Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim

Tuğçe Turanlar

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • Hizmetler
    • Bireysel Terapi
    • Çift Terapisi
    • EMDR Terapisi
  • Konular
    • İlişkiler ve Bağlanma
    • Kaygı ve Anksiyete
    • Travma ve Bedensel Bellek
    • Psikanalitik Düşünce
  • Podcast
  • İletişim
featured_image

Dişi Narsisizm ve Erkek Narsisizmi Nedir?

18 Ağustos 2025 Yazar: Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar İlişkiler ve Bağlanma 0 Yorum

Dişi narsisizm, psikoterapist Bärbel Wardetzki’nin ilişkilerde narsisistik örüntüleri anlamak için kullandığı kavramlardan biridir. Bu kavram, biyolojik olarak yalnızca kadınlara ait bir narsisizm türünü anlatmaz. Daha çok, toplumsal olarak “uyumlu, besleyici, kendinden vazgeçen, kabul görmek için kendini küçülten” rollerle şekillenen narsisistik bir dışavurum biçimini ifade eder.

Wardetzki’ye göre narsisizmin ilişkilerde görülen iki farklı yüzünden söz edilebilir: erkek narsisizmi ve dişi narsisizm. Erkek narsisizmi daha çok güç, kontrol, mesafe ve üstünlük üzerinden görünürken; dişi narsisizm uyum, kurbanlık, kendini feda etme ve başkasının varlığı üzerinden değer kazanma çabasıyla kendini gösterebilir.

Bu ayrım, “kadınlar böyledir, erkekler şöyledir” demek için kullanılmaz. Bir erkek dişi narsisizm örüntüsünü, bir kadın da erkek narsisizmi örüntüsünü taşıyabilir. Buradaki mesele biyolojik cinsiyet değil; narsisistik yaralanmanın toplumsal roller içinde nasıl biçimlendiğidir.

Narsisizm psikolojide hem kişilik özelliği düzeyinde hem de klinik tanı düzeyinde ele alınabilir. Narsisistik kişilik bozukluğu ise kalıcı, yaygın ve işlevselliği etkileyen bir örüntü olarak klinik değerlendirme gerektirir. Araştırmalar, narsisistik kişilik bozukluğunu kişinin kendilik önemine dair abartılı bir algı, hayranlık ihtiyacı ve empati güçlükleriyle birlikte; eleştiriye karşı kırılganlık ve ilişkilerde sorunlarla ilişkili bir durum olarak açıklar.

Bu yazıda amaç tanı koymak değil; ilişkilerde görülebilen dişi narsisizm ve erkek narsisizmi örüntülerini daha anlaşılır, dikkatli ve klinik bir çerçevede ele almaktır.

Dişi Narsisizm Nedir?

Dişi narsisizm, kişinin kendi değerini doğrudan hissetmekte zorlandığı; bu nedenle kabul görmek, sevilmek, onaylanmak ya da ilişki içinde vazgeçilmez olmak için kendini aşırı uyumlu, fedakâr veya kurban konumuna yerleştirdiği bir örüntü olarak düşünülebilir.

Bu örüntüde kişi dışarıdan bakıldığında kendini beğenmiş ya da üstün görünmeyebilir. Tam tersine, kendinden vazgeçen, çok uyum sağlayan, karşı tarafı memnun etmeye çalışan, “ben önemli değilim” diyen bir konumda olabilir.

Fakat bu kendini küçültme hali de narsisistik bir yaralanmayla ilişkili olabilir. Çünkü kişinin benlik değeri yine dışarıdan gelen onaya, kabul edilmeye, arzu edilmeye veya bir başkasının güçlü varlığına bağlanır.

Dişi narsisizmde kişi şu içsel duygularla zorlanabilir:

“Yeterince değerli değilim.”
“Sevilmek için uyum sağlamalıyım.”
“Kendi ihtiyacımı söylersem terk edilirim.”
“Ancak onun yanında değerli hissediyorum.”
“Beni seçerse ben de değerli olurum.”
“Kendi başıma yeterli değilim.”

Bu nedenle dişi narsisizm, yüzeyde fedakârlık gibi görünse de derinde değersizlik, terk edilme korkusu, onay ihtiyacı ve kimliğini ilişki üzerinden kurma çabasıyla bağlantılı olabilir.

Erkek Narsisizmi Nedir?

Erkek narsisizmi, Wardetzki’nin çerçevesinde daha çok güç, üstünlük, kontrol, mesafe ve hayranlık ihtiyacı üzerinden görünür. Burada kişi kırılganlığını doğrudan göstermek yerine başarı, güç, ulaşılmazlık veya kontrol üzerinden telafi etmeye çalışabilir.

Bu örüntüde kişi kendini yüceltme, eleştiriyi kaldıramama, partnerini değersizleştirme, ilişkiyi kendi ihtiyaçları etrafında düzenleme veya hayranlık bekleme eğiliminde olabilir.

Erkek narsisizmi şu içsel cümlelerle kendini gösterebilir:

“Zayıf görünmemeliyim.”
“Kontrol bende olmalı.”
“Bana hayran olunmalı.”
“Hata yaparsam değerim düşer.”
“Yakınlık beni kırılgan yapar.”
“İhtiyaç duymak güçsüzlüktür.”

Bu örüntüde kişi çoğu zaman yakınlıktan çok kontrolü, karşılıklı açıklıktan çok üstünlüğü, kırılganlığı paylaşmaktan çok mesafeyi seçebilir. İlişkide partner, ayrı bir birey olmaktan çok kişinin benlik değerini destekleyen, onu onaylayan ya da ona hayranlık göstermesi beklenen bir konuma itilebilir.

Dişi ve Erkek Narsisizmi Biyolojik Cinsiyetle mi İlgilidir?

Hayır. Dişi narsisizm ve erkek narsisizmi kavramları biyolojik cinsiyet ayrımı gibi okunmamalıdır. Bu kavramlar, narsisistik yaralanmanın toplumsal roller içinde nasıl farklı biçimlerde ifade edilebildiğini anlamak için kullanılabilir.

Toplumsal olarak erkeklerden güçlü, kontrol sahibi, mesafeli ve kırılganlığını göstermeyen bir konum beklenebilir. Kadınlardan ise uyumlu, fedakâr, ilişkileri sürdüren, başkalarının ihtiyaçlarını önceleyen ve kabul görmek için kendini düzenleyen bir konum beklenebilir.

Bu nedenle:

Bir kadın erkek narsisizmi örüntüsü gösterebilir.
Bir erkek dişi narsisizm örüntüsü gösterebilir.
Aynı kişide iki örüntü farklı zamanlarda birlikte görülebilir.
Bu örüntüler tanı değil, ilişkisel dinamikleri anlamaya yardımcı kavramlardır.

Bu ayrımı klinik olarak dikkatli kullanmak önemlidir. Çünkü amaç kişileri “narsist kadın” veya “narsist erkek” diye etiketlemek değil; ilişkideki görünmez değersizlik, telafi, kontrol, uyum ve onay döngülerini anlamaktır.

Dişi Narsisizm Belirtileri İlişkilerde Nasıl Görülür?

Dişi narsisizm ilişkilerde çoğu zaman aşırı uyum, kendini feda etme, partneri idealize etme ve kendi değerini partner üzerinden hissetme biçiminde görünebilir.

Kişi partnerinin başarısını, gücünü, statüsünü veya ilgisini kendi değerinin kanıtı gibi yaşayabilir. Partnerin ona bakışı, onun kim olduğunu belirler hale gelebilir.

İlişkilerde şu örüntüler görülebilir:

Partneri aşırı idealize etmek.
Kendi ihtiyaçlarını sürekli ertelemek.
Kabul görmek için uyum sağlamak.
Terk edilmemek için susmak veya katlanmak.
Partnerin güçlü yanlarıyla özdeşleşmek.
İlişkide kendi sınırlarını kaybetmek.
Kendini kurban gibi hissetmek.
Kızgınlığı doğrudan ifade etmek yerine pasif biçimde göstermek.
Partnerden gelen ilgiye göre değerli veya değersiz hissetmek.

Bu örüntüde kişi dışarıdan çok fedakâr görünebilir. Ancak içeride yoğun bir onay ihtiyacı, değersizlik korkusu ve “ben tek başıma yeterli değilim” hissi bulunabilir.

Erkek Narsisizmi Belirtileri İlişkilerde Nasıl Görülür?

Erkek narsisizmi ilişkilerde daha çok kontrol, mesafe, hayranlık beklentisi ve değersizleştirme üzerinden görünür.

Kişi ilişkide üstün konumda kalmak isteyebilir. Partnerinin ihtiyaçlarını zayıflık, eleştiri ya da tehdit gibi algılayabilir. Kırılganlık hissettiğinde bunu doğrudan ifade etmek yerine öfke, küçümseme, geri çekilme veya saldırgan savunmalarla gösterebilir.

İlişkilerde şu örüntüler görülebilir:

Kontrolü elinde tutmak istemek.
Partnerin ilgisini ve hayranlığını beklemek.
Eleştiriye yoğun tepki vermek.
Hata kabul etmekte zorlanmak.
Partneri küçümsemek veya değersizleştirmek.
Yakınlık arttığında mesafe koymak.
Duygusal ihtiyaçları zayıflık gibi görmek.
İlişkide güç dengesini kendi lehine tutmak.
Kırılganlık yerine öfke veya soğukluk göstermek.

Bu örüntüde kişi çok güçlü görünse de, derinde değersizlik, utanç, kırılganlık ve eleştiriye karşı hassasiyet bulunabilir.

Dişi ve Erkek Narsisizminin Ortak Noktası Nedir?

Dişi narsisizm ve erkek narsisizmi farklı görünse de aynı temel yaradan beslenebilir: değersizlik hissi.

Bir örüntü değersizliği üstünlükle telafi eder.
Diğeri değersizliği uyum ve kabul arayışıyla telafi eder.

Birinde kişi “Bana hayran olmalısın” diyebilir.
Diğerinde kişi “Beni seçersen değerli olurum” hissiyle hareket edebilir.

Birinde kontrol ve mesafe öne çıkar.
Diğerinde uyum ve kendinden vazgeçme öne çıkar.

Her iki durumda da kişinin benlik değeri içeriden düzenlenmekte zorlanır ve dışarıdan gelen onay, hayranlık, kabul ya da ilişki üzerinden ayakta tutulmaya çalışılır.

Bu nedenle narsisistik örüntüleri yalnızca “bencillik” olarak görmek eksik kalır. Narsisizm çoğu zaman kırılgan bir benlik değerini koruma çabasıyla ilişkilidir. Güncel araştırmalar da narsisizmin yalnızca büyüklenmeci değil, kırılgan biçimlerde de görülebileceğini ve cinsiyetle ilişkili dışavurumların karmaşık olduğunu göstermektedir. Örneğin Green, MacLean ve Charles’ın çalışması, yakın partner şiddeti bağlamında grandiyöz ve kırılgan narsisizm örüntülerinin cinsiyete göre farklı bağlantılar gösterebildiğini bildirmiştir.

Dişi Narsisizm Kırılgan Narsisizmle İlişkili midir?

Dişi ve erkek narsisizmi ayrımı, güncel psikoloji literatüründeki büyüklenmeci narsisizm ve kırılgan narsisizm ayrımıyla birebir aynı değildir; ancak bazı noktalarda temas eder.

Büyüklenmeci narsisizm daha çok üstünlük, hak görme, hayranlık beklentisi ve kendini yüceltme ile ilişkilidir. Kırılgan narsisizm ise utanç, hassasiyet, değersizlik, alınganlık, geri çekilme ve içsel kırılganlıkla daha fazla bağlantılıdır.

Erkek narsisizmi daha çok büyüklenmeci tarafa yakın görünebilir. Dişi narsisizm ise kırılgan narsisizmle bazı ortak özellikler taşıyabilir. Ancak bu kesin bir eşleştirme değildir. Her iki örüntü de aynı kişide farklı zamanlarda görülebilir.

Bu nedenle bu kavramları katı kategoriler gibi değil; ilişkilerde ortaya çıkan farklı benlik savunmaları ve değer arayışları gibi düşünmek daha sağlıklı olur.

Narsisistik Örüntüler Nasıl Fark Edilir?

Aşağıdaki sorular bir tanı aracı değildir. Yalnızca kişinin kendi ilişkisel örüntülerini düşünmesine yardımcı olabilir.

Şu cümleler size tanıdık geliyor mu?

“Başkalarının hayranlığına ihtiyaç duyuyorum.”
“Eleştirildiğimde çok yoğun inciniyorum veya öfkeleniyorum.”
“İlişkide kontrolün bende olmasını istiyorum.”
“Zayıf görünmekten korkuyorum.”
“Partnerimin bana hayran olması beni değerli hissettiriyor.”
“Yakınlık arttığında geri çekilmek istiyorum.”

Bu cümleler daha çok erkek narsisizmi örüntüsüne yakın olabilir.

Şu cümleler size tanıdık geliyor mu?

“Kabul görmek için çok uyum sağlıyorum.”
“Kendi ihtiyaçlarımı söylersem terk edilmekten korkuyorum.”
“Partnerim beni seçerse değerli hissediyorum.”
“Kendimi ilişkide sık sık kurban gibi hissediyorum.”
“Onun güçlü yanlarıyla kendimi tamamlanmış hissediyorum.”
“Kendi sınırlarımı korumakta zorlanıyorum.”

Bu cümleler ise dişi narsisizm örüntüsüne daha yakın olabilir.

Ancak tekrar etmek gerekir: Bunlar tanı koymaz. Yalnızca kişinin kendi iç dünyasını, ilişki biçimini ve değer arayışını düşünmesi için bir farkındalık alanı açar.

Narsisistik Örüntüler Nasıl Şekillenir?

Narsisistik örüntüler çoğu zaman erken dönem ilişkisel deneyimler, bağlanma biçimleri, aile içi roller, duygusal ihtiyaçların karşılanma biçimi ve toplumsal beklentilerle bağlantılıdır.

Çocuklukta kişi yalnızca başarılı olduğunda, uyum sağladığında, güzel göründüğünde, güçlü kaldığında ya da başkalarının ihtiyacını karşıladığında değer gördüyse; yetişkinlikte benlik değerini de benzer koşullara bağlayabilir.

Bazı kişiler için değerli olmak güçlü olmaktır.
Bazıları için değerli olmak vazgeçilmez olmaktır.
Bazıları için değerli olmak beğenilmektir.
Bazıları için değerli olmak birinin ihtiyacını karşılamaktır.

Bu nedenle dişi narsisizm ve erkek narsisizmi yalnızca bireysel özelliklerle açıklanamaz. Aile, kültür, toplumsal cinsiyet beklentileri ve kişinin erken ilişkisel deneyimleri bu örüntülerin nasıl şekillendiğinde önemli rol oynayabilir.

Narsisizm ile Narsisistik Kişilik Bozukluğu Aynı Şey mi?

Hayır. Narsisizm ile narsisistik kişilik bozukluğu aynı şey değildir.

Herkesin değer görme, beğenilme, sevilme, kabul edilme ve önemli hissetme ihtiyacı vardır. Bu ihtiyaçlar insan olmanın doğal parçalarıdır. Sorun, bu ihtiyaçların katı, sürekli, ilişkileri bozan ve kişinin kendisini ya da başkalarını gerçekçi biçimde görmesini zorlaştıran bir örüntüye dönüşmesidir.

Narsisistik kişilik bozukluğu ise klinik değerlendirme gerektiren bir tanıdır. Bu tanı, yalnızca birkaç davranışa bakılarak dışarıdan konulamaz. Kişinin benlik algısı, empati kapasitesi, ilişki kurma biçimi, işlevselliği ve örüntülerin sürekliliği birlikte değerlendirilmelidir. Britannica, narsisistik kişilik bozukluğunun klinik değerlendirme ile tanılandığını ve DSM-5’te büyüklenme, dikkat çekme ve kişilik işlevselliğindeki belirgin güçlüklerle ilişkili olduğunu belirtir.

Bu nedenle “dişi narsisizm” veya “erkek narsisizmi” ifadeleri tanı değildir. Bunlar, ilişkilerde görülebilen narsisistik dışavurumları anlamak için kullanılan kavramsal çerçevelerdir.

İlişkilerde Bu Örüntüler Nasıl Dönüştürülebilir?

Narsisistik örüntüleri dönüştürmek, kişinin kendisini suçlaması ya da kendine “narsistim” etiketi yapıştırmasıyla gerçekleşmez. Dönüşüm, kişinin kendi değersizlik yarasını, onay arayışını, ilişki içinde aldığı rolleri ve savunma biçimlerini fark etmesiyle başlar.

Terapi sürecinde şu alanlar çalışılabilir:

Kendi değerini yalnızca dış onaya bağlamamak.
İlişkide kontrol veya aşırı uyum örüntülerini fark etmek.
Kırılganlıkla daha sağlıklı temas kurmak.
Eleştiriye verilen yoğun tepkileri anlamak.
Kendi ihtiyaçlarını ve sınırlarını tanımak.
Partneri idealize etmeden ya da değersizleştirmeden görebilmek.
Kurban, kurtarıcı veya üstün konumlarını fark etmek.
Daha gerçekçi, daha dengeli ve daha otantik bir benlik değeri geliştirmek.

Bu süreç kolay olmayabilir. Çünkü narsisistik savunmalar çoğu zaman kişinin kendini korumak için uzun yıllar geliştirdiği yöntemlerdir. Ancak farkındalık, sorumluluk ve düzenli psikoterapi çalışmasıyla daha sağlıklı ilişki biçimleri gelişebilir.

Narsisistik İlişki Döngülerinde Ne Zaman Destek Alınmalı?

Aşağıdaki durumlarda bir ruh sağlığı uzmanından destek almak yararlı olabilir:

İlişkilerde sürekli aynı döngüleri yaşıyorsanız.
Kendinizi sık sık değersiz, yetersiz veya görünmez hissediyorsanız.
Partnerinizi aşırı idealize edip sonra yoğun hayal kırıklığı yaşıyorsanız.
İlişkide sürekli kontrol etme ya da kontrol edilme döngüsü varsa.
Kabul görmek için kendinizden vazgeçiyorsanız.
Eleştirildiğinizde yoğun öfke, utanç veya çöküş yaşıyorsanız.
Sınır koymakta veya başkasının sınırını kabul etmekte zorlanıyorsanız.
İlişkide duygusal manipülasyon, baskı, tehdit veya şiddet varsa.

Özellikle şiddet, tehdit, yoğun kontrol veya güvenlik riski varsa öncelik ilişkiyi analiz etmek değil, güvenliği sağlamaktır. Böyle durumlarda bireysel destek ve güvenlik planı öncelikli olabilir.

Dişi ve Erkek Narsisizmi Aynı Değersizlik Yarasıyla İlişkili Olabilir

Dişi narsisizm ve erkek narsisizmi farklı biçimlerde görünse de temelinde çoğu zaman benzer bir yara vardır: kişinin kendi değerini içeriden hissedememesi.

Erkek narsisizmi bu yarayı güç, kontrol, mesafe ve üstünlükle örtebilir. Dişi narsisizm ise uyum, kurbanlık, kendini feda etme ve başkasının değerine tutunma üzerinden görünür hale gelebilir.

Bu örüntüleri anlamak, kişileri etiketlemek için değil; ilişkide tekrar eden döngüleri daha net görebilmek için önemlidir. Asıl hedef, narsisistik savunmaların ötesinde daha gerçekçi, daha esnek ve daha sağlıklı bir benlik değeri geliştirebilmektir.

Okuyucu İçin Not

Bu yazı genel bilgilendirme ve psikoeğitim amacı taşır. Tanı koyma, kişileri etiketleme veya ilişki hakkında kesin yargı verme amacı içermez. Narsisistik kişilik bozukluğu ancak bir ruh sağlığı uzmanı tarafından klinik değerlendirme ile ele alınabilir. İlişkide şiddet, tehdit, baskı, kontrol veya güvenlik riski varsa profesyonel destek almak önemlidir.

Ek kaynak: Narsisistik kişilik bozukluğunun klinik belirtileri, ilişkiler üzerindeki etkileri ve tedavi yaklaşımı hakkında daha fazla bilgi için Mayo Clinic’in bilgilendirme sayfasına bakılabilir. Ayrıca “Kişilik Bozukluklarında EMDR Terapisi” başlıklı yazımızı da okuyabilirsiniz.

Dişi Narsisizm Erkek Narsisizm İlişkiler Kırılgan Narsisizm Narsisizm narsist
Önceki
Sonraki

İlgili Makaleler

Travma Bağı Nedir, Travma Bağından Nasıl Kurtulurum?
Travma Bağı Nedir, Travma Bağından Nasıl Kurtulurum?
23 Aralık 2023

Travma Bağı Nedir? Travma bağı, genellikle zorlu ve toksik ilişkilerde, kişinin...

Devamı
Mikro Aldatma ve İlişkiler
Mikro Aldatma ve İlişkiler
19 Ağustos 2025

Romantik ilişkiler, sevgi, bağlılık ve güven üzerine inşa edilen en önemli sosyal...

Devamı
Bağlanma Stilleri Nedir?
Bağlanma Stilleri Nedir?
14 Ekim 2025

Bağlanma stilleri, kişinin yakın ilişkilerde güven, mesafe, bağlılık, terk edilme...

Devamı
Çocuklar için Ölüm ve Kaybı Anlama
Çocuklar için Ölüm ve Kaybı Anlama
7 Eylül 2021

Çocuklar için Ölüm Kavramı Çocuğun ölümün anlamını kavraması; yaşına, gelişim...

Devamı

Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimiz Bazı duygular yalnızca geçip gitmez; ilişkilerimizde, seçimlerimizde, tekrar eden döngülerimizde iz bırakır.

Seans Odası Sakinleri’nde, bireysel terapi ve çift terapisi alanında çalışan bir klinik psikolog olarak insanın iç dünyası, ilişkileri ve kendini anlama yolculuğu üzerine düşüncelerimi paylaşıyorum.

Bazen bir ilişkinin içindeki görünmeyen döngülere, bazen travmanın bugüne bıraktığı izlere, bazen de çocukluktan taşınan bağlanma biçimlerine bakıyoruz.

Jung, Freud, çağdaş psikanalitik düşünce, masallar, filmler ve gündelik hayattan tanıdık duygular bu yolculukta bize eşlik ediyor.

🎙️ Seans Odası Sakinleri’ni Spotify, Apple Podcasts ve diğer podcast platformlarında dinleyebilirsiniz 🤍
“İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimiz “İçimizde olup biteni bilinçli hale getirmediğimizde, onu dış dünyada kaderimizmiş gibi yaşarız.” - Jung

Bazen benzer ilişkilere çekilir, benzer insanlara öfkelenir, benzer durumlarda geri çekilir ya da aynı tür hayal kırıklıklarını farklı sahnelerde yeniden yaşarız. Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar şanssızlık, kader ya da hayatın bize hazırladığı bir tekrar gibi görünebilir. Oysa dış dünyada sürekli karşımıza çıkan şey, bazen içimizde henüz fark edilmemiş olanın izidir.

Bilinçdışı, yalnızca bastırılmış anılardan ya da unutulmuş deneyimlerden oluşmaz. Çocuklukta geliştirdiğimiz savunmalar, ilişkiler içinde öğrendiğimiz roller, kendimize dair inançlarımız, korkularımız, arzularımız ve gölgede kalan yanlarımız da bilinçdışının parçalarıdır. 
Örneğin “Ben hep terk ediliyorum” diye düşündüğünüzde, farkında olmadan terk edilmeyi bekleyen, yakınlığı tehdit gibi algılayan ya da ilişkilerde kendinizi sürekli aynı mesafeye yerleştiren bir iç düzenekle hareket ediyor olabilirsiniz. 

Bu yaşadığınız acının gerçek olmadığı anlamına gelmez. Tam tersine, acının yalnızca dış koşullardan değil, içsel tekrar örüntülerinden de beslendiğini gösterir. Elbette her şeyin nedeni bilinçdışı değildir. Toplumsal koşullar, travmalar, kayıplar, ekonomik gerçekler ve başkalarının davranışları yaşamımız üzerinde gerçek bir etkiye sahiptir.

Fark edilmeyen duygu çoğu zaman davranışa dönüşür. Kabul edilmeyen öfke pasif saldırganlık olarak ortaya çıkabilir. Tanınmayan değersizlik hissi sürekli onay arayışına dönüşebilir. Yüzleşilmeyen korku ise kontrol ihtiyacı olarak ilişkilerimize sızabilir. 

Bilinçli hale getirmek, yalnızca zihinsel olarak “anlamak” değildir. Kendi iç dünyamızı gözlemleyebilmek, duygularımıza isim verebilmek, tetiklendiğimiz anları fark edebilmek ve eski tepkilerimizle bugünkü gerçekliği ayırt edebilmektir. 

Terapi de çoğu zaman tam olarak bu alanda çalışır: kader sandığımız tekrarları psikolojik bir dile çevirmek. İç dünyamızı tanımaya başladığımızda dış dünya tamamen değişmeyebilir. Ancak biz, aynı dünyaya aynı bilinçdışı zorunluluklarla cevap vermek zorunda kalmayız. 🌷

Klinik Psikolog Tuğçe Turanlar

#psikoloji
Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerç Hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu?
Bazen birine gerçekten değil, onun üzerindeki kendi hayalimize, özlemimize ya da eksik kalan bir parçamıza tutuluruz. Jung’a göre aşkın ilk dönemindeki bu büyülenmede projeksiyon önemli bir rol oynar; karşımızdaki kişiyi olduğu gibi değil, içimizde taşıdığımız imgeyle birlikte görürüz.

Bu bölümde aşkı, projeksiyonu, anima-animus kavramlarını ve Her filmi üzerinden kurduğumuz o ilk büyülenmenin neden bu kadar güçlü olduğunu anlatıyorum.

Bu sorunun cevabını Jung’un kavramları üzerinden daha derinlemesine dinlemek isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. Bölümü Apple Podcasts ve Spotify üzerinden dinleyebilirsiniz 🩵

#podcast #psikoloji
“Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zam “Yeterince iyi olursam sevilirim” inancı, çoğu zaman çocuklukta duygusal olarak yeterince görülmemiş olmanın izlerini taşır. Duygusal olarak yeterince ulaşılabilir olmayan ebeveynlerle büyüyen çocuk, sorunu kendinde arar. Daha uyumlu, daha başarılı, daha sessiz ya da daha az talepkar olursa sevileceğine inanır. Bu strateji çocuklukta ilişkiyi koruyarak hayatta kalmayı sağlar; ancak yetişkinlikte kişinin kendi ihtiyaçlarını bastırmasına, ilişkilerde fazla sorumluluk almasına ve sürekli onay aramasına yol açabilir.
İyileşme, geçmişte hayatta kalmanızı sağlayan bu eski örüntüyü fark etmekle başlar. Yetişkinlikte sağlıklı ve güvenli bağlar kurmak; kusursuz bir rol yapmayı değil, kendi sınırlarınız ve ihtiyaçlarınızla sahici bir şekilde var olabilmeyi gerektirir. Unutmayın, sevgi kazanılması gereken bir ödül değildir. Değeriniz, ne kadar faydalı olduğunuzla değil; var olmanızla ilgilidir. 🩵

#psikoloji
Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize Bazı yanlarımızı saklarız; çünkü onları kendimize yakıştıramayız.
Öfke, kıskançlık, kırılganlık ya da güç arzusu bazen ‘ben böyle biri değilim’ diyerek bilinçdışına itilir. Ama bastırılan şey kaybolmaz; çoğu zaman başka insanlarda bizi en çok rahatsız eden şey olarak geri döner. Jung buna gölge der. Dr. Jekyll ve Bay Hyde hikayesi de tam olarak bunu anlatır: insanın kendinden ayırmaya çalıştığı karanlık yan, yok olmaz; güçlenerek geri döner. 

Bu bölümde gölgeyi, projeksiyonu ve neden bazı yanlarımızı inkar ettiğimizi bu hikaye üzerinden anlatıyorum. 

Bu sorunun cevabını Jung’un gölge kavramı üzerinden daha derinlemesine anlamak isterseniz, profildeki linkten Seans Odası Sakinleri podcastine ulaşabilirsiniz. 

Bölümü Apple Podcasts ve Spotify’dan dinleyebilirsiniz 🎙️

#psikoloji #podcast
Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sah Yalnızlık, çoğu zaman tek başına olmaktan çok, sahici bir yakınlık kuramamaktan doğar. Bu nedenle insan bazen kalabalıkların içinde, ilişkilerin ortasında ve sürekli iletişim hâlindeyken bile kendini derinden yalnız hisseder. 

Sorun her zaman çevrede kaç kişinin olduğu değildir; o ilişkilerin ne kadar güvenli, karşılıklı ve duygusal olarak taşıyıcı olduğudur.

Sosyal medya çağında bu ayrım daha da belirginleşti. İnsanlar hiç olmadığı kadar görünür, ulaşılabilir ve bağlantı içinde. Ancak bağlantının artması, yakınlığın da arttığı anlamına gelmiyor. Mesajlaşmak, birbirini izlemek ya da sürekli çevrimiçi kalmak; anlaşılma, görülme ve duygusal olarak karşılık bulma ihtiyacını her zaman karşılamıyor. Bu yüzden kişi çok sayıda ilişki içinde olsa bile, gerçek bir temas yaşamadığında yalnızlık sürüyor.

Yalnızlığı ağırlaştıran bir başka etken de, tek başına olmaya yüklenen anlamdır. Çünkü tek başınalık ile yalnızlık aynı şey değildir. Tek başına olmak kimi zaman içe dönüş, dinlenme ve ruhsal toparlanma alanı sunabilir. Yalnızlık ise ilişki içinde de hissedilebilen bir kopukluk hâlidir. İnsan her yalnız kaldığında zarar görmez; ama kendisi olarak var olamadığı ilişkiler içinde giderek daha fazla yalnızlaşabilir.

Bu yüzden yalnızlığı yalnızca daha fazla sosyalleşme ihtiyacı olarak görmek yeterli değildir. Bazen ihtiyaç duyulan şey daha çok insan değil, daha sahici temas; bazen de yakınlıkla, mesafeyle ve tek başınalıkla kurulan içsel ilişkiyi yeniden düşünmektir🌷

#psikoloji
Instagram'da takip et

  • KVKK Aydınlatma Metni
  • Web Sitesi Aydınlatma Metni
  • Çerez Politikası
  • uzmanpsikologtugceturanlar@gmail.com
  • 0532 053 39 92 WhatsApp üzerinden ulaşabilirsiniz

Adres

Kuloğlu Mah. Ağa Hamamı Sok. Yasemin Apt. No:14 D:1 Beyoğlu / İstanbul

Bu internet sitesinin içeriği ve uygulamaları, sadece bilgilendirme ve eğitim amaçlı olup, herhangi bir şekilde tıbbi öneri verme veya herhangi bir danışan sağlama amacı ile oluşturulmamıştır. Sitemizde yer alan alıntı ve görüşler açıkça belirtilmediği takdirde resmi görüşlerini yansıtmamaktadır.