Tuğçe Turanlar
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
Tuğçe Turanlar
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
    • Jungiyen Yaklaşımla Rüya Analizi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • Farkındalık Rehberleri
  • İletişim
featured_image

Göçün Psikolojik Etkileri Nelerdir?

7 Eylül 2021 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma, Travma ve Bedensel Bellek 0 Yorum

Göçün psikolojik etkileri, yalnızca yeni bir yere alışmakla ilgili değildir. Göç; dilin, tanıdık çevrenin, sosyal rollerin ve aidiyet duygusunun aynı anda geride bırakıldığı bir geçiş sürecidir. Bu nedenle göç sonrası yaşananlar çoğu zaman bir yas sürecine benzer: kayıp, uyum çabası, kimlik sarsıntısı ve yeniden kuruluş. Kaygı, uyku bozukluğu, yalnızlık ve “hiçbir yere ait olamama” hissi bu sürecin sık görülen bileşenleridir.

Göç, bir haritada iki nokta arasındaki mesafeden ibaret değildir. Kişi taşınırken yanında yalnızca eşyalarını götürür; alışkanlıklarını, komşuluk ilişkilerini, ana dilinde kurduğu şakaları, mesleki itibarını ve kendini nasıl tanımladığını çoğu zaman geride bırakmak zorunda kalır. Bu yüzden göçün zorlukları barınma, iş ya da dil uyumuyla sınırlı kalmaz; kişinin iç dünyasında da derin bir yeniden düzenlenme gerektirir.

Göç Neden Psikolojik Bir Süreçtir?

İnsan zihni tanıdık olanla çalışır. Hangi sokaktan nasıl geçileceği, bir bakışın ne anlama geldiği, hangi cümlenin nazik hangisinin kaba sayılacağı — bunların hepsi yıllar içinde otomatikleşmiş bilgilerdir. Göçle birlikte bu otomatik bilgi haritası geçersizleşir. Kişi, daha önce düşünmeden yaptığı her şeyi yeniden öğrenmek zorunda kalır. Bu, sürekli bir zihinsel yük anlamına gelir ve yorgunluk, sinirlilik, dikkat dağınıklığı gibi belirtileri açıklar.

İkinci bir katman daha vardır: kişi yeni yerde yalnızca “yabancı” değildir; aynı zamanda eski hayatındaki tanıdıklığını da kaybetmiştir. Geri dönse bile, ayrıldığı yer artık aynı yer değildir. Bu çift yönlü kayıp, göçün en zorlayıcı yanlarından biridir.

Göç Eden İnsanların Yaşadığı Psikolojik Sorunlar

Göç sonrası zorlanmalar kişiden kişiye büyük farklılık gösterir. Göçün istemli mi zorunlu mu olduğu, sosyal desteğin varlığı, ekonomik güvence, dil bilgisi ve göç öncesindeki ruhsal durum belirleyicidir. Yine de sık görülen başlıklar şunlardır:

  • Aidiyet duygusunun sarsılması: Ne tam olarak yeni yere ait olmak ne de eskiye dönebilmek. Bu arada kalmışlık, içsel bir boşluk ve yön kaybı yaratır.
  • Yalnızlık ve sosyal izolasyon: Ortak geçmişi paylaşan insanların yokluğu, yüzeysel ilişkilerin derinleşememesi.
  • Kaygı ve tetikte olma hâli: Belirsizlik, hukuki statü sorunları ve öngörülemezlik sürekli bir alarm durumu yaratabilir.
  • Depresif duygu durum: Umutsuzluk, ilgi kaybı, geleceğe dair daralma hissi.
  • Uyku ve bedensel belirtiler: Uykuya dalmakta güçlük, baş ağrısı, mide-bağırsak şikâyetleri gibi zihinsel yükün bedende görünür hâle gelmesi.
  • Statü kaybı ve öz-değer sarsıntısı: Ülkesinde mesleğini yapan bir kişinin yeni ülkede diplomasının tanınmaması, kimlik duygusunu doğrudan etkiler.
  • Öfke ve suçluluk: Hem geride bıraktıklarına hem de yeni ortamın kendisine yönelen, çoğu zaman dile getirilmesi zor duygular.

Bu belirtilerin çoğu, olağandışı bir yaşam değişimine verilen olağan tepkilerdir. Süreklilik kazandıklarında ve işlevselliği bozduklarında ise klinik bir değerlendirme gerektirir.

Kültürleşme: Yeni Kültürle Kurulan Dört Farklı İlişki

Kültürler arası psikoloji alanında yaygın olarak kullanılan bir çerçeve, kişinin göç sonrasında iki ayrı soruya verdiği yanıta göre dört farklı konumlanma tarif eder: Kendi kültürel kimliğimi sürdürmek istiyor muyum? ve Yeni toplumla ilişki kurmak istiyor muyum? Bu iki eksenin kesişimi şu tabloyu oluşturur.

Konumlanma Kendi kültürünü sürdürme Yeni toplumla ilişki Ruhsal karşılığı
Bütünleşme Evet Evet Genellikle en az zorlanmanın görüldüğü konum
Asimilasyon Hayır Evet Uyum kolaylaşabilir; kimlik sürekliliği zedelenebilir
Ayrışma Evet Hayır Kimlik korunur; yalıtılmışlık riski artar
Marjinalleşme Hayır Hayır En yüksek zorlanma ve yalnızlık riski

Bu tablo bir sınıflandırma aracı değil, düşünme aracıdır. Kişi zaman içinde konum değiştirebilir; farklı alanlarda (iş, arkadaşlık, aile) farklı konumlarda durabilir. Ayrıca bu konumlanma yalnızca bireyin tercihine bağlı değildir: karşı toplumun ne kadar kapsayıcı olduğu, ayrımcılık ve dışlanma deneyimleri, kişinin hangi seçeneğe erişebildiğini doğrudan belirler.

Göç ve Yas: Kaybedilen Yalnızca Bir Yer Değildir

Göç sonrası yaşananlar, psikodinamik açıdan bakıldığında bir yas süreci olarak okunabilir. Ancak burada yas tutulan şey belirsizdir: ölen kimse yoktur, kayıp somut bir mezara sahip değildir. Kaybedilen; bir dil, bir koku, bir sokak, bir gündelik ritim ve “orada kalsaydım kim olacaktım” sorusunun cevabıdır.

Somut bir kaybın olmaması, yasın tanınmasını zorlaştırır. Kişi çoğu zaman “ama iyi bir hayatım var, neden mutsuzum?” diye kendini suçlar. Oysa maddi koşulların iyileşmesi, kaybın yasını ortadan kaldırmaz. Yasın adının konulabilmesi, sürecin en iyileştirici adımlarından biridir.

Göçün yas boyutu, yas ile melankoli arasındaki fark açısından da anlamlıdır: yas zamanla dönüşen ve dış dünyaya yeniden yatırım yapmayı mümkün kılan bir süreçken, kaybın kimliğe yapışıp kişinin kendilik duygusunu aşındırdığı durumlar farklı bir klinik tablo oluşturur.

Aidiyet ve Kimlik: “Ne Oralı Ne Buralı” Hissi

Göç eden kişilerin sıkça dile getirdiği bir cümle vardır: “Orada yabancıydım, buraya gelince de yabancı oldum.” Bu his, kimliğin göçle birlikte ikiye ayrılmasından kaynaklanır. Kişi, geldiği yerde geçmişiyle; gittiği yerde ise şimdisiyle tanınır. İki parçanın aynı anda görülebildiği bir alan çoğu zaman yoktur.

Bu ikiliğin uzun vadede çözümü, taraflardan birini seçmek değil; ikisini birden taşıyabilecek bir iç alan kurabilmektir. Terapötik çalışmanın önemli bir kısmı da burada yürür: geçmişi silmeden geleceğe yatırım yapabilmek.

Göçün Aile ve Çift İlişkilerine Etkisi

Göç, ailedeki rolleri yeniden dağıtır. Dili daha hızlı öğrenen çocuk, ebeveynin tercümanı hâline gelebilir; bu durum kuşaklar arası hiyerarşiyi tersine çevirir ve çocuk üzerinde taşıyabileceğinden fazla sorumluluk bırakabilir. Çiftlerde ise taraflardan biri yeni çevreye daha hızlı uyum sağladığında, aradaki hız farkı yalnızlık, kıskançlık ya da suçlama biçiminde ilişkiye yansıyabilir.

Ayrıca göç, çiftin dış destek ağını da ortadan kaldırır. Daha önce geniş aile ya da arkadaş çevresine dağılan duygusal ihtiyaçlar, artık tek bir kişiden beklenmeye başlar. Bu yoğunlaşma, sağlıklı bir ilişkiyi bile zorlayabilir.

Çocuklar, Ergenler ve Yaşlılar İçin Göç

Çocuklar için göçün merkezinde okul, dil ve arkadaşlık ilişkileri vardır. Küçük yaşta göç eden çocuklar dili hızlı öğrenir, ancak aidiyet duygusundaki boşluk sonraki yıllarda ortaya çıkabilir.

Ergenler için süreç özellikle zorlayıcıdır; çünkü ergenlik zaten kimliğin kurulduğu dönemdir. Göç, bu kuruluşun ortasına ikinci bir belirsizlik ekler. Akran grubuna kabul edilme meselesi bu yaşta yaşamsal bir önem taşır.

Yaşlılar için ise kayıp daha keskindir: yeni dili öğrenme kapasitesi azalmış, sosyal ağ küçülmüş, sağlık sistemine erişim zorlaşmıştır. Bu grupta yalnızlık ve depresif belirtiler daha görünür hâle gelir.

Göç Sürecini Kolaylaştıran Etkenler

  • Süreklilik nesneleri: Ana dilde okumak, tanıdık yemekler pişirmek, eski bağlantıları canlı tutmak — bunlar geçmişle kurulan bağı korur.
  • Gerçekçi beklenti: Uyumun aylar değil yıllar aldığını bilmek, kişinin kendine yönelttiği suçlamayı azaltır.
  • Anlamlı bir gündelik ritim: Çalışma, kurs, gönüllülük gibi düzenli yapılar belirsizliği azaltır.
  • Aynı deneyimi paylaşan bir topluluk: Anlaşılmak için açıklamak zorunda kalmamak, yalnızlık hissini belirgin biçimde hafifletir.
  • Duyguya alan açmak: Özlemi ve öfkeyi bastırmak yerine adlandırabilmek, sürecin ilerlemesini kolaylaştırır.

Ne Zaman Profesyonel Destek Almalı?

Göç sonrası zorlanmanın büyük bölümü zamanla ve destekle hafifler. Ancak aşağıdaki durumlar bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşmeyi gerektirebilir:

  • Çökkünlük, kaygı ya da uyku sorunlarının aylardır sürmesi ve gündelik işlevselliği bozması
  • Göç yolculuğunda ya da öncesinde yaşanan travmatik olayların tekrar tekrar zihne gelmesi
  • İlişkilerde belirgin bozulma, sürekli çatışma ya da içe kapanma
  • Alkol veya madde kullanımının baş etme yöntemine dönüşmesi
  • Yaşamı sürdürmeye dair umutsuzluk düşünceleri

Zorunlu göç, savaş ya da yolculuk sırasında yaşanan travmatik deneyimler söz konusuysa sürecin travma boyutuyla birlikte ele alınması önemlidir. Konuşulmadan kalan göç deneyimlerinin sonraki kuşaklara nasıl taşındığı ise ayrı bir başlıktır: kuşaklararası travma aktarımı.

Görüşme talepleri ve sorularınız için İletişim sayfasındaki bilgilerden ulaşabilirsiniz.

Bu yazıyı paylaş

Bu içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır; tanı veya tedavi yerine geçmez.

Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Yetişkinlerde Travma: Belirtileri ve Etkileri
Yetişkinlerde Travma: Belirtileri ve Etkileri
15 Ocak 2024

Yetişkinlerde travma, kişinin baş etme kapasitesini aşan bir olayın ardından...

Devamı
İlişkilerde Şiddet Türleri Nelerdir?
İlişkilerde Şiddet Türleri Nelerdir?
18 Kasım 2024

İlişkilerde şiddet yalnızca fiziksel zarar vermekle sınırlı değildir. Kontrol...

Devamı
Ghosting Nedir ve Neden Yapılır
Ghosting Nedir ve Neden Yapılır
15 Haziran 2024

Ghosting, bir kişiyle olan iletişimin aniden ve açıklama yapmadan kesilmesi...

Devamı
Borderline Kişilik Bozukluğu Nedir? Belirtileri ve Nedenleri
Borderline Kişilik Bozukluğu Nedir? Belirtileri ve Nedenleri
17 Ocak 2023

Borderline kişilik bozukluğu, kişinin duygularını düzenlemekte, ilişkilerde...

Devamı

Yani, “Yaşamın anlamı nedir?” sorusu her zaman cev Yani, “Yaşamın anlamı nedir?” sorusu her zaman cevaplanmak için sorulmuyor. Bazen merakla, bazen de hayattan kopunca soruluyor. Hangisi olduğunu soru değil, soranın hayatı gösteriyor.
Son zamanlarda insanların okumakta ve okuduklarını Son zamanlarda insanların okumakta ve okuduklarını anlamakta zorlandığını görüyorum. Ve bunu genellikle ADHD’ye bağlıyorlar. Fakat her odaklanma güçlüğü ADHD değil. ADHD nörogelişimsel bir tablo; bambaşka bir şey. Benim gördüğüm şey daha çok bir alışkanlık meselesi: Sürekli hızlı, değişken ve yüksek uyarımlı içeriklere maruz kalmak, dikkatimizi kullanma biçimimizi değiştiriyor.
Bir de yapay zekâyla birlikte insanlar düşünmeye daha az ihtiyaç duymaya başladı. Üzerine çok düşünmeden her sorunun cevabını ondan alabiliyorsunuz.  Düşünsenize, sizin yerinize düşünen bir zekâ.
Ama esas kaybettiğimiz şeyin düşünme alışkanlığından çok “bilmeme halinde durabilmek” olduğunu düşünüyorum.
Eskiden metacognition, yani ne düşündüğünü düşünme kavramı benim çok hoşuma giderdi. İlişkisel psikanaliz üzerine aldığım eğitimlerde de seans odasında bunun nasıl işlediğini çok konuşurduk. Ne düşünüyorum? Neden böyle düşünüyorum? Bu düşünce nereden geliyor? Gördüğüm şey gerçekten orada mı, yoksa ben mi ona bir anlam yüklüyorum?
Ve ben bu kavramla etrafa baktığımda insanların bundan ne kadar uzaklaştığını görüyorum.
Biz düşünmezsek nasıl var olacağız? :)
Okumazsak nasıl neden-sonuç ilişkisi kuracağız? Bir fikrin nereden geldiğini, hangi düşünceye dayandığını, neyle çeliştiğini nasıl anlayacağız?
Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, s Şu an yaşadığınız hayatı, hiçbir şey değişmeden, sonsuz kez daha yaşamak zorunda olsaydınız ne hissederdiniz?
Bu soru Nietzsche’ye ait. Bengi dönüş dediği düşünce deneyinde, bir iblis gece yarısı yanınıza sokulur ve der ki: Bu hayatı, her acısı, her sevinci, her sıradan ayrıntısıyla sonsuz kez daha yaşayacaksın. 
Nietzsche sorar: Yere kapanıp lanet mi edersiniz, yoksa “bundan daha güzel bir şey duymadım” diyebileceğiniz bir an yaşadınız mı hiç?
Psikiyatr Irvin Yalom bu soruyu terapide bir turnusol kâğıdı gibi kullanır. Çünkü aynı hayatı tekrar yaşama fikri size dayanılmaz geliyorsa, bunun çoğu zaman tek bir açık nedeni vardır: Hayatınızı henüz iyi yaşamadığınıza inanıyorsunuzdur. Yalom’un dikkat çektiği şey de budur: Ölümden en çok korkan, hayatı en çok seven değil, çoğu zaman hayatını en az yaşamış olandır.
Ama sorunun amacı sizi geçmişin pişmanlığında boğmak değil. Yön ileri: Bundan sonra hayatımı nasıl yaşamalıyım ki, beş yıl sonra dönüp baktığımda yeni pişmanlıklar biriktirmemiş olayım?
Bengi dönüş iblisi bu gece kapınızı çalsa, ona ne cevap verirdiniz?
Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derin Psikanaliz denince çoğumuzun aklına içimizde derinlerde saklı duran karanlık bir depo, mistik bir hayal gücü veya açılmayı bekleyen gizli bir kutu gelir. Özellikle Jung ve romantik filozoflar, bilinçdışını her şeyin içine tıkıştırıldığı karmaşık bir yığın veya “karanlık bir irade” olarak resmetmişlerdir. Ancak Jacques Lacan, bu yaygın inancı kökünden sarsar.
Lacan’a göre bilinçdışı varlıksal (ontolojik) bir madde veya mekân değil; bir boşluk, bir yarık ve bir kesintidir. Kusursuzca işlediğini sandığımız günlük hayatımızda, düzgün akan bir cümlemizde aniden ortaya çıkan bir tökezleme, bir duraksama ya da rüyamızdaki mantıksız bir kopuş basit bir yorgunluk belirtisi değildir. 
Lacan, Freud’un tam da bu aksayan yerde, söylemdeki o delikte ya da boşlukta ne bulduğunu sorar ve şu sarsıcı cevabı verir: Henüz gerçekleşmemiş bir şey.
Bilinçdışı bize kendini “doğmamış olanın alanında askıda bekleyen” bir şey olarak gösterir. Bu yüzden dilimiz sürçtüğünde yaşadığımız o anlık bocalama, aslında o tanımsız boşluktan kelimenin tam anlamıyla doğan bir “buluş” veya bize beklediğimizden hem daha azını hem de daha fazlasını veren bir “sürpriz” niteliğindedir.
Ancak bu sürpriz kalıcı değildir. Lacan’ın vurguladığı gibi, bilinçdışının adeta ritmik bir nabız atışı işlevi vardır; o yarıktan bir anlığına gün ışığına çıkar, gerçekleşmemiş arzunun hakikatini fısıldar ve hemen ardından tekrar kendi üstüne kapanıp kaybolmaya yazgılıdır. O kapanmadan önceki kısacık an, kendimizi en çok ele verdiğimiz andır.
Yani bir dahaki sefere diliniz sürçtüğünde veya tuhaf bir rüya gördüğünüzde bunu sıradan bir “hata” diyerek geçiştirmeyin. Çünkü tam o anda, içinizde henüz gerçekleşmemiş bir arzu, o kısacık boşluktan size bir şeyler anlatmaya çalışıyor olabilir.
🌷
#psikoloji
Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızc Aldatma sonrası güvenin yeniden kurulması, yalnızca “özür dilemekle” mümkün olmaz. Özür önemli olabilir; fakat asıl belirleyici olan, aldatan kişinin kendi davranışını gerçekten anlamaya çalışıp çalışmadığıdır.
“Ama sen de…” diye başlayan savunmalar, aldatılan kişinin tepkisini abartılı bulmak ya da ilişki sorunlarını aldatmanın gerekçesi gibi sunmak, onarımı zorlaştırır.
Çünkü güven, ancak sorumluluğun gerçekten alındığı bir yerde yeniden kurulabilir.
Bu konuyu daha ayrıntılı ele aldığım “Aldatma Sonrası Güven Yeniden Kurulur mu?” başlıklı yazıyı tugceturanlar.com’da okuyabilirsiniz.
🌷 
#psikoloji
Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir? Travmatik bir deneyimi anlatmak neden iyileştirir?
Bu sorunun cevabı, “konuşmak iyi gelir”den çok daha derine gidiyor.
Psikanalitik perspektiften bakıldığında anlatı; zihnin ham halde tuttuğu, henüz tam olarak işleyemediği deneyimi daha düşünülebilir bir forma sokma girişimidir.
Adı konulamayan şey her zaman yok olmaz. Bazen semptom olarak, beden tepkisi olarak ya da ilişkilerde tekrar eden örüntüler olarak kendini göstermeye devam eder.
Anlatmak, bu döngüyü fark etmeye ve yaşanan deneyime başka bir yerden bakmaya yardım edebilir.
Ama iyileştirici olan yalnızca anlatmak değildir. Güvenli, duyulduğunuz ve yargılanmadığınız bir ilişki içinde anlatabilmektir.
#psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.