeyi sarsabilir. Bu noktada ilişki bir anda değişebilir.

Dün çok değerli hissettiren kişi, bugün eleştirel, soğuk, küçümseyici ya da mesafeli olabilir. Partner kendini “Ne değişti?” diye sorgulamaya başlar. Kendi davranışlarını sürekli gözden geçirir, hatayı kendinde arar ve ilişkiyi eski yoğunluğuna döndürmek için daha fazla çaba harcar.

Bu döngü, duygusal güveni zayıflatır. Çünkü kişi ne zaman sevileceğini, ne zaman eleştirileceğini ya da ne zaman değersiz hissettirileceğini öngöremez hale gelir.

Gaslighting Nedir ve İlişkide Nasıl Görülür?

Gaslighting, kişinin kendi algısından, hafızasından veya yaşadığı deneyimden şüphe etmesine neden olan bir psikolojik manipülasyon biçimidir. APA Dictionary of Psychology, gaslighting’i bir kişinin başka birini kendi algılarından, deneyimlerinden veya olayları anlama biçiminden şüpheye düşürecek şekilde manipüle etmesi olarak tanımlar.

İlişkilerde gaslighting şu cümlelerle görülebilir:

“Ben öyle bir şey demedim.”
“Sen çok abartıyorsun.”
“Bunu yanlış hatırlıyorsun.”
“Sen zaten hep fazla hassassın.”
“Bunu uyduruyorsun.”
“Senin algın bozuk.”
“Beni suçlu çıkarmaya çalışıyorsun.”

Bu ifadeler tek başına her zaman gaslighting anlamına gelmez. İnsanlar bazen gerçekten farklı hatırlayabilir veya yanlış anlaşılabilir. Ancak kişinin duyguları sistematik olarak küçümseniyor, yaşadığı deneyim inkâr ediliyor ve kişi sürekli kendi gerçekliğinden şüphe eder hale geliyorsa bu durum ciddi bir ilişki dinamiğine işaret edebilir.

Narsisistik İlişkide Sınır İhlalleri Nasıl Görülür?

Bu tür ilişkilerde sınırlar çoğu zaman zorlanır. Partnerin kişisel alanı, duygusal sınırları, zamanı, ilişkileri ya da mahremiyeti karşı tarafın beklentilerine göre yeniden şekillenebilir.

Sınır ihlalleri şu şekilde görünebilir:

Kişisel alanın küçümsenmesi.
Telefon, sosyal medya ya da özel mesajların kontrol edilmek istenmesi.
“Hayır” dendiğinde öfke, küslük veya suçlama ile karşılık verilmesi.
Partnerin arkadaşları veya ailesiyle ilişkilerinin sınırlandırılması.
Duygusal ihtiyaçların “abartı” diye geçiştirilmesi.
Kişinin sürekli özür dilemeye zorlanması.
Kendi kararlarını alma hakkının sorgulanması.

Sağlıklı sınır, ilişkiyi bitirmek ya da sevgiyi azaltmak değildir. Sınır, iki kişinin de ilişkide kendisi olarak kalabilmesini sağlar. Ancak narsisistik örüntülerde sınır, karşı taraf tarafından reddedilme, kontrol kaybı veya eleştiri gibi algılanabilir.

 Narsisistik İlişkide Kişi Kendini Nasıl Hisseder?

Bu dinamiklerin yoğun olduğu ilişkilerde kişi zamanla kendi duygusal gerçekliğinden uzaklaşabilir. Başlangıçta güçlü bir bağ, yoğun ilgi ve özel hissetme deneyimi varken; zamanla kaygı, suçluluk, yetersizlik ve kafa karışıklığı artabilir.

Kişi kendine şu soruları sormaya başlayabilir:

“Ben mi fazla hassasım?”
“Gerçekten abartıyor muyum?”
“Onu kırmamak için ne yapmalıyım?”
“Neden sürekli kendimi açıklıyorum?”
“Eskiden çok iyiydik, neyi yanlış yaptım?”
“Bu ilişki neden beni bu kadar yoruyor?”
“Kendim gibi davranırsam terk edilir miyim?”

Bu tür ilişkilerde kişi yalnızca partnerini değil, giderek kendi tepkilerini de izlemeye başlar. Ne söylemesi gerektiğini, neyi saklaması gerektiğini, hangi konuda susarsa sorun çıkmayacağını hesaplar. Bu da ilişkide özgünlüğü ve güveni zayıflatır.

Her Zaman Bilinçli Bir Manipülasyon mu Vardır?

Hayır. Narsisistik örüntüler her zaman bilinçli bir zarar verme niyetiyle ortaya çıkmaz. Bazı kişiler için bu savunmalar, kırılgan benlik algısını, utancı veya değersizlik duygusunu düzenlemenin öğrenilmiş yolları olabilir.

Ancak bilinçli olmaması, ilişkide yarattığı etkiyi önemsiz kılmaz. Kişi bilinçli olarak zarar vermeyi amaçlamasa bile; sürekli değersizleştirme, sınır ihlali, gerçeklik çarpıtma veya sorumluluğu karşı tarafa yükleme davranışları ilişkiyi yıpratabilir.

Bu nedenle önemli soru yalnızca “Bunu bilerek mi yapıyor?” değildir. Şu soru da önemlidir:

“Bu ilişki içinde ben nasıl etkileniyorum?”

Kişinin kendi duygusal güvenliğini, özsaygısını ve gerçeklik algısını ciddiye alması gerekir.

Narsisistik İlişki ile Sağlıklı İlişki Arasındaki Fark Nedir?

Sağlıklı ilişkide iki taraf da hem kendisi olabilir hem de ilişki içinde yakınlık kurabilir. Duygular konuşulabilir, hatalar kabul edilebilir, özür ve onarım mümkündür.

Zorlayıcı örüntülerin yoğun olduğu ilişkilerde ise şu farklar belirginleşebilir:

Sağlıklı ilişkide duygu ifade etmek mümkündür.
Bu örüntüde duygu ifade etmek “abartı” gibi görülebilir.

Sağlıklı ilişkide sınır koymak ilişkiyi düzenler.
Bu örüntüde sınır koymak kriz yaratabilir.

Sağlıklı ilişkide hata konuşulabilir.
Bu örüntüde hata inkâr edilebilir veya karşı tarafa yansıtılabilir.

Sağlıklı ilişkide iki taraf da görülür.
Bu örüntüde bir tarafın duygusal alanı giderek daralabilir.

Sağlıklı ilişkide onarım vardır.
Bu örüntüde suçlama ve savunma döngüsü baskın olabilir.

Bu ayrım, kişiyi etiketlemek için değil; ilişkinin duygusal iklimini anlamak için önemlidir.

Narsisistik İlişkiden Çıkmak Neden Zor?

Bu ilişki dinamiğinden çıkmak her zaman kolay değildir. Çünkü bu ilişkiler çoğu zaman yalnızca kötü deneyimlerden oluşmaz. Başlangıçtaki yoğun ilgi, özel hissetme, güçlü bağ duygusu ve zaman zaman geri dönen sıcaklık, kişiyi ilişkide tutabilir.

Kişi “Belki eski halimize döneriz” diye düşünebilir. Değersizleştirme dönemlerinden sonra gelen kısa yakınlık anları umut yaratabilir. Bu iniş çıkışlı yapı, ilişkiyi bağımlılık benzeri bir döngüye sokabilir.

Ayrıca kişi zamanla kendinden şüphe etmeye başladıysa, ayrılma kararına da güvenmekte zorlanabilir. “Ya ben abartıyorsam?”, “Ya onu yanlış anladıysam?”, “Ya gerçekten sorun bensem?” gibi düşünceler ilişkiden çıkmayı güçleştirebilir.

Bu nedenle destek almak, kişinin yaşadığı deneyimi daha net değerlendirmesine yardımcı olabilir.

 Narsisistik İlişkide Ne Yapılabilir?

İlk adım, yaşananları isimlendirmek ve kişinin kendi duygularını ciddiye almasıdır.

Yardımcı olabilecek bazı adımlar şunlardır:

Duygularını ve yaşanan olayları yazmak.
Sürekli kendini suçlama döngüsünü fark etmek.
Güvendiğin kişilerle temasını sürdürmek.
Sınırlarını netleştirmek.
Tartışmalarda gerçeklik algını korumak.
Kendini sürekli açıklama ihtiyacını fark etmek.
İlişkinin yalnızca iyi anlarına değil, tekrar eden döngüsüne bakmak.
Gerekirse profesyonel destek almak.

Eğer ilişkide şiddet, tehdit, baskı, kontrol veya güvenlik riski varsa öncelik ilişkiyi analiz etmek değil, güvenliği sağlamaktır. Böyle durumlarda güvendiğiniz kişilerden, ilgili destek hatlarından veya uzmanlardan destek almak önemlidir.

Narsisistik Örüntüler Değişebilir mi?

Narsisistik örüntüler değişebilir; ancak bu değişim kişinin kendi davranışlarını fark etmesi, sorumluluk alması ve uzun soluklu psikoterapi sürecine açık olmasıyla mümkündür. Değişim, yalnızca partnerin daha fazla sabretmesiyle ya da daha iyi açıklamasıyla gerçekleşmez.

İlişkide bir taraf sürekli uyum sağlıyor, açıklıyor, affediyor ve kendi sınırlarını geri çekiyorsa bu değişim değil; döngünün devam etmesi anlamına gelebilir.

Değişim için şu alanlar önemlidir:

Kişinin kendi davranışlarının etkisini görebilmesi.
Empati kapasitesinin gelişmesi.
Eleştiriye dayanabilme becerisi.
Utanç ve kırılganlıkla daha sağlıklı baş etme yolları.
Sorumluluk alabilme.
İlişkide onarım yapabilme.
Düzenli ve derinlikli terapi motivasyonu.

Bu süreç mümkündür; ancak kolay, hızlı ya da yalnızca partnerin çabasıyla olacak bir süreç değildir.

Ne Zaman Profesyonel Destek Alınmalı?

Aşağıdaki durumlarda bir ruh sağlığı uzmanından destek almak önemlidir:

İlişkide sürekli kendini suçlu hissediyorsan.
Duygularının sürekli küçümsendiğini düşünüyorsan.
Kendi algından ve hafızandan şüphe etmeye başladıysan.
Sınır koyduğunda yoğun öfke, suçlama ya da cezalandırmayla karşılaşıyorsan.
Kendini sürekli açıklamak zorunda kalıyorsan.
İlişkide değersizlik, korku veya tükenmişlik hissediyorsan.
Arkadaşlarından ve destek sisteminden uzaklaştıysan.
İlişkide kontrol, tehdit, baskı ya da şiddet varsa.

Psikoterapi, kişinin ilişki içinde yaşadığı duygusal karmaşayı anlamasına, sınırlarını yeniden fark etmesine ve kendi gerçekliğine güvenini güçlendirmesine yardımcı olabilir.

Etiketlemek Değil, İlişki Dinamiğini Anlamak

Narsisistik ilişki dinamiklerini anlamak, birini tanılamak ya da etiketlemek için değil; ilişkide yaşanan duygusal döngüleri daha net görebilmek için önemlidir.

İdealizasyon, değersizleştirme, gaslighting, sınır ihlalleri ve empati eksikliği gibi süreçler, kişinin kendilik algısını ve ilişki güvenliğini derinden etkileyebilir.

Sağlıklı ilişki, bir tarafın sürekli uyum sağlamasıyla değil; iki tarafın da duyulabildiği, sınırlarının kabul edildiği ve duygusal sorumluluğun paylaşıldığı bir zeminde gelişir.

Kişi ilişkide sürekli kendinden şüphe ediyor, küçülüyor, açıklama yapıyor ve kendi duygularına güvenini kaybediyorsa, bu deneyimi ciddiye almak gerekir.

Bu yazı genel bilgilendirme ve psikoeğitim amacı taşır. Tanı koyma, kişileri etiketleme veya ilişki hakkında kesin yargı verme amacı içermez. Narsisistik kişilik bozukluğu ancak bir ruh sağlığı uzmanı tarafından klinik değerlendirme ile ele alınabilir. İlişkinizde şiddet, tehdit, baskı, kontrol veya güvenlik riski varsa öncelik psikolojik analiz değil, güvenliği sağlamaktır.

Ek kaynak: Narsisistik kişilik bozukluğunun klinik çerçevesi hakkında daha fazla bilgi için American Psychiatric Association’ın bilgilendirme yazısına bakılabilir.

Görüşme talepleri ve sorularınız için İletişim sayfasındaki bilgilerden ulaşabilirsiniz.

Bu yazıyı paylaş

Bu içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez.

Sonraki

İlgili Makaleler

İlişkide Psikolojik Şiddet Nasıl Anlaşılır?
İlişkide Psikolojik Şiddet Nasıl Anlaşılır?
21 Kasım 2024

İlişkide psikolojik şiddet, her zaman açık bir tehdit ya da fiziksel saldırı ile...

Devamı
Aşk Bağımlılığı Nedir?
Aşk Bağımlılığı Nedir?
4 Şubat 2022

Aşk bağımlılığı, kişinin âşık olma hâlinin yarattığı yoğunluğa bağlanması ve bu...

Devamı
Bağlanma Stilleri Nedir?
Bağlanma Stilleri Nedir?
14 Ekim 2025

Bağlanma stilleri, kişinin yakın ilişkilerde güven, mesafe, bağlılık, terk edilme...

Devamı
Psikolojik Dayanıklılık Nedir? Zor Zamanlarda Toparlanmak
Psikolojik Dayanıklılık Nedir? Zor Zamanlarda Toparlanmak
16 Kasım 2024

Psikolojik dayanıklılık (resilience), kişinin zorlayıcı yaşam olayları karşısında...

Devamı

Yani, “Yaşamın anlamı nedir?” sorusu her zaman cev Yani, “Yaşamın anlamı nedir?” sorusu her zaman cevaplanmak için sorulmuyor. Bazen merakla, bazen de hayattan kopunca soruluyor. Hangisi olduğunu soru değil, soranın hayatı gösteriyor.
Son zamanlarda insanların okumakta ve okuduklarını Son zamanlarda insanların okumakta ve okuduklarını anlamakta zorlandığını görüyorum. Ve bunu genellikle ADHD’ye bağlıyorlar. Fakat her odaklanma güçlüğü ADHD değil. ADHD nörogelişimsel bir tablo; bambaşka bir şey. Benim gördüğüm şey daha çok bir alışkanlık meselesi: Sürekli hızlı, değişken ve yüksek uyarımlı içeriklere maruz kalmak, dikkatimizi kullanma biçimimizi değiştiriyor.
Bir de yapay zekâyla birlikte insanlar düşünmeye daha az ihtiyaç duymaya başladı. Üzerine çok düşünmeden her sorunun cevabını ondan alabiliyorsunuz.  Düşünsenize, sizin yerinize düşünen bir zekâ.
Ama esas kaybettiğimiz şeyin düşünme alışkanlığından çok “bilmeme halinde durabilmek” olduğunu düşünüyorum.
Eskiden metacognition, yani ne düşündüğünü düşünme kavramı benim çok hoşuma giderdi. İlişkisel psikanaliz üzerine aldığım eğitimlerde de seans odasında bunun nasıl işlediğini çok konuşurduk. Ne düşünüyorum? Neden böyle düşünüyorum? Bu düşünce nereden geliyor? Gördüğüm şey gerçekten orada mı, yoksa ben mi ona bir anlam yüklüyorum?
Ve ben bu kavramla etrafa baktığımda insanların bundan ne kadar uzaklaştığını görüyorum.
Biz düşünmezsek nasıl var olacağız? :)
Okumazsak nasıl neden-sonuç ilişkisi kuracağız? Bir fikrin nereden geldiğini, hangi düşünceye dayandığını, neyle çeliştiğini nasıl anlayacağız?
Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, s Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, sonsuz kez daha yaşamak zorunda olsaydınız ne hissederdiniz?
Bu soru Nietzsche’ye ait. Bengi dönüş dediği düşünce deneyinde, bir iblis gece yarısı yanınıza sokulur ve der ki: Bu hayatı, her acısı, her sevinci, her sıradan ayrıntısıyla sonsuz kez daha yaşayacaksın. 
Nietzsche sorar: Yere kapanıp lanet mi edersiniz, yoksa “bundan daha güzel bir şey duymadım” diyebileceğiniz bir an yaşadınız mı hiç?
Psikiyatr Irvin Yalom bu soruyu terapide bir turnusol kâğıdı gibi kullanır. Çünkü aynı hayatı tekrar yaşama fikri size dayanılmaz geliyorsa, bunun çoğu zaman tek bir açık nedeni vardır: Hayatınızı henüz iyi yaşamadığınıza inanıyorsunuzdur. Yalom’un dikkat çektiği şey de budur: Ölümden en çok korkan, hayatı en çok seven değil, çoğu zaman hayatını en az yaşamış olandır.
Ama sorunun amacı sizi geçmişin pişmanlığında boğmak değil. Yön ileri: Bundan sonra hayatımı nasıl yaşamalıyım ki, beş yıl sonra dönüp baktığımda yeni pişmanlıklar biriktirmemiş olayım?
Bengi dönüş iblisi bu gece kapınızı çalsa, ona ne cevap verirdiniz?
Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derin Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derinlerde saklı duran karanlık bir depo, mistik bir hayal gücü veya açılmayı bekleyen gizli bir kutu gelir. Özellikle Jung ve romantik filozoflar, bilinçdışını her şeyin içine tıkıştırıldığı karmaşık bir yığın veya “karanlık bir irade” olarak resmetmişlerdir. Ancak Jacques Lacan, bu yaygın inancı kökünden sarsar.
Lacan’a göre bilinçdışı varlıksal (ontolojik) bir madde veya mekân değil; bir boşluk, bir yarık ve bir kesintidir. Kusursuzca işlediğini sandığımız günlük hayatımızda, düzgün akan bir cümlemizde aniden ortaya çıkan bir tökezleme, bir duraksama ya da rüyamızdaki mantıksız bir kopuş basit bir yorgunluk belirtisi değildir. 
Lacan, Freud’un tam da bu aksayan yerde, söylemdeki o delikte ya da boşlukta ne bulduğunu sorar ve şu sarsıcı cevabı verir: Henüz gerçekleşmemiş bir şey.
Bilinçdışı bize kendini “doğmamış olanın alanında askıda bekleyen” bir şey olarak gösterir. Bu yüzden dilimiz sürçtüğünde yaşadığımız o anlık bocalama, aslında o tanımsız boşluktan kelimenin tam anlamıyla doğan bir “buluş” veya bize beklediğimizden hem daha azını hem de daha fazlasını veren bir “sürpriz” niteliğindedir.
Ancak bu sürpriz kalıcı değildir. Lacan’ın vurguladığı gibi, bilinçdışının adeta ritmik bir nabız atışı işlevi vardır; o yarıktan bir anlığına gün ışığına çıkar, gerçekleşmemiş arzunun hakikatini fısıldar ve hemen ardından tekrar kendi üstüne kapanıp kaybolmaya yazgılıdır. O kapanmadan önceki kısacık an, kendimizi en çok ele verdiğimiz andır.
Yani bir dahaki sefere diliniz sürçtüğünde veya tuhaf bir rüya gördüğünüzde bunu sıradan bir “hata” diyerek geçiştirmeyin. Çünkü tam o anda, içinizde henüz gerçekleşmemiş bir arzu, o kısacık boşluktan size bir şeyler anlatmaya çalışıyor olabilir.
🌷
#psikoloji
Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.